Almanya’da emeğin isimsiz kahramanları: Mustafa Sebibuçin’in ardından

Mustafa Sebibuçin 1965’te geldiği Almanya’da kısa bir süre sonra dil bilmesi ve öğretmen olmasından dolayı sosyal danışman olarak Türkiyeli işçilere yardım etmeye başladı. Görevinin yanı sıra, esas olarak yerli ve göçmen işçilerin birliği ve mücadelesi için gecesini gündüzüne kattı.

 

Türkiyeli işçilerin Almanya’ya gelişlerinin 60’ıncı yılının son günlerindeyiz. Başlangıçta bir artı bir (rotasyon) anlaşmasıyla iki, bilemedin üç yıl çalıştırılmak üzere getirilen ve sayıları yüzbinleri bulan günümüzde ise 3 milyonu aşkın Türkiye kökenli için Almanya artık ikinci yurt olmuş durumda.

Çok şey söylendi, çok şey yazıldı ilk gelen işçiler üzerine. Kitaplara, filmlere ve üniversitelerde tezlere konu olan 60 yıllık tarih, aslında daha güzel bir hayata duyulan özlemin gerçekleşmesi için cesaretle atılan basit adımlardan başka bir şey değildi.

Nitekim hayatın çarkı bu yönlü dönmeye devam etti. Bitmek tükenmek bilmeyen yanlış politikalara rağmen göçmen işçiler Alman işçilerle kader birliklerinin olduğunu fark etti.

“Valizler Dolusu Umut” adlı çalışmam sürecinde sayısızca işçi ile birebir sohbetlerim oldu. İnsan işçiye kulak verdiğinde, onlardan öğreneceği çok şeyler olduğu gerçekliğini fark ediyor. İşte bunlardan birisi de Mustafa Sebibuçin idi.

Bir süreden beri önemli rahatsızlığı bulunduğu için memleketi Urfa’ya akrabalarının yanına gitmişti. Göç ve 60’ıncı yıl üzerine bir dostla sohbetimizde, onun, “Ya senin haberin mutlak olmuştur, Mustafa Abi 7 Ekim’de vefat etmiş” demesiyle ortalık buz kesti.

ÖRGÜTLENME VE BİRLİKTE MÜCADELE

1939 Van doğumlu Mustafa Sebibuçin’in hayatı, babasının esnaf olması nedeniyle, küçük yaştan itibaren Urfa’da geçer. Okul döneminin ardında iki yıl öğretmenlik yapar. Bir gün bir arkadaşının tavsiyesi ile Almanya sevdası yüreğinde kor misali yanıp tutuşur. Zira, memleketin halleri gerek ekonomik gerekse politik olarak çok iç açıcı değildir. Böylece kısa bir süre sonra heyecanlı Almanya yolcuğu başlar.

Yıllar önce Mercedes işçisi Halis’in önerisiyle Mustafa Sebibuçin’i ziyaret edelim dedik. İlk gelen kuşağın geleneksel davranışıyla kapıda karşıladık. Bir iki hoş beş sohbetin ardında asıl konuya geldik.

1965’te geldiği Almanya’da kısa bir süre sonra dil bilmesi ve öğretmen olmasından dolayı sosyal danışman olarak Türkiyeli işçilere yardım etmeye başlar. Görevinin yanı sıra esas olarak yerli ve göçmen işçilerin birliği ve mücadelesi için gecesini gündüzüne katar.

Bir yanda ülkede herkesi tedirgin eden gelişmeler, Denizlerin idamının engellenmesine, demokratik hak özgürlükler mücadelesine destek, diğer yanda göçmen işçilerin örgütlenme çabaları.

YILMAZ KARAHASAN, İSMAİL KAHRAMAN, FUAT BULTAN…

1974 yılında oluşturulan, Federal Almanya’daki Türk gazeteciler, sendikacılar ve sosyal danışmanlar koordinasyon komisyonu kurucuları arasında Yılmaz Karahasan, İsmail Kahraman, Fuat Bultan ve Mustafa Sebibuçin vardır.

Bunun için 1977 Şubat’ında Duisburg da gerçekleştirilen Büyük İşçi Kurultayı’na katılır. Binlerce işçinin katıldığı kurultayda işçilerin sorunları ve çözümleri tartışmalar yapılıp önemli kararlar alınır.

Yaşadığı şehir Göppingen’de dernekleşme çalışmaları sonuç verir ve  1978 yılında işçi derneğini açarlar. Dernek, Göppingen İşçi Birliği olarak Türkçe bülten çıkarır. Mart 1978 tarihli bültende yabancı çocukların eğitim sorunlarıyla ilgili bir komite kurulduğu, bunun için Almanların da içinde olduğu komite konuyla ilgili rapor hazırladı. Burada “Yabancı emekçi çocuklarının ve gençlerinin sorunlarıyla ilgilenilecek” notu da belirtilmiş.

