“Almanya’da Türkçe için artık hukuki yola başvurma zamanı geldi”

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Dil ve eğitimbilimci Prof. Dr. Havva Engin, Almanya’daki Türkçenin geleceğine kalıcı çözüm için hukuki yollara başvurma çağrısında bulundu. Engin, “gurbetçi” sözcüğünün artık gerçeği yansıtmayan bir kalıntı olduğuna da dikkat çekti.

 

Federal Almanya’da uzmanlar, uzun zamandan bu yana Türk Dili ve Türk Kültürü derslerinin, anadili eğitiminin ve Türk çocuklarının adeta kaderlerine terk edildiği yönünde alarm veriyor. En sağlıklı ve kalıcı yolun Türkçenin Almanya’da seçmeli zorunlu yabancı dil dersi statüsünde müfredata alınması olduğuna işaret eden Heidelberg Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim görevlilerinden Havva Engin, Almanyalı Türklerin anadillerini öğrenmelerinin anayasal hakları olduğunu hatırlattı.

Ebeveynlere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunan göç ve eğitim politikaları uzmanı Prof. Dr. Havva Engin, “Sivil toplum kuruluşları, kişiler, kuruluşlar anayasal haklarını elde etmek üzere eyaletlerin hükümetlerine politik baskı yaparak hukuki yollara başvurmalılar. Gerekirse konuyu anayasa mahkemesine dek taşımalılar” dedi.

Almanya’da en az beş eyalette üniversitelerde Türkçe öğretmenleri yetiştiren kürsülerin açılması gerektiğini de kaydeden Prof. Dr. Havva Engin’in “Almanya’daki Türkçe nasıl kurtulur?“ sorusuna ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
“BÜYÜKANNELER TORUNLARIYLA KONUŞAMIYOR”

“Türkçe nasıl kurtulur? O dili kullananlar dile sahip çıktığında kurtulur. 3,5 milyon insan Türkçe kullanıyor. Gelecek kuşaklara da dilin aktarılmasını istiyorlarsa sahip çıkmaları gerekiyor. Dili çocuklar aile fertlerinden öğreniyor. Bu nedenle iş önce anne ve babalara düşüyor.
Dördüncü kuşak yetişiyor. Büyükanneler, büyükbabalar torunlarıyla artık konuşamıyorlar. Ancak çocuk Almanca da cevap verse, anlıyor demektir. Bu nedenle ‘Siz konuşmaya devam edin’ diyorum. Ne yazık ki kuşaklar arası bir dil ve iletişim sorunu yaşıyoruz.

STK’LAR ÖNDERLİK ETMELİ

Sivil toplum kuruluşlarının (stk) önderlik yapıp bireysel haklar doğrultusunda harekete geçmeleri gerekiyor. İnsanımızın yarısı Alman vatandaşlığına geçmiş durumda. Anadilde konuşmak anayasal hakları. Dolayısıyla stk’ların temsilcileri, çocukların ve anne babaların bu haklarını elde etmeleri gerektiğinin altını çizmeliler.

EYALET HÜKÜMETLERİNE BASKI

Alman anayasasına göre anadilini konuşma ve öğrenme hakkınız var Birileri çıkıp hukuki bazda bu hakkı arayacak. Konu gerekirse anayasa mahkemesine kadar taşınmalı. Köken dili örgün eğitim sisteminde okutulmuyor. Devlet vermiyorsa, hukuki bazda vermiyor demektir. Dolayısıyla eyalet hükümetlerine politik olarak da baskı yapılması gerekiyor.

“TÜRKÇE BU TOPLUMUN BİR DİLİ OLDU”

Göçün 60’ıncı yılında artık ‘gurbetçi’ sözünün ise kalkması gerekiyor. Bizler bu toplumun bir parçasıyız. Türkçe bu toplumun bir dili oldu. Binasyonal evlilikler de var artık. Okul sisteminde bu çerçeve hazırlanması gerekiyor. İtalyanca, İspanyolca, İngilizce Fransızca gibi Türkçe dersleri okullarda okutulmalı. Zorunlu seçmeli ders olarak okutulmalı ki, yüksek öğretimde önemli bir artı olarak kendini gösterebilsin. Türkçe bilmek çok önemli .Türkçeyi iyi bilenlerin, sertifikası olanların mesleki alanda önü açık, parlak. Örgün sistemde olmadığı için sertifika olmadığında meslek eğitiminde ve yüksek öğrenimde kullanamıyoruz. Avrupa’daki insanımızın Türkçe için hukuki ve politik bazda kalıcı girişimlerde bulunması gerekir.

“ÜNİVERSİTELERDE TÜRKÇE ÖĞRETMENLİK BÖLÜMLERİ AÇILMALI”

Her üniversitede Türkçe öğretmeni bölümü açılmalı. Önce bilimsel ve kurumsal alt yapı oluşturmak gerekiyor. STK’ların ve politikaların baskısıyla 5 eyalette Türkçe öğretmenlerinin kürsülerinin açılması gerekir. Öğretmenlik öğrenimi gören çok gencimiz var, neden Türkçe öğretmenleri olmasınlar? Orta ve uzun vadeli eğitim kurumlarına girip, alt yapıyı burada yetişen, seçme ve seçilme hakları olan  insanlar olarak yapmamız gerekiyor.

“TÜRKÇE MÜFREDATA GİRERSE EVRENSEL BİR DİL OLACAK”

Türkçeyi yabancı bir dil olarak müfredata koyarsak evrensel bir dil olacak. Öğrenmek isteyen herkese açık olacak. Çocuğunun Türkçe öğrenmesini isteyen Türk kökenli olmayan çok insan da var. Örgün eğitimde bütün çocuklar öğrenebilir. Avrupa’da konuşulan Türkçe, Türkiye’den farklı. 50 yıl önce konuşulan Türkçe ile günümüzde konuşulan farklı.

“BURADAKİLER ÇOKDİLLİLİK BAZINDA TÜRKÇE ÖĞRENİYOR”

Buradakiler çokdilli büyüyor. Anadili bilimsel olarak öğretmek ve öğrenmek gerekir. Dördüncü kuşak Türkçeyi çokdillilik bazında öğreniyor. Bunu unutmamak gerekir. Çokdillilik bazında verilen dilin çok daha hızlı öğrenildiğini görüyoruz.
Ancak ‘kendi aramızda kullandığımız dil biz yetiyor tüm bunlara gerek yok’ deniyorsa o zaman 150 kelime hazinesi ile konuşursunuz tabii. Bu durumda ne meslek öğrenimi ne de üniversite öğrenimi görebilirsiniz. Dil donanımı gerekli.”
Prof. Dr. Havva Engin, Heidelberg Göç Araştırmaları ve Transkültürel Pedagoji Merkezi yöneticisi olarak çalışmalarını sürdürüyor.

IŞIN TOYMAZ – HEİDELBERG