Almanya, yeni hükümeti değil bunu tartışıyor: Aşı zorunlu olabilir mi?

Dördüncü dalga tüm hızıyla yayılıyor. Vaka sayıları günlük 40 binin üzerinde. Hastanelerde tedavi altına alınanların, özellikle de yoğun bakımdakilerin sayısı çok yüksek. Sağlık sistemi alarm veriyor.

 

Federal Almanya zor günlerden geçiyor. Halen görevdeki Sağlık Bakanı Jens Spahn, pazartesi günkü basın toplantısında durumun ciddiyetini vurgulamak için şöyle diyordu. “Bu kışın sonunda herkes ya aşı olacak ya da virüs bulaştıktan sonra iyileşecek veya ölecek.”

Bu doğru olabilir mi ?..

Tabii ki olamaz, ama arkasındaki mantık doğru. Basınının önündeki bu ifade, bir çağrı. Hemen hemen herkes biliyor ki, Covid-19 salgını ile mücadelenin anahtarı aşılama.  Yüksek aşılama oranına sahip ülkeler var. İspanya, Portekiz veya İsrail gibi.

Almanya’da aşılama oranı arzu edilen seviyeye ulaşmış değil. 22 Kasım salı itibariyle iki doz tam aşılı olanların sayısı 56,6 milyon. Nüfusun yüzde 68’i. Almanya’da tam 333 gündür aşı kampanyası yapılıyor. Üçüncü tazeleme aşısı olanların sayısı ise 6,1 milyon. Arzu edilen seviye değil. Dördüncü dalga tüm hızıyla yayılıyor. Vaka sayıları günlük 40 binin üzerinde. Hastanelerde tedavi altına alınanların, özellikle de yoğun bakımdakilerin sayısı çok yüksek.

Sağlık sistemi alarm veriyor.

AŞI ZORUNLULUĞU VE ÖZGÜRLÜKLER

Almanya zorunlu aşıyı tartışıyor. İki önemli eyaletin başbakanları aşı zorunluluğunu savunuyorlar. “Aşı gerekliliği sivil özgürlüklerin ihlali değildir” diyorlar. Daha doğrusu “Daha ziyade, özgürlüğümüzü yeniden kazanmamız için önkoşuldur” diyorlar. Bu tartışma bir şekilde nihai karara bağlanacak sanırım. Bunu karara bağlayacak olan sivil özgürlüklerin koruyucusu Federal Anayasa Mahkemesi olacak.

Pek çok hukukçu aşının Anayasa ile uyumlu olduğunu düşünmekte. Ama aşı zorunlu hale getirilirse de dava açanlar mutlaka olacak. Zorunlu aşının temel yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüne bir müdahale olduğu tartışmasız. Ama devlet, kişinin beden sağlığını korumakla da yükümlü. Aşı gibi müdahalelerin, bu amaca ulaşmak için uygun ve gerekliyse hukuken mümkün olduğu söylenmekte.

Anayasa Mahkemesi yargıçlarının bu konuda vereceği bir karar çok merak ediliyor tabii. Anayasa hukuku uzmanları, zorunlu aşılamanın anayasa ile uyumlu olacağını öne sürüyorlar. Hatta Alman Meclisi’nin hukuki araştırma servisi daha 2016’da genel bir aşılama şartının da temelde anayasal olduğunu tespit etmişti. Zorunlu aşıyla devletin bireysel olarak vatandaşı ölümcül bir hastalıktan korumak istediği söylenebilir. Giderek daha fazla yayılan virüsten nüfusu bir bütün olarak korumak istediği iddia edilebilir.

YÜZ YILLIK TARTIŞMA

Zorunlu aşı yüz yılı aşkın bir süredir tartışılmakta. 1905’te ABD’de onbir eyalet çiçek hastalığına karşı aşılamayı zorunlu hale getirmiş. Yüksek Mahkeme, bu konuda açılan karşı davayı reddetmiş. Kararda “Aşı, halkın sağlığını korumak ve kamu güvenliğini sağlamak için gerekli” demiş. Almanya’da 1871’de çiçek hastalığı salgınından 180 bin kişi ölünce Şansölye Otto von Bismarck, Reich Aşı Yasası’nı değiştirerek çiçek aşısını zorunlu yapmış.

Ama belki de önemli bir diğer soru da şu: Zorlama gerçekten yardımcı olur mu? Almanya’da yaklaşık 57 milyon kişi tam aşılı. 14 yaşın altında yaklaşık 12 milyon çocuk var. Basit bir hesapla şu anda virüsün en azından potansiyel olarak bulaşacağı yaklaşık 14 milyon kişi var.

Sağlık Bakanı Jens Spahn kış sonunu işaret ediyor. Kışın sonunu 1 Nisan 2022 olarak kabul edersek yaklaşık daha 130 gün var. Her gün yaklaşık en az 200 bin kişiye aşı yapılmalı ki, en az iki doz aşı olmayan insan kalmasın. Söylenebilecek o kadar çok şey var ki…

Hedef belli. Aşılanma oranı önemli ölçüde artırılmalı. Mümkün olduğu kadar çok kişinin korona aşısı olması şart. Yoğun bakım ünitelerindeki dramatik durum bunu her geçen gün gösteriyor.

YENİ POSTA – FRANKFURT

FOTO: 13452116 / pixabay.com