İŞ-EKMEK-ÖZGÜRLÜK

Türkiyeli işçilerin hayatlarında ister istemez memleket meseleleri eksik olmuyor. Sebibuçin abimiz Avrupa Türkiyeli Toplumcular Federasyonu’nun (ATTF ) 1 Mayıs 1975’te çıkarmış olduğu “İş-Ekmek-Özgürlük, bütün işçilerle, yerli-yabancı işçilerle birlikte yürüyüş ve mitinglere katılalım” çağrısının da yer aldığı bültenle kucak dolusu materyali bizlere verdi.

O yıllarda yaşanan olumsuz fraksiyon tartışmalarının bir daha yaşanmaması dileğiyle bu konu üzerinde sohbetimizi birbirimize hak vererek noktaladık.

Arbeiterwohlfahrt (AWO) bünyesinde sosyal danışman olarak göreve başlamak için hazırlamış olduğu, Engels, Lenin, Nâzım ve Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yazı ve şiirleriyle güçlendirdiği dosyası elimizde. Üzerinde epeyce tartışmıştık. Dosyada yer alan Paulo Cinanni’den bir alıntı: “Ortam olduğu gibi kalsa, bir bütün olarak durum çok daha kötü olmayacak, ancak tam tersi söz konusu. İşverenlerin çıkarları daha saldırgan/şiddetli bir inatçılıkla hayata geçiriliyor, işçilerin bölünmüşlüğü keskinleşiyor, yabancı düşmanlığı yaygınlaşıyor ve emek ile sermaye arasındaki uzlaşmazlık işçilerin kendi aralarındaki anlaşmazlığa/geçimsizliğe dönüşüyor. Bunun sınıf dayanışmasına kesinlikle bir katkısı yok. Bu, varolan halk geleneklerinin bir bileşimi/birliği. Ve nerede gündeme gelirse, orada işçi sınıfı yönünü belirleyemiyor ve bir adım ilerleyemiyor.”

Bugün de doğruluğunda bir şey kaybetmemiş.

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL’İ DİNLEMEK

Örgütlü mücadele etmenin sağlamış olduğu güzelliklerden birisi de, yönünü halka ve işçilere çevirmiş aydın ve sanatçılarla tanış olmaktır. Türkiye’den yazarlar sık sık Almanya’ya gelip işçilerle buluşur onlara seslenir.

Hasan Hüseyin Korkmazgil de birçok Almanya’ya gelir ve Mustafa Sebibuçin’nin evinde günlerce misafir olur. Birlikte söyleşiler gerçekleştirirler. Şarap içip gecenin karanlığını yaran ışık tadında şiirler okurlar. Daha doğrusu, Hasan Hüseyin Korkmazgil okur.

Biz de çayımızı yudumlarken Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 1974 Şubat’ında nazilerin toplama kampı Dachau’nun yakınında geçerken okuduğu “Dachau’nun öbür yüzü Filistin. Birdenbire seni hatırladım Yahudi” deyişini dinledik.  Şiir okumaların kaydedildiği beş kaseti değerlendirmemiz için bize verdi.

EMEKTEN YANA BİR HAYAT

Defalarca Mustafa Sebibuçin ile görüştük zaman zaman birlikte dipsiz kuyulara dahi düştük. Ancak bir şeyden asla ödün vermedik. Emekten yana, yeni bir dünya mücadelesinden ödün vermedik. Birçok kez Stuttgart DİDF derneğinde kültür-sanat toplantılarında konuşmacı olarak söz aldı, konuştu.

Son yıllarında, emekli olduğu dönem sağlığı el verdiğince işçi eylemlerine ve toplantılarına katılmayı ihmal etmedi. Bütün ömrünü verdiği Almanya hastalık nedeniyle dar gelince yeniden memleketi Urfa’ya döndü. Bu güzel insan, Mustafa Sebibuçin dostumuz 7 Ekim günü  sessiz sedasızca bu dünyada göç eylemiş. Hayat işte! Sadece güzelliklerle değil, acılarla, kötü haberlerle de dolu.  

Yazımızı Mustafa Sebibuçin dostumuzun kültürel bir etkinlikte yapmış olduğu konuşmanın son cümlesiyle noktalayalım. “Ezilmemek için, kula kul olmamak için, insanca yaşamak için, evlatlarımıza bağımsız, müreffeh, sosyalist Türkiye bırakmak için, kendi sınıfımızın örgütü içinde vazife alalım.”

Dünya kuruldu kurulalı, insanın emeklemesiyle birlikte göç ve göçerlik varolagelmiştir. Bugün de dünyanın her yanında değişik ölçülerde değişik biçimlerde ölüm pahasına yollara düşmeler devam etmekte.

Türkiyeli işçilerin 60’ıncı yılında göçüp gidenlerin mirası yeni nesiller için paha biçilmez bir birikim. Onların anısına saygıyla…

ALİ ÇARMAN-STUTTGART