Almanya’dan Türkiye’ye bakmak kolay: Uzaktakine üzülürken hemen önündekini görmezlikten gelmek

“Sabr grad-ıl cm’ael hralan ahland gdül hads bilmukla mahlân…” Anlamasan da bunları ezberleyeceksin! Cümle cümle. Paragraf paragraf. Kitabın sonuna dek. Ve bileceksin ki, bu kitap kutsaldır. İçinde olanlar mı? Ben sana ne anlatıyorsam odur!..

 

Geçenlerde Türkiye’de gencecik bir tıp öğrencisi intihar etti. Ülke çapında sayısız vicdan sahibi üzüntüye boğuldu. Hemen ardından babasının bir gazeteciye yanıtları düştü medyaya. Aynı vicdan sahipleri bunca sevgisizlik, bunca şefkat bilmezlik karşısında donup kaldılar… Fakat ne önemi var ki? Baba, oğlunun ahiretini kurtardığından emindi. Çocuğu intihara sürükleyecek kadar baskı altında tutan yobazların “iyi insanlar” olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Zaten kendisi de onlardanmış. Nâşını alıp, gitti. Türkiye’de nüfusun AKP’ye oy vermekte ısrarlı dörtte birinden salt maddi çıkar peşinde koşan ve AKP rejiminden beslenenleri çıkarın. Geride kalanların gerçekliği anlaşılan bundan ibaret; beyinlerine perde inmiş dindar ve kindarlar sürüsü! Duygusuz diyemeyeceğim; kin de bir duygu…

Asıl sözüm, Almanya’dan iki bin beş yüz, üç bin kilometre ötelere, anayurtlarına bakarken bu tür olaylara hayıflananlara. Uzaklara bakarken, ayağının dibindekini görmezden gelenlere. Bu ülkedeki Türkiyelilerin de oradakilerin bir izdüşümü olduğunu unutuverenlere.

BİR ÖZGÜRLÜK SANISI VE SONUÇLARI

Hiç bakıyor musunuz yakın çevrenize? Ülkemizde sayısı yüz binlerle ölçülecek çocuklar ve gençler tarikat yurtlarına, gericiliğin karanlık dehlizlerine tutsak edilirken, imam-hatip okullarında bilimden uzak, hurafelerle ve din soslu yalanlarla eğitilirken burada, ayağınızın dibinde neler oluyor? Pek azımızın bunu düşündüğünü, tasalandığını, burada da benzeri süreçlere karşı bir şeyler yapma gereksinimi duyduğu görülüyor. Heyhat! Gericiliğin saldırısı din zırhına büründü mü, herkesin eli ayağı kesiliyor, herkes sus pus oluveriyor.

Öyle ya, herkesin özgür olduğu sanısının yaygın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Herkesin inanç ve ibadet özgürlüğü de var ya… Bu tramvaya binen gericilik yuvaları yıllardır ülkeyi boydan boya cami dernekleriyle donattı. Hemen her birinde Kuran kursları düzenlenen, yuva çocuklarından başlayarak bu kurslara gidenlere neler anlatıldığının belirsiz olduğu dernekler. Bir dizi federasyona bağlı olanların yanı sıra sayısı belirsiz “bağımsızlar”. Cihad çağrılarına dek her türden yobazlığa evsahipliği yapan mekânlar. Bunların kaçı Almanya’yı da örümcek ağı gibi sarmış olan tarikatların elinde? Kaçı, bu kurslara kimi anababaların “evladım dinimizi öğrensin” diyerek teslim ettiği çocukları gözlerine perde çekerek, kulaklarını tıkayarak, beyinlerini felç ederek yetiştirmeye çalışıyor?  İşte bu, ne yazık ki, bizim yanıtını veremeyeceğimiz bir soru.

