Ankara neden kendi ayağına sıkma ihtiyacı duydu? Banka bilgilerinin otomatik aktarımı bilmecesi

Ankara neden kendi ayağına sıkma ihtiyacı duydu? Banka bilgilerinin otomatik aktarımı bilmecesi
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Büyük bir olay bu. AKP Ankarası, banka bilgilerinin otomatik aktarımıyla, Avrupa Türklerinin desteğini yitireceğini biliyordu. Boş verdi, finans kanallarının kapanmasına tahammül edemezdi. 6 milyon insanı “dımdızlak ortada bırakmayı” göze alabildi. Cumhuriyet tarihinin tanık olmadığı bir yağmanın üzerinde yükseliyordu, bu korkunç servetin güvenli limanlara aktarılmasında bir kesintiye göz yumamazdı. Böyle mi düşünülmeli?

Ölümden korkup intihar etmenin tipik bir örneğiyle karşı karşıyayız. Ya da ormandaki yangından kaçan vahşi hayvanların paniğiyle…

Şöyle sorarak başlanabilir: Avrupa’daki en büyük Türk partisi, AKP, neden çökertildi?

Dikkat: “Nasıl” çökertildi değil, “neden” çökertildi? 

Ortada ilginç bir pervasızlık var. Buna, büyük bir iç gerginliğin ürünü bu pervasızlığa bir gerekçe bulmak gerek.

Neden Türkiye’deki rejimin başında bulunan parti ve yönetenler, AKP yönetimi, Batı Avrupa’da yaşayan 6 milyon civarında Türkiye kökenli insanın yaşamını altüst ve AKP’ye de düşman edebilecek bir uygulamaya bu kadar kolay onay verdi? İnsanlarımızı neden gereğince uyarmadı?

Yaşlı kıtada kalalım: Avrupa’da yaşayan insanlarımızın Türkiye’deki banka hesaplarında gözlenen tüm hesap hareketleri artık Berlin’de, Viyana’da, Lahey ve Brüksel’de. Bunlara başka başkentler veya vergi/finans sistemleri de eklenmelidir. Türkiye’de bir hesabı olan her Türkiye kökenli, 2019’dan itibaren ve hatta çok daha öncesine kadar uzanacak bir zaman kesitinde neler biriktirdiğini, özellikle Almanya-Avusturya hattında, AB’nin ilgili kurumlarına açıklamak, hesap vermek zorunda.

Bu, önemli değil. Zaten bunu söylemek haber de değil.

Neden bu riskin ve yükün altına girildiği, haber.

AKP neden kendisini can evinden vuracak böyle bir oyuna dahil oldu?

ULUSLARARASI FİNANS KANALLARININ DIŞINA ÇIKARLARSA…

Özellikle Batı Avrupa’da yaşayan insanlarımızın, Türkiye’deki banka hesap hareketlerinin dökümü artık Almanya ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa başkentlerinin elinde. Dünya finans sisteminin gereğini yerine getiriyor Ankara ve ona egemen olan parti. AKP, bu yola mahkûmdu.

O nedenle, özellikle CHP milletvekili Utku Çakırözer’in sürekli uyarılarına rağmen, erteleme gereği duymadı.

Neden?

AKP zenginleri ve AKP Ankarası, uluslararası finans kanallarının yüzlerine kapanması, kısmen bile olsa kesintiye uğraması olasılığından neden bu kadar çok korktu?

Avrupa’daki Türkiye kökenli toplumun şimdiye kadar yoğun desteğini alabilmiş bir parti AKP. Hızla eriyen bu destek, daha ilk mektup veya davet dalgasıyla da yerle bir olacak. AKP Ankarası, daha doğru bir ifadeyle AKP zenginleri, tarihimizin en büyük yağmasından kurtardıklarını, güvenli limanlara, uluslararası finans kanalları üzerinden ulaştırabilecekler. Ticaret yapmayı, kanlarının son damgasına kadar sürdürecekler.

Bunun için AKP’ye olan seçmen desteğini de riske atmaları gerekiyordu. Attılar. Önümüzdeki aylarda Berlin, Viyana, Lahey, Brüksel gibi başkentlerin denetimindeki vergi dairelerinden Türkiye kökenlilere davet mektupları gelirse, bunların hangi sonuçları yaratacağını hep birlikte göreceğiz.

ÇÖZÜM BULMAK İSTEMEDİLER! NEDEN?

Türkiye, otomatik bilgi paylaşımı anlaşmasında, kendi insanlarını Avrupa’da güç durumda bırakacak bir yola çözüm bulmadı. Otomatik Bilgi Paylaşımı Anlaşması nedeniyle bilgi transferinin başlamasını ertelemeyi bile denemedi.

Bunun Avrupa’daki AKP lobisini ve halk desteğini yitireceğini bile bile yaptı. Neden yaptı? Kendi ayağına, hatta kimi çevrelere göre kendi kalbine sıkmış olmadı mı? 

Batı Avrupa’da, özellikle de Almanya-Avusturya hattında Türkiye kökenli her ailenin şu veya bu şekilde bir sıkıntı, en azından bir tedirginlik yaşayacağı ortada. Bu insanlar AKP’nin kendilerini oyuna getirdiği duygusuna kapılacaktır.

AKP ve/veya Ankara yıllarca Türkiye kökenli bu insanları uyarmadı. Büyük kampanyalar düzenlemedi. Gerek duymadığı anlaşılıyor. Bilgi transferi çoktan başladı. Artık dönüş yok. Galiba kendini ihbar dışında bu yolun bir çıkışı da yok.

