Alman siyasetinde küçülen partiler belirsizliği: “Türk oyları” giderek daha mı önem kazanıyor?

Alman siyasetinde küçülen partiler belirsizliği: “Türk oyları” giderek daha mı önem kazanıyor?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Muhafazakâr Alman seçmen, Türkler başta olmak üzere göçmenlere fazla prim verilmesinden, onlara alan açılmasından rahatsız. Gerek Alman milliyetçiliği, hatta ırkçılığı, gerekse -ırkçı olmaktan uzak siyasal çevrelerdeki bilinçli veya bilinçsiz- “refah şovenizmi”, bu tür primleri engelliyor.

“Parçacıklar sinirliliği” Federal Almanya’da da gündemde. Parçacıklar? Siyaset sahnesindeki birbirlerine benzeyen şu sahte çok parçalılıktan, bir zamanlar yüzde 40-50 bandında oy alabilen kitle partilerinin tarihe karışmasından, dolayısıyla “çok başlılıktan” söz ediyoruz. Partiler eskisi gibi değil. Almanya iki büyük (CDU/CSU ile SPD) ve iki küçük (FDP ve Yeşiller) partiyle yönetildiği günleri geride bırakalı çok oldu. Büyük partiler eridi ve parti sayısı da arttı. Şu anda Alman parlamentosunda 7 parti var ve bu, “Büyük Almanya”nın yönetilmesini kolaylaştırmıyor.

Üç ve hatta dört partili koalisyonlar üzerine zarlar atılmaya başladı bile.

Bakalım, 26 Eylül’den kaç ay sonra bir hükümet kurulabilecek? Angela Merkel’in 2022’de de başbakanlığını sürdüreceğini düşünen çok siyasal gözlemci var.

Burada, bizleri birinci derecede ilgilendiren bir başka şey oluyor. Almanya’da 3 milyondan fazla Türkiye kökenli insan yaşıyor ve bunların içinde Alman vatandaşı ve dolayısıyla seçmen olanların sayısının 1 milyon sınırına doğru hareketlendiği tahmin ediliyor.

TUHAF BİR BAĞIMLILIK

Dolayısıyla aşırı sağ eğilimli AfD dışındaki her parti, bu parçacıklar sürecinde başta Türkiye kökenliler olmak üzere göçmen oylarına daha bir bağımlı hale geliyor.

Türkiye kökenli seçmenler özellikle önemli, çünkü en büyük grubu oluşturuyor: Partiler küçüldüğü ve aralarındaki “oy mesafesi” de düştüğü için, iktidar hesaplarında 800 binle 1 milyon arasında bir yerde olduğu düşünülen Türkiye kökenli seçmenlerin oyları, birkaç bin farkla bırakın kentler veya eyaletler düzeyinde, federal düzeyde bile iktidar kombinasyonlarını değiştirebilecek bir güce ulaşabiliyor. Bu nedenle Türkiye kökenli Alman seçmenler her seçimde daha bir önem kazanıyor.

AfD hariç her parti için bir umut var. Birkaç 10 bin oyla mesela SPD, Yeşiller’i üçüncü sırada bırakıp, hem onlarla hem da FDP’yle anlaşarak başbakanlığı üstlenebileceği bir “trafik lambası koalisyonu” ile çıkabilir 26 Eylül seçimlerinden. Tersi de olabilir elbette. Yeşiller ikinci parti olarak gerek iktidardaki Hıristiyan demokratlarla gerekse SPD, FDP ve hatta Sol Parti ile koalisyonlar kurabilir. Ayrıca bu cenahta bir “Jamaika koalisyonu” (Hıristiyan demokratlar, Yeşiller ve liberal FDP) her zaman mümkün. 

CDU ve CSU’daki gerileme sürerse, Alman siyasetinde Türk oylarının ağırlığı ve önemi daha hızlı artacaktır.

Yeşiller ve FDP de Türk oylarıyla beklenmedik sıçramalar gerçekleştirebilir.

Sol Parti belki de barajın altında kalmamayı Türkiye kökenli seçmenlerden alacağı oylar sayesinde başarır. Kim bilir? Hepsi mümkün.

