1 Mayıs ve Avrupa işçi sınıfının durumu

Gazeteci-yazar Yücel Özdemir, Evrensel gazetesindeki yazısında salgın krizinde Avrupa sendikalarının kendilerinden beklenen çabayı göstermediğine dikkat çekti. Örnekler de veren Özdemir’e göre “işbirlikçi sendikalar da bu süreçte adeta işçilerin değil sermayenin temsilcisi gibi davranıyor.”

İşçi sınıfı ikinci kez Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs’ı pandemi koşullarında kutluyor.

Tabii buna kutlama denilebilirse…

Pankartlar açılıp, bayraklar çekilip, sıra sıra kortejler kurulup talepler açık ve yüksek sesle, hem de burjuvazi ve onun temsilcilerinin kulaklarını patlatırcasına haykırılmadıkça, 1 Mayıs işçi sınıfının şanına yakışır şekilde kutlanmış sayılmaz.

Bu nedenle 2 yılın üzerine çizgi çekip, biriken öfkeyi normal koşullar geri geldiğinde uluslararası çapta en kısa zamanda yeniden, hem de daha güçlü bir şekilde haykırmanın zamanını kollamak kaçınılmaz görünüyor. Çünkü, bu 2 yılda işçi sınıfının iktidar olmadığı bir dünyada insanlığın sağlıklı bir şekilde ayakta durmasının zor olduğunu yaşayarak gördük. Bu iki yılda dünyanın her yerinde pandeminin asıl olarak işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamını sarstığı da görüldü.

Koşullar ve sorunlar ağırlaştıkça egemen sınıflar, işçi sınıfının biriken sorunlara karşı kendi dünya görüşünü, talep ve özlemlerini haykırmasını sürekli engellemenin çabası içinde. Bugün de artan vaka sayılarını gerekçe göstererek 1 Mayıs’ta mümkün olduğunca az sesin duyulmasını istiyorlar. Hatta pandemi koşullarında dışarıda eylem ve yürüyüş yapmanın gerçekçi olmadığı ifade edilerek yasak kararları alınabiliyor.

HEMEN SİNİP GERİ ÇEKİLEN SENDİKALAR

Daha birkaç gün öncesine kadar Almanya, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerde binlerce, on binlerce aşırı sağcının bir araya gelerek korona kısıtlamalarını protesto etmesine göz yumanlar, mesele 1 Mayıs olunca enfeksiyon yasalarını Demokles’in Kılıcı gibi emekçilerin tepesinde sallandırıyorlar. Bunda hemen sinip geri çekilen sendikaların da sorumluluğu büyük.

Son iki yılda bırakalım dünyanın yoksul, geri bırakılmış ülkelerini zengin Avrupa ülkelerinde de işsizlik ve yoksulluk emekçilerin en büyük sorunu haline gelmiş durumda. Şubat 2021 itibariyle 27 AB ülkesinde 15 milyon 953 bin, yani yaklaşık 16 milyon insan resmi olarak işsiz idi. Aynı ülkelerde şubat 2020’de 13 milyon 820 bin insan işsiz idi. Bu da pandeminin ilk yılında AB genelinde tam 2 milyon 133 bin insanın işsiz kaldığı anlamına geliyor. AB’de işsizlik dünya ve Avrupa genelinde yaşanan krizlerin etkisiyle 2013’te 23 milyon 720 bin ile zirve yapmıştı. Sonra yavaş da olsa azalmaya başladı İşsizlikte 3 milyon 731 bin ile İspanya başı çekiyor. Onu Yunanistan ve İtalya takip ediyor.

Alman İstatistik Dairesi tarafından yayımlanan sayılarda, işsizlikle pandemi arasında doğrudan bir bağlantının olduğu net olarak görülebiliyor. AB genelinde şubat 2020’de 13 milyon 820 bin olan resmi işsizlik sayısı aynı yılın temmuz ayında 16 milyon 600 bine çıkıyor. Bu da pandeminin ilk dalgasında toplam 2 milyon 780 bin emekçinin işsiz kaldığı anlamına geliyor. Kıta genelinde pek çok tekel işçilere çoktan kapının önünü göstermiş durumda.

AB’de işsizlikten en fazla gençlerin etkilendiği de bir diğer gerçek. Bu nedenle gazeteler sık sık “Avrupa’nın kayıp kuşağı” diye başlık atıyor. Şubat 2021’de yaklaşık 3 milyon genç işsizdi. En fazla genç işsiz İspanya, Fransa, İtalya ve Almanya’da. Bu da AB’nin en zengin ülkelerinde gençler arasında işsizliğin önemli bir sorun olduğunu anlamına geliyor.

KRİZ VE YOKSULLUK TABLOLARI

Benzer bir tablo yoksulluk için de geçerli. Pandemiyle birlikte kıta genelinde yoksulluk daha da arttı. Alman İstatistik Dairesinin verilerine göre 2019’da AB’de halkın yüzde 20.9’u yoksuldu. 2020’de kesin oran henüz açıklanmamakla birlikte artış yönünde olduğu kesin.

Ekonomik sosyal sorunlara bir de “pandemi krizi” eklenince genel olarak Avrupa’da da emekçi sınıfların durumu gün geçtikçe ağırlaşıyor. Güvencesiz işlerde çalışanların önemli bir bölümünü işsizlik ve yoksulluk bekliyor.

Sadece bunlar değil, halen bir işte çalışanların geliri de yerine sayıyor. 2 yıldır pandemiyi gerekçe gösteren işverenler, işçilerin ve sendikaların talep ettiği zamlar ve sosyal haklara daha kolay kulak tıkayabiliyorlar. Pandemi ücretleri artırmak istemeyen sermayenin imdadına yetişti.

İşbirlikçi sendikalar da bu süreçte adeta işçilerin değil sermayenin temsilcisi gibi davranıyor. Örneğin Almanya’da kısa bir süre önce bağıtlanan metal iş kolu sözleşmesine, ücret zammına işverenlerin kâr etmesi şartı konuldu. Yani, şirketler kazandığı takdirde işçilerin maaşına zam yapılabilecek. Kâr etmediği takdirde ücretler yerine sayacak.

Özetle, Avrupa ülkelerinde de işçi ve emekçi sınıflar zor bir dönemden geçiyorlar. Kimisi işsiz kaldı, kimisi işsizlik tehdidiyle karşı karşıya, kimisi de pandemiyle mücadele adı altında alınan kararlar nedeniyle kısa çalışma ve diğer uygulamalar nedeniyle daha az gelire sahip oldu. Bu doğal olarak geçim sıkıntısını artırdı, yoksullaşmayı daha görünür hale getirdi.

Bu tablo karşısında işçi sınıfı ve emekçilerin mücadeleden başka seçeneği bulunmuyor. Bu mücadele doğal olarak hükümetlerin politikalarını destekleyen sendikalar içinde de bir değişime yol açacaktır.

YÜCEL ÖZDEMİR – KÖLN

KAYNAK: www.evrensel.net

FOTO: Ali Çarman