Binlerce, yüz binlerce aile, bulundukları ülkelerin toplumsal barışını bile sarsacak kadar çok bir kalabalık bir kitle, kara kara düşünüyor. Birçok çaresizin, Türkiye’deki bazı avukatların elinde oyuncak olduğu söyleniyor.

HANGİ ALGILAR?

Bu çarpıklığın Türkiye kökenli toplumun algı kayıtlarına girdiği açık. AKP destekçileri de “Satıldık!” duygusunun elindedir artık. Böyle düşünmeyenlerin, önümüzdeki aylarda düşünmeye başlayacağı açık. Almanya’da yoksullar katmanı içinde yaşamaya çalışan, Türkiye’deki kambiyo rejiminin verdiği olanaklarla ayakta durabilen bir toplum bu. Az da olsa avro kazandığı için, kambiyo farkıyla en azından Türkiye’de Almanya’daki yoksulluğunu unutabiliyor. Şimdi, küçük oyunlarla işlerini yürütebildiği, belki bazı bilgileri sakladığı için sigaya çekilecek. Her aileden en az bir kişi bir tedirginlik çekecek.

Soru sürekli yinelenmeli: Ankara ve AKP, bu riski neden aldı, neden bu büyük yükün altına girdi? Uluslararası finans sisteminin içine neden bu kadar hevesle daldı, çıkmamak için her şeyi kabullendi ve kendisine destek veren milyonları bile kaybetmeyi göze aldı? Otomatik bilgi transferini özel ve büyük kampanyalarla yıllar içinde anlatmadı, insanları uyarmadı. Yumurta kapıya dayandığında da erteleme çabası göstermedi.

Yanıt şu mu?

Çok korkuyorlardı, Türkiye tarihinin ve coğrafyasının 100 yıl önceki işgal yıllarında bile görmediği bir yağma harekâtının yürütücüleri, açıkça veya yasaya uydurup çalıp çırptıkları milyarlarca doları/avroyu ancak işlek bir dünya sisteminde ve açık kanallar üzerinden dışarıya aktarabileceklerini, yakalarına yapışılıncaya yani iktidardan düşürülünceye kadar da ticaret yapabileceklerini, yapmak zorunda olduklarını biliyorlardı.

O kanalların kapanması halinde, bütün birikimleri, daha doğrusu çaldıkları (“rantlar”) ellerinde ve Türkiye’de kalacaktı. İşte bunun engellenmesi şarttı. Bu nedenle ısrarcı olmadılar. Halka da “Çağın gereği, modern finans sistemi elimizi kolumuzu bağlıyor” mealindeki açıklamalarla gittiler. Fakat bunu bile yüksek sesle söylemediler.

Cumhuriyet tarihinde ve coğrafyamızda eşine daha önce rastlanmamış boyutlardaki bu soygunun, dünya finans sisteminin tüm olanaklarından yararlanılarak sürdürülmesi gerekiyordu. Kanalların kapanmaması, yavaşlamaması şarttı. Çaldıklarını dışarıya (“güvenli limanlara”) kaçırmak zorundalar. Nihai hesap gününe kadar, bu kanalların kapanmaması gerekiyordu.

Bu nedenle, bir maliyet karşılaştırması yaptılar.

AKP’ye olan halk desteğinin bir bıçak gibi kesilmesini sineye çektiler ve çaldıklarını dünya finans sisteminin kara deliklerinde kolayca kaybettiler, daha da ve son hesap günlerine kadar bu kanalları zorlayacaklar.

O kanallar, Ankara’nın 20 yıllık yaşam damarlarına karşılık geliyordu.

Seçmen desteğinin kesilmesi, bu birikimin dışarıya aktarılmasından daha önemli değildi.

AKP Ankarası, kesilecek destekle aktaracağı birikimi karşılaştırmış ve kararını, kaçırdığı servetin selameti için vermiş olmalıdır.

Türkiye öyle bir yağmalanmış ve yoksul Türkiye halkının zenginlikleri AKP’li ellerde öylesine birikmiştir ki, bunların dışarıya çıkarılması için bu dünya sisteminin kanallarının açık kalması dışında şans yoktur.

Türk seçmen desteğinden çok daha önemli bir birikimdir bu servet gaspı. Yoksul bir halkın kanının dış ülkelerdeki kara deliklere kaçırılması engellenirse, bir dünya çökecektir.

Demek ki, AKP liderleri ve AKP zenginleri için bu seçmen desteğinden çok daha önemlisi, dünya finans sisteminin kendilerine açık olmasıdır.

Otomatik bilgi transferi Türkiye halkının çıkarları gerekçe gösterilerek kesintiye uğratılsaydı, gasp edip kaçırdıkları servetlerin dışa aktarımı zorlaşabilir veya imkânsızlaşabilirdi.

Ancak ek bir soru işareti daha yok değil. Bu korkunç risk, herhalde sadece üç-beş zenginin servetini korumak için üstlenilmiş değildir. Yağma ve birikimin korkunç boyutlarda olduğunu, bu birikimle milis veya/hatta ordu finansmanı gibi korkunç hesaplar yapıldığını düşünenler de var.

Otomatik bilgi transferinin ardındaki çarpıklık ve telaştan, bu sorulara yanıtlar çıkar mı?

Bilemiyoruz.  Ama bu bilmeceden çok kötü kokular geldiğini de inkâr edemeyiz.

OSMAN ÇUTSAY – FRANKFURT

FOTO:  Towfiqu barbhuiya on Unsplash