AB’nin patronunda iktidar oyunları: Yeşiller’in güç toplaması ne anlama geliyor?

baerbok
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Gazeteci-yazar Yücel Özdemir, Yeşiller’in yükselişinde hangi parametrelerin rol oynadığını sorguladı. Özdemir, Evrensel’deki yazısında “başbakanlık yarışının asıl olarak Laschet ile Yeşiller’in hafta başında başbakan adayı olarak açıkladığı 40 yaşındaki Annalena Baerbock arasında geçeceğini” hatırlattı.

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak genel seçimler öncesinde taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Partiler hem seçim programlarını hem de başbakan adaylarını netleştirdiler.

Helmut Kohl ile birlikte en fazla (16 yıl) başbakanlık koltuğuna oturan şansölye olma unvanını alan Angela Merkel’in görevi zirvede bıraktığı söylenebilir. Zira hem kendisi hem partisinin imajı iyice yıprandığı için bu seçimlerden net bir zaferle çıkmayacağı az çok belliydi. Merkel vaktinde bırakırken, partisinde yerine kimin geleceği konusunda uzun süre belirsizlik yaşandı.

Hıristiyan Demokratlar cephesinde haftalarca süren ve bıkkınlık veren genel başkan ve başbakan adayı meselesi zor bela halledilebildi. Merkel’in çizgisini sürdürme yönünde mesajlar veren Armin Laschet ocak ayında parti başkanı, şimdi de başbakanlığa aday olmayı başardı.

Eylüldeki seçimlerin en büyük çıkışı ve sürprizin Yeşiller Partisi tarafından yapılabileceği ise bugünden görünebiliyor. Kökleri 1968 gençlik hareketine, savaşa, nükleer silahlanmaya karşı 1980’li yıllarda verilen mücadeleye kadar uzanan Yeşiller, bir süredir epeyce yıpranan sistemin iki ana partisi CDU/CSU ve SPD’nin yerini doldurmaya aday. 2017’deki seçimlerde yüzde 8.9 oy alan Yeşiller’in son anketlerdeki oyu yüzde 23-28 arasında görünüyor.

Bu da başbakanlık yarışının asıl olarak Laschet ile Yeşiller’in hafta başında başbakan adayı olarak açıkladığı 40 yaşındaki Annanela Baerbock arasında geçeceğini anlamına geliyor.

TÜM KONULARDA GERİ ADIM ATARAK…

İlk olarak 1998-2005 yılları arasında sosyal demokrat SPD ile federal çapta hükümet kuran Yeşiller, bu dönemde kendileriyle özdeşleşen bütün konularda geri adım atarak bir sistem partisi olduğunu kanıtladı. Kosova ve Afganistan’a bu partinin koalisyon ortağı olduğu dönemde Alman askerleri gönderildi.

İşçi sınıfının kazanılmış sosyal haklarının budanması açıdan sosyal devlette önemli bir kırılmayı ifade eden Ajanda 2010 da yine bu partinin oylarıyla kabul edildi. Küçük ortak olduğu için eleştiri oklarını fazla üzerine çekmedi. Bu nedenle asıl fatura dönemin başbakanı Gerhard Schröder ve SPD’ye kesildi. Ki, SPD o vakitten bu yana sürekli oy kaybetti. Son anketlere göre oy oranı yüzde 13’e kadar düşmüş.

Buna karşın Yeşiller, son birkaç yıldır en fazla güç kazanan parti. Bundan aldığı güçle tarihinde ilk kez başbakan adayı gösterdi. Denilebilir ki, Yeşiller ilk kez bu denli başbakanlık koltuğuna yaklaşmış görünüyor. Böylece oy bakımından sosyal demokratların yerini alırken, program ve talepler bakımından geleneksel sosyal demokratlıktan da uzak bir yerde duruyor.

Güç toplamasında iki yıldır liseli gençliğin küresel ısınmaya karşı düzenlediği büyük gösterilerin payı büyük. Yapılan araştırmalarda ve eyalet seçimlerinde 25 yaşından küçük gençlerin yüzde 40’ından fazlası bu partinin çevre, iklim, doğayı koruma, genetik gıda gibi konulardaki politikasını benimsediği için oy veriyor.

ASIL NEDEN: CDU/CSU VE SPD İNANDIRICI DEĞİL

Ancak Yeşiller’in yükselişinin asıl nedeni olarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrasından bu yana ülkeyi tahteravalli misali yöneten Hıristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratların halk arasında inandırıcılığını kaybetmesidir. Üstelik son 16 yılın 12 yılını birlikte “büyük koalisyon” olarak yönettiler.

Bu nedenle Yeşiller’in yükselişini aynı zamanda halkın mevcut hükümete tepkili ve bir “değişim” arzusu içinde olduğu şeklinde okumak gerekiyor. Bunda bir yıldan fazla bir süredir insanlığın karşı karşıya kaldığı koronavirüs konusunda Merkel hükümetinin parlak bir sınav vermemesinin de rolü büyük. Zaman ilerledikçe süreci yönetmekte zorlanan hükümet partileri, 2 gün önce hiçbir derde deva olmayacağı bugün bilinmesine rağmen Enfeksiyon Yasası’nı sertleştirdiler. Vaka sayısının 7 gün içinde 100 binde 100’ün üzerine seyretmesi durumunda gece sokağa çıkma yasağı, gösteri ve yürüyüşlerin iptal edilmesi gibi düzenlemelerin yetkisini yerel yönetimlerden alıp Federal Hükümet’e veren yasanın en ciddi denemesi 1 Mayıs’ta yapılacak. Şimdiden birçok kentte sendikalar tarafından planlanan eylemlerin yasaklandığına dair haberler geliyor. Özellikle kişisel hak ve özgürlüklere getirilen ve getirilecek yeni kısıtlamaların da seçim kampanyasında rol oynayacağı bugünden görülebiliyor.

Ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarının büyüdüğü bir dönemde iktidara talip Yeşiller’in kendisi, temel sorunların çözümüne ise çok uzak. Bir küçük burjuva hareket olarak siyaset sahnesine 40 yıl önce atıldıklarından bu yana çok şey değişti. Artık küçük burjuva değil liberal orta sınıfların dayandığı bir parti. Hatta son yıllarda büyük tekellerin bağış yapmaya başlamasını da göz önünde bulundurursak büyük sermayenin de iktidar için “yeşil ışık” yaktığı söylenebilir.

Bu nedenle, eylül ayında yapılacak genel seçimlerden sonra Yeşiller’in kurulacak yeni hükümetin güçlü ortağı olacağı bugünden görülebiliyor. Bunun Almanya’dan başlayarak Avrupa çapında sağ-popülist-ırkçı hareketlerin gerilemesine yol açıp açmayacağını ise zaman gösterecek.

YÜCEL ÖZDEMİR – EVRENSEL

FOTO: A.A. / Foto: Stefan Kaminski, www.gruene-rhede.de

KAYNAK: https://www.evrensel.net