“12 Eylül-Bir Alman Pastası”: Darbenin dışarıdaki sahibi Almanya mıydı?

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Türkiye’de 40 yıl önce gerçekleştirilen askeri faşist darbenin dışarıdaki asıl sahibinin, Federal Almanya’nın başkenti Bonn’daki sosyal demokrat ağırlıklı hükümette aranması gerektiği ileri sürüldü.

Osman Çutsay’ın “12 Eylül-Bir Alman Pastası” adlı kitabı dünden bugüne Türkiye’deki gericiliğin arkasında “Avrupalı ilericilerin” de bulunduğunu, bu geleneğin AKP döneminde devam ettiğini iddia ediyor.

Osman Cutsay

 

Bu kitapla Çutsay 40 yıl önceki askeri darbenin mutlaka daha yeni bir bakışla irdelenmesi gerektiğini ileri sürüyor. Işığın ABD’den ve CIA’den çok, dönemin Bonn Cumhuriyeti’ne tutulmasını öneriyor. Peki, baskısı bir süre önce tükenen bu kitapla Çutsay, Jimmy Carter yönetiminin “Bizim çocuklar yaptı” itirafını inkâr mı ediyor? Çalışmalarını Almanya’da sürdüren gazeteci-yazar Osman Çutsay’ın bu soruya yanıtı şöyle:

“Hayır, ABD elbette vardı. Ben sadece 12 Eylül’ün Türkiye’yi uçuruma iten son iki büyük darbenin ilki olarak, öncelikle Ankara’da pişirildiğini, ama dışarıdan asıl eylemli desteği sosyal demokrat Helmut Schmidt hükümetinden aldığını ileri sürüyorum. Bunun için gizli belgeler falan gerekmiyor. Dönemin gazeteleri bile çok açık sözlüydü. Her şey ortada yani. 1970’lerin sonu itibariyle Türkiye’nin dünya sistemi içinde ilk sorumlusu Bonn’du, şimdilerde Berlin. Her türlü gericilik, kimileri için üzücü olabilir ama, Alman sosyal demokratlarından ve ‘yeşillerinden’, hatta ‘çakma’ sosyalistlerinden destek aldı. Bu çizginin 12 Eylül’de kalınlaştırıldığını, 3 Kasım 2002’den sonra da iyice yerleştiğini görüyoruz. Yani, bu gelenek sürüyor.”

Kitabında 12 Eylül 1980 ve 3 Kasım 2002’yi birbirini tamamlayan iki gerici darbe olduğunu, daha çok da Bonn-Berlin’den destek aldığını ileri süren Çutsay, Alman sosyal demokratlarının Türkiye’deki askeri bir faşist darbeyi desteklemesini çok da tuhaf karşılamayanlardan. Ancak bu iddiası abartılı bir yaklaşım değil mi?

Bakalım, 12 Eylül faşist darbesinin 40’ıncı yıldönümünde Çutsay bunu nasıl açıklıyor:

BATI’DAN DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK BEKLEMEK

“ABD dünya emperyalist sisteminin önündeydi, elbette bu girişimde parmağı vardı. Fakat gücü yetmiyordu. Batı Almanya, Türk gericiliğinin tarihinde açıkça ifade edilmeyen bir enerji deposu gibidir. Kitap biraz da bu enerjiyi çözümlemeye çalışıyor, ‘Batı’dan demokrasi, özgürlük beklemenin dayanılmaz bayağılıklarına da bir son vermeyi, en azından bu yolda bir katkıda bulunmayı hedefliyor. Açık olsun: Türkiye’nin damarları 1980 itibariyle ABD’den çok Almanya’dan besleniyordu. Bu, bugün daha fazladır. Bence böyle bir sahnede özgürlük ve eşitlik falan aramamalı kimse. Alman sermaye sınıfı ve siyaset sınıfının kendi çıkarları var, onun peşinde koşarlar. Tek varlığı emek gücü olan milyonlarca yoksulun Türkiye’sini Alman sermayesi neden kurtarsın? ‘Batı’ sermayesi ve demokrasisi kendi kârını maksimize etmek zorundadır. Türkiye gibi ülkelerin, aydınlarının ve eşitlikçilerinin kendi işlerini kendileri görmesi gerekir. Söylediğim, o. Batı Almanya’nın Türkiye’deki gölgesini analiz etmek zorundayız.

SPD VE YEŞİLLER DARBELERİ SELAMLADILAR

SPD veya Yeşiller, Alman sivil toplum şampiyonları, her türden demokrat, bizim ‘Felaketin farkında mısınız?’ diye toplumu silkelemeye çalıştığımız ve başından beri karşı olduğumuz bir gerici iktidarı selamladılar. Gezi İsyanı’na kadar bu destek o kadar açıktı ki. Şimdi herkes ‘kandırıldık’ bahanesine sarılıyor Avrupa’da da. Federal Almanya, 12 Eylül’ün dayandığı programı çok sevmişti. 24 Ocak kararlarını ayakta alkışlamıştı. Sosyal demokratlardan söz ediyorum. 1980’deki darbenin ekonomik altyapısının işlemesi ve siyasi çerçevesinin oluşturulması, Bonn’daki Helmut Schmidt hükümetinin koruyucu kanatları altında gerçekleşti. Kitap, bunun nedenlerini ve sonuçlarını irdelemeye çalışıyor. Alman sosyal demokrat elitlerinin Türkiye’deki faşist darbeye destek verdiğini, hatta Evren-Özal Türkiye’sinin kurgulanmasına doğrudan katkıda bulunduğunu da ilan etmek zorundayız.

