AB’nin en büyük ekonomik ve siyasi gücünde durum: Merkel sonrası kaos

BirGün yazarı Gürsel Köksal, siyasal gündemin düğümlerine dikkat çekiyor: “Arkasında daha kendi partisinin desteğini bile alamayan CDU Genel Başkanı’nın nasıl oluyor da Almanya’yı dört yıl boyunca yönetecek bir koalisyon hükümetinin liderliğine soyunabildiği sorusu, giderek daha yüksek sesle tartışılıyor.”

Almanya’da Angela Merkel dönemini sonlandıran genel seçimin ardından başlayan kaos ortamı devam ediyor.

Seçimi büyük oy patlaması yaparak kazanan SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) ve büyük bir hezimete uğrayan CDU/CSU’dan (Hıristiyan birlik partileri) oluşacak yeni bir koalisyon hükümetine hemen herkes karşı olduğu için seçim aritmetiğinin olası kıldığı diğer üçlü koalisyon modeli için girişimler eş zamanlı olarak başladı.

Seçimi kaybetmesine rağmen Yeşiller ve liberal parti FPD’yi (Hür Demokrat Parti) ikna ederek CDU/CSU’nun ağırlıkta olduğu bir üçlü koalisyon hükümeti (siyah, yeşil, sarı –Jamaika– koalisyonu) kurmak hedefiyle kolları sıvayan “Türk Armin”in (Armin Laschet) hem kendi partisi içinde hem de kamuoyundaki konumu gün geçtikçe zayıflıyor. Seçimi Laschet’in hataları yüzünden kaybettiklerine dikkat çeken, hükümet kurma girişimlerinden önce hezimetin nedenlerini belirlenmesi ve partinin bu duruma uygun olarak yenilenmesi gerektiğini belirten milletvekillerinin sesleri gün geçtikçe daha da artıyor. Arkasında daha kendi partisinin desteğini bile alamayan CDU Genel Başkanı’nın nasıl oluyor da Almanya’yı dört yıl boyunca yönetecek bir koalisyon hükümetinin liderliğine soyunabildiği sorusu, giderek daha yüksek sesle tartışılıyor.

JAMAİKA YİNE DE GÜNDEMDE

Ancak koalisyon görüşmelerinde anahtar parti konumunda olan liberallerin öncelikli tercihi olduğu için “Jamaika koalisyonu” modeli halen gündemde. FPD’nin liderinin “Önce kendi aramızda anlaşalım!” çağrısı Yeşiller Partisi eş başkanları Baerbock ve Habeck’in de onayını aldı. Yeşil liderlerle, Lindner ve FDP Genel Sekreteri’nin yerini, içeriğini ve sonuçlarını çok gizli tuttukları ilk buluşmadan sosyal medyaya gönderdikleri “dörtlü selfie”, programları birbiriyle taban tabana zıt iki parti arasında anlaşma olabileceğine dair iyimser yorumlara yol açtı. 2017’deki benzer koalisyon görüşmelerinin bu iki parti arasındaki anlaşmazlık nedeniyle sonuçsuz kalmıştı. Taraflar bu kez kamuoyuna ülkenin geleceği için “uzlaşmaya ve sorumluluk almaya hazır” politikacılar olduklarına dair bir imaja öncelik veriyorlar, ancak iki partinin çevre ve sosyal adalet başlığı altındaki hedeflerinde nasıl bir yakınlaşma olabileceği sorusu şimdilik yanıtsız.

SPD AĞIRLIKLI İKİ MODEL

Öte yandan seçimi kazanan SPD ve tüm siyasi gözlemcileri şaşırtan bir disiplin ve birlik içinde davranan bu partinin başbakan adayı Olaf Scholz da bu iki partiyle koalisyon için (kırmızı, yeşil, sarı –trafik lambası– koalisyonu) kolları sıvamış durumda. Sandıktan sadece SPD, Yeşiller ve FDP’nin oylarını artırarak çıktığını hatırlatan Scholz’un “Seçmen görevi bize verdi!” tezi muhafazakâr medyada bile karşılık buluyor. Yönetimdeki Merkel hükümetinde Federal Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı olarak görev alan Scholz’un şahsına yönelik kamuoyu desteği de bu konudaki tartışmalarda önemli bir rol oynuyor. Yeşiller Partisi tabanının ve yeni seçilen milletvekillerinin büyük çoğunluğunun SPD’yle birliktelikten yana olduğu biliniyor. Ancak FDP, bu iki partinin asgari ücret, toplu konut ve zenginlerden varlık vergisi gibi birbirine yakın hedeflerine kesin olarak karşı ve bu ortaklıkta yer almamak için sonuna kadar direneceği ortada. Parti liderleri arasındaki görüşmelerden “Seçmenin isteğine uygun davranıp, uzlaştık!” diyerek savunabilecekleri bir hükümet çıkabilir, ancak bu arada verilen ödünlerin parti tabanlarını, ciddi parçalanmalara neden olabilecek kargaşaya sürüklemesi olasılığı da bulunuyor.

Şimdilik kimse gündeme getirmiyor ancak sonunda her iki modelin de sonuçsuz kalması halinde yine iki büyük parti arasında koalisyon seçeneği, tıpkı 2017’de olduğu gibi “Ülkeyi hükümetsiz bırakamayız!” gerekçesiyle hayata geçebilir.