Ancak söylenebilecek başka şeyler var.

SON ANKETLER

Yeni kamuoyu araştırmaları Hıristiyan demokratlar (CDU ve CSU) ile başbakan adayları Armin Laschet için iyi sinyaller vermiyor. 3 Ağustos tarihli Forsa araştırmasında CDU/CSU yüzde 26’ya gerilemişti. 4 Ağustos’taki Kantar (Emnid) araştırmasında yüzde 24’e düştüğü gözlendi. SPD’nin yüzde 16 ile yüzde 18 arasında gidip geldiği, ancak Yeşiller’deki toparlanma dikkat çekiyor. Kantar araştırmasına göre Yeşiller Partisi sandıktan yüzde 22’lik bir oy oranıyla çıkabilecek gibi. Seçimlere 7 hafta kadar bir zaman kala Angela Merkel’in mirasçıları yüzde 24, Yeşiller ise yüzde 22’lik bir oy oranına sahip görünüyor. Bu rakamlar iki kanadın da lehine veya aleyhine değişebilir.

Yer yer faşizan özelliklerini saklamaya gerek bile duymayan AfD yüzde 10-12 bandında hareket ediyor. Liberal ve 26 Eylül sonrasında iktidara ortak olmakta kararlı FDP (Hür Demokrat Parti) yüzde 13’ü zorlayacak bir konumda.

Sol Parti yüzde 6 ile şimdilik barajın üzerinde kalıyor.

Bütün bunlar Türkiye kökenli Alman seçmenlerin, sandıktaki terazinin ibresini belirleyebilecek bir ağırlığa sahip olduğunu gösteriyor. Çok parçalılık ve birbirine yakın oy oranları, böyle bir ağırlık doğuruyor.

O nedenle seçim günü yaklaştıkça partilerden bu gruba gülücükler ve çiçekler atılması kimseyi şaşırtmamalıdır.

TÜRKİYE KÖKENLİ SEÇMEN DAVRANIŞLARI DEĞİŞTİ

Uzun yıllar SPD, Yeşiller ve biraz da Sol Parti’ye destek veren Türkiye kökenli Alman seçmenlerin, artık Hıristiyan demokratlara yaklaştığını ileri sürenler var.

Mart ayında Die Welt’in sorularını yanıtlayan Konrad Adenauer Vakfı’ndan Viola Neu, Türkiye kökenli seçmenin artık SPD’yi değil CDU’yu seçtiğini ileri sürmüştü. Neu, 2015’teki temsili bir ankette Türkiye kökenli Alman seçmenin yüzde 50’sinin oyunu SPD’ye atacağını belirttiğine dikkat çekmiş, 2019’daki bir ankette ise bu oranın yüzde 13’e kadar gerilediğini iddia etmişti. Viola Neu, sözü geçen temsili ankette “Türk Almanların” (Deutschtürken) sadece yüzde 17’sinin CDU ve CSU’ya oy atacağını bildirdiğini, bu oranın 2019 yılında yüzde 53’ü bulduğunu kaydetmişti 2 Mart 2021 tarihli Die Welt haberinde.  

Bunları birleştirdiğimizde Türk oylarına özel bir itinayla yaklaşılacağını şimdiden söylemek mümkün. Ama bunun açıkça yapılmasını engelleyen bir rüzgâr var: Muhafazakâr Alman seçmen, Türkler başta olmak üzere göçmenlere fazla prim verilmesinden, alan açılmasından rahatsız oluyor. Gerek Alman milliyetçiliği, hatta ırkçılığı, gerekse -ırkçı olmaktan uzak siyasal çevrelerdeki bilinçli veya bilinçsiz- “refah şovenizmi”, bu tür primlerin verilmesini, avansların açılmasını engelliyor.

Her durumda “Türk oyları”, daha doğrusu “Deutschtürken” kıymete binmiş ve daha da binecekmiş görünüyor.

Peki, bunlardan, hemen kolay sonuçlar mı çıkaralım?

OSMAN ÇUTSAY – FRANKFURT

GÖRSEL: ÖMER YAPRAKKIRAN