FEDERAL ALMANYA TÜRKİYE EKONOMİSİNİN SAHİBİ 

Aydınlanmacı Türkiye, sadece Washington’u değil, Bonn’u da çok rahatsız ediyordu. Alman tekellerinin çıkarları  tehdit altındaydı. Türkiye’yi değil, aslında kendi çıkarlarını korumaya çalışıyorlardı. 12 Eylül hükümetlerine desteklerini, kamuoyu önünde demokrasi çağrılarını yineleyerek, işkence suçlamalarını ayyuka çıkararak verdiler. Federal Almanya, Türkiye ekonomisinin sahibi konumundaydı. Bugün daha fazla böyledir. Sermaye için önemli olan kâr düzeninin sürmesidir. Yönetimde kimlerin olduğu son tahlilde önemli değildir. Ama emekten ve aydınlanmadan yana insanların bu tür üçkağıtlara onay vermemeleri gerekir. Bugün durum çok daha vahim. Açık bilgileri derlemek bile bu tabloyu kurgulamaya yetiyor. Alman ekonomisi, 1960’lardan itibaren Türkiye’deki reel ekonominin ana sürükleyici unsurudur. Dış ticaret rakamlarına ve teknoloji alışverişine şöyle bir bir göz atmak bile yeterli. Bugün de belirleyici dış odak, büyüyen Almanya’dır. Aslında ‘Almanya Avrupası’ da diyebiliriz.

BONN 24 OCAK KARARLARINI VE ÖZAL’I ÇOK SEVDİ

Bonn, 24 Ocak Kararlarını ve Turgut Özal’ı çok sevdi. Kitapta dönemin Alman Maliye Bakanı Hans Matthöfer’le, darbenin 20’nci yılında yaptığım uzunca bir söyleşinin dökümü de yer alıyor. Açıkça söylüyorlar her şeyi. Dönemin Bonn Büyekelçisi Vahit Halefoğlu da, Bonn’un askeri darbeyi istediğini ve desteklediğini söylemişti. Kitapta onunla da uzun bir söyleşi yer alıyor. Bonn Cumhuriyeti, işkence haberleri dışında, Türkiye’deki faşist rejime hiç itiraz etmedi. Edemezdi. Dolayısıyla, 12 Eylül’ün tamamlayıcı darbesi olan 3 Kasım 2002 sonrasındaki AKP iktidarları da Almanya’dan büyük destek alırken, bir tutarlılık yaşanıyordu. Ekonomik ‘hami’, siyaseten cüce kalamaz.

Bugün durum çok vahim. Sonuçta, iiki darbeyle, Bonn-Berlin ile el ele ensemizde pişirdikleri pastanın hayrını görmeleri çok zorlaştı. Kaotik bir sürecin içindeyiz. Avrupa’da faşizmin yakın akrabası bir ‘illiberal demokrasi’ yayılıyor. Bence Türkiye solu AB tipi bir emperyalist oluşumdan nemalanma hayallerini kısa bir süre sonra tamamen bırakacak. Zaten çakma sol dışındakiler bırakalı çok oldu ve bunların etkisi yayılıyor. Çakma sol, dincilik destekli liberal gerici sürü, çeşitli milliyetçiliklerle cilveleşen liberal sol, adına her ne derseniz deyin, kendi yolunda yürüyebilir. Biz oralarda değiliz. En azından ben değilim.”

OSMAN ÇUTSAY HAKKINDA

1958 İstanbul doğumlu. İstanbul Fenerbahçe Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinin İktisat ve Maliye Bölümünden mezun oldu. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi ile Frankfurt Üniversitesi’nde siyaset bilimi okudu. 1993’teki Entellektüel Şiddetin Eşiğinde kitabı sonrasında Gölge Oyunu Biterken, Sosyalizmin Panzehiri Demokrasi, ‘Şerefsiz Osmanlı’ya Dönüş, Öfke adlı kitapları yazdı. Birçok dergi ve seçki yayımladı. Çeşitli gazetelerde çalıştı. Uzun yıllar Avrupa’da haftalık çıkan Cumhuriyet Hafta gazetesini yönetti. Halen çeşitli yayın organlarında gazeteciliğini sürdürüyor, kitap yazıyor. Osman Çutsay 1990’dan bu yana Federal Almanya’da yaşıyor.

IŞIN TOYMAZ – FRANKFURT