MERKEL KALSAYDI KAZANIRDI!

Almanya’daki seçim sürecini takip eden tüm gözlemciler, 16 yıldır önce SPD’yle, sonra FDP’yle ve daha sonra yine SPD’nin küçük ortak olduğu koalisyon hükümetlerinin başında olan Angela Merkel’in adaylığını koysaydı, Hıristiyan birlik partilerinin bu seçimi de kazanabileceği tahmininde birleşiyorlar. Aslında Laschet’in CDU’nun başına seçilmesinde ve iki partinin ortak federal başbakan adayı olmasında ağırlığını koyan Merkel de yaşanan hezimetin sorumlularından.

Sığınmacı krizi dönemindeki insancıl tutumunda ısrar ettiği için parti tabanında ağır eleştiriye uğrayan ve CDU Genel Başkanlığı’nı önceden bırakıp, bu seçimlerde de siyasetten tamamen ayrılacağını açıklayan Merkel’in her şeye rağmen hem ülke içindeki, hem de uluslararası düzeydeki krizlerde Almanya’yı “başarıyla” yönettiğini düşünenler halen büyük çoğunlukta. Merkel, yeni hükümetin kurulması için yürütülen girişimler yılbaşına kadar sonuç vermezse Helmut Kohl’ün rekorunu kırıp, Federal Almanya’nın en uzun süreli başbakanı olacak.

ÇOK RENKLİ YENİ MECLİS

Bu arada kesinleşen seçim sonuçları önümüzdeki yasama döneminde Almanya’nın en büyük siyasal organı olan Federal Meclis’in (Bundestag), toplumu temsil açısından önceki dönemlere göre çok daha iddialı olduğu görülüyor.

Artık oyların (299 seçim bölgesinden direkt seçilen adayların ve partilerin listelerinin aldığı oylar arasındaki fark) dikkate alınması nedeniyle toplam milletvekili sayısı 709’dan 735’e yükselen yeni meclis, önceki dönemlere göre çok daha gençleşmiş durumda. Yeni milletvekillerinin yaş ortalaması 47,5. Almanya’da toplam nüfus içindeki yaş ortalaması ise 44,5.

Yeni meclisteki kadın milletvekillerinin oranı da yüzde 35’le önceki dönemlere göre toplum ortalamasına çok daha yaklaşmış durumda. Kadın vekil oranının en yüksek olduğu parti yüzde 58’le Yeşiller (bunlar arasında iki de trans birey yer alıyor), en düşük olduğu parti ise yüzde 13’le aşırı sağcı AfD.

Aynı şekilde göçmen kökenli milletvekillerinin oranı da artmış durumda. İlk belirlemelere göre en az 83 vekil (meclisin yüzde 11’i) bu durumda. Gerçi tüm ülke nüfusu içinde göçmenlerin oranı yüzde 26, ancak önceki meclisteki göçmen kökenli vekil sayısı 58 olduğu göz önüne alındığında bu açıdan da bir ilerleme söz konusu. Bu konuda tahmin edilebileceği gibi en ileri durumda olan Sol Parti’de milletvekillerinin dörte biri göçmen kökenli.

Daha önce listesini yayınlamıştık, yeni vekillerin 19’u Türkiye kökenli göçmenlerden. Bunlar arasında Cem Özdemir, Ekin Deligöz, Aydan Özoğuz, Sevim Dağdelen, Filiz Polat, Metin Hakverdi, Cansel Kızıltepe, Gülistan Yüksel gibi üst üste en az üç kez seçilen vekiller yer alıyor.

Bu vekillerden bazıları önümüzdeki dönemde meclis başkanlığı (Aydan Özoğuz) ve bakanlık (Cem Özdemir, Serap Güler) gibi görevler için konuşulan politikacılardan. Bu arada geçtiğimiz dönem Federal Meclis’e seçilen, ancak bu arada Baden Württemberg eyalet hükümetine Maliye Bakanı olarak yer değiştiren Yeşil politikacı Danyal Bayaz’ın da Almanya’daki ilk Türkiye kökenli eyalet başbakanı olabileceği öğrenildi. Bu eyaletin 73 yaşındaki mevcut başbakanı Kretschmann’ın 37 yaşındaki Bayaz’ı bu amaçla Berlin’den Stuttgart’a davet ettiği ileri sürülüyor.

Öte yandan Almanya’nın kuzeyindeki Danimarka kökenli azınlık da anayasadaki istisnalardan yararlanarak, yeni meclise bir milletvekili sokmuş durumda.

Son seçimin ardından yanıtı henüz verilmeyen önemli sorulardan biri de şöyle: Almanya’nın başkentinde onbinlerce konutun kamulaştırılması hedefine halkın yüzde 56’sını yanına almayı başararak, biraz daha yaklaşabilen Sol Parti, nasıl oldu on binlerce seçmenini kaybederek neredeyse meclis dışında kalacak duruma düştü?

Bu konudaki tartışmaları da takip edip, aktarmaya çalışacağız.

GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT

FOTO: AA

KAYNAK: wwwbbirgun.net