AB Zirvesi’nde Mülteci Anlaşması: Kimin için yenileniyor?

AB Zirvesi’nde Mülteci Anlaşması: Kimin için yenileniyor?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Gazeteci-yazar Yücel Özdemir, Evrensel  gazetesindeki yazısında, Almanya’nın aslında nelerle ilgilendiğini yazarken, Berlin’in asıl tedirginlik noktasını da göstermiş oldu: “İlgilendiği tek şey, parayı alan ülkenin ‘bekçilik’ görevini eksiksiz yerine getirip getirmediğidir. Veriler, Türkiyenin bunu layıkıyla yerine getirdiği yönünde.”

Brüksel’de dün başlayan AB zirvesinin en önemli gündem maddeleri arasında Türkiye ile 2016’da imzalanan Mülteci Anlaşması’nın uzatılması ya da “modernleştirilerek yenilenmesi” de yer alıyordu. Geçtiğimiz mart zirvesinde, Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle AB ile tansiyonu düşürme bağlamında Türkiye cephesinde “pozitif gelişmeler”in olduğu ifade edilerek, yeni yaptırımlar bu zirveye bırakılmıştı.

Zirve öncesinde hazırlanan raporlar ve gelen haberlere bakılırsa, AB Türkiye’ye yaptırımlar bir yana pek çok konuda pozitif mesajlar göndererek ödüllendirecek.

Akdeniz’deki gerilimin düşmesi, Türkiye-Yunanistan arasında doğrudan diyaloğun başlamasıyla birlikte AB yaptırım planları büyük ölçüde rafa kalkmış görünüyor. Bunda Türkiye’nin Akdeniz’de doğal gaz arama çalışmalarını durdurması, “Mavi Vatan” tezinden geri adım atması ve özellikle Yunanistan ve Mısır ile ilişkileri normalleştirmeye çalışmasının payı büyük. AB’nin ekonomik yaptırım tehditlerinin Türkiye üzerinde ne denli etkili olduğu da böylece bir kez daha görülmüş oldu. Bu demektir ki, AB istediğinde Erdoğan’ı istediği çizgiye çekebiliyor.

Baskının etkisiyle tansiyon düşmek bir yana, Erdoğan her fırsatta, AB ile ilişkileri normalleştirmek istediğini, tam üyelik hedefinin devam ettiğini sıkça ifade etmeye başlamıştı. Bu durum AB tarafından doğal olarak memnuniyetle karşılanmış, son NATO zirvesi Erdoğan’ın yüzünü iyice batıya dönmesinin zirvesi olmuştu.

AB de bu dönüşü beklendiği gibi karşılıksız bırakmıyor.

Tam bu koşullarda AB, 2016’da imzalanan Mülteci Anlaşması’nı modernleştirerek uzatmaya hazırlanıyor. Süddeutsche Zeitung’da yer alan bir habere göre, anlaşmanın uzatılmasıyla birlikte Türkiye’ye üç yıl için 3.5 milyar avro daha “mülteci yardımı”nda bulunulacak. Daha önceki yardım miktarı 6 milyar avro idi.

Suriyeli mültecilerin bulunduğu ülkelere 2024’e kadar toplamda verilmesi planlanan 5.7 milyar avroluk yardımın “aslan payı” da böylece Türkiye’ye ayrılmış oldu. Anlaşmanın zirvede karar altına alınması, sonra ülkeler tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmesi bekleniyor. Ayrıca daha önce gündeme gelen Gümrük Birliği Anlaşması’nın modernleştirilmesi çalışmalarına da başlanacak. Erdoğan yıllardır bunu talep ediyor.

Süddeutsche Zeitung’un haberinde, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Mülteci Anlaşması’nın uzatılması konusunda Erdoğan’a telefonda gerekli bilgileri verdiği ve zirvenin sonucunu beklemesini istediği bilgisi de yer alıyor.

Nisan ayında von der Leyen, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile birlikte Ankara’ya gitmiş ve Erdoğan ile ilişkilerin normalleştirilmesi için bir görüşme yapmıştı. Görüşme sırasında von der Leyen’in koltukta oturtulması, “koltuk skandalı” adı altında yoğun tartışmalara yol açmıştı. Kamuoyu daha çok “koltuk skandalı”na odaklanırken, aynı görüşmede tarafların hangi konularda pazarlıklar yaptığı gözden kaçırılmıştı. Kim bilir, belki de “koltuk skandalı” mültecilerin sırtından yapılan kirli pazarlıkların üzerini örtmek için planlanmış bir mizansendi.

Hiç şüphe yok ki, AB, Türkiye ile Mülteci Anlaşması’nı kendi stratejik çıkarları için uzatıyor. Öncelik AB’ye az sayıda mültecinin ulaşmasını sağlamak. Bunun için de mültecilerin bulundukları ülkelerde hangi şartlarda yaşadıkları, ne türden ayrımcılığa uğradıkları, verilen paranın ne kadarının gerçekten mültecilere, ne kadarının ise ilgili ülkelere doğrudan ya da dolaylı gittiğiyle pek ilgilenmiyor.

İlgilendiği tek şey, parayı alan ülkenin “bekçilik” görevini eksiksiz yerine getirip getirmediğidir. Veriler Türkiye’nin bunu layıkıyla yerine getirdiği yönünde. Die Zeit gazetesinin aktardığına göre 2017-2020 yılları arasında Ege üzerinden Yunanistan’a geçişler yüzde 96 azaldı. 2019’de 455 bin, 2020’de ise 122 bin sığınmacının AB’ye geçişi engellendi. Yine 2016’dan bu yana Yunanistan’a geçiş yapan yaklaşık 2 bin 700 sığınmacı Türkiye tarafından geri alınmış.

Öyle anlaşılıyor ki; bunu layıkıyla yerine getirmeye devam ettikçe Mülteci Anlaşması gelecekte de sorunsuz şekilde uzatılmaya devam edilecek.

Daha önce birçok konuda Türkiye hükümetini eleştiren AB ülkeleri, mesele mültecilerin Avrupa’ya geçişini engellemesi olunca adeta sus pus oluyorlar. Keza, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları konusundaki ihlaller de AB ve onun liderlerinin umurunda değil.

Geçmişte olduğu gibi.

1 Kasım 2015’teki genel seçimlerden önce HDP ve Kürtlere yönelik saldırıların zirve yaptığı bir dönemde Almanya Başbakanı Angela Merkel, Erdoğan’ın ziyaret etmiş ve anlaşmanın ilk zeminini yoklamıştı. Ziyaret, “Erdoğan’a seçim desteği” şeklinde değerlendirilmişti. Şimdi de HDP’nin kapatılması talebinin Anayasa Mahkemesine götürüldüğü, Deniz Poyraz’ın katledildiği, basın ve düşünce özgürlüğüne saldırıların devam ettiği bir dönemde AB, anlaşmayı uzatarak Erdoğan’a açık çek vermeye devam ediyor.

Bu tablodan bakıldığında anlaşma asıl olarak Avrupa devletlerinin ve Erdoğan rejiminin çıkarları ve istemleri doğrultusunda uzatılıyor. Anlaşmanın mağduru olan Suriyeli mültecilerin durumu, özel olarak HDP ve diğer emek ve demokrasi güçlerine yönelik baskı ve sindirmeler ise anlaşmanın altına imza atanların umurunda değil.

YÜCEL ÖZDEMİR – KÖLN

FOTO: AA

KAYNAK: https://www.evrensel.net