Federal Parlamento’nun Bilimsel Hizmet Dairesi 2020 başında bu alanda bir rapor sunmuş ilgilenen parlamenterlere. Bu rapora göre, Almanya’daki camilerin tam olarak sayısını tesbit etmek olanaksızmış. Zaten raporu hazırlayanlar da araştırmalarını ancak internet üzerinden yapabilmişler. Değişik zamanlarda saptanabilen resmî sayılar 2300’den 2750’e dek değişiyor. Bunlardan hangilerinin gerçek ibadet yeri, hangilerinin karanlık dehlizler olduğunu tesbit edebilecek bir merci de yok. Sol Parti parlamenterlerine dek tüm solcuların Anayasayı Koruma Dairesi ve devlet içinde oluşturulmuş bilmem hangi yapılar tarafında adım adım izlendiği bu “özgürlük ülkesinde” İslamî gericilik yuvalarının ne kadar dikkatle izlendiğini bilemeyiz. Fakat izlenmeleri bir yana, bazılarının ekonomik ve siyasî olarak desteklendiği sır değil.

ZARLAR ÇOCUKLARIN ÜZERİNE ATILIYOR

Bir zamanlar Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı camilerin tarikatlardan uzak olduğu kanısı yaygındı. Şimdilerde ise, ortaçağ kalıntılarının bu dairenin içinde de cirit attıklarını söylemekte sakınca yok. Zaten, artık bir yanı tamamen siyasallaşmış, diğer yanı da minicik kızları evlendirmeye icazet çıkaran, öz kızına şehvet duyan sapıklara bir o kadar sapıkça yanıtlar üreten bir makamdan beklenecek bir şey kalmış olamaz.

İş kuran kurslarıyla da bitmiyor. Bunlar bir takım öğrenci yurtları da açtılar. Çocukların hafta boyu yatılı kaldıkları, hafta sonlarında ailelerinin yanına döndükleri yurtlar. Buralarda çocukların derslerine destek olunduğu, okuldaki başarı oranlarının yükseltildiği iddia ediliyor. Adem’in kaburga kemiğine yaslanan biyoloji anlayışının bilime dayalı derslere ne gibi katkısı olabileceğini aklım almıyor.

Dinci gericiliğin geleceğe yatırımı hafife alınacak gibi değil. Birkaç yıl önce sıra özel okullar açmaya da gelmişti. Federal Anayasa’nın 7’nci maddesinin 4’üncü paragrafına göre herkesin özel okul açma ve çocuklarını özel bir okula gönderme hakkı var. Özgür demokratik hukuk devleti ilkelerine göre, bu okulların alternatif eğitim ve öğretim yöntemleri uygulamasına da hak tanınıyor. Zaten çoklarının unuttuğu bir gerçek var: Federal Alman devleti laik değil. Her ne kadar seküler bir karakter taşısa da din ve devletin kesin sınırlarla birbirinden ayrılmadığını bilmekte yarar var. Buradan bakarak ortaya konacak argüman hazır: Katolik okulları var, neden Müslüman okulları olmasın?

Gidişin istikameti budur.

Sonuçta, belediyelerden başlayarak eyaletlerin ve federal devlet dairelerinin kimi İslam örgütlerine yaklaşımı, desteği, onları muhatap alışına baktığımızda şu durumla karşılaşıyoruz: Federal devlet, Türkiyelilerin dinsel örgütlerce giderek daha da çok abluka altına alınmasını dolaylı olarak teşvik etmekte!

Ortada herkesin bildiği… Bildiği, fakat aslen en geneli kapayan bir sonuç çıkar(a)madığı bir gerçek var: Bu düzen, yığınların beynini uyuşturacak mekanizmalara gereksinmektedir. Ama afyonla(*), ama dinle…

______

(*) Almanya’da afyon ekimine başlandı. Yakında Avrupalı uyuşturucu bağımlılarının Afganistan’a gereksinimi kalmazsa kimse şaşırmamalı.

CEMİL FUAT HENDEK – MAİNZ