Avrupa medyasına Türkiye kökenli gazetecilerin etkisi: “Objektif değiller”

thumbs_b_c_b77f7f9881fccb2834b6ceeb0ff6ea0a
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

ATGB’nin buluşmalar serisinde bu kez “Türkiye kökenli gazetecilerin Avrupa medyasının şekillendirilmesine etkisi” masaya yatırıldı. Facebook’taki canlı yayında Türkiye kökenli gazetecilerin tarafsız habercilik yapamadıklarına, Avrupa medyasında ise sayılarının ve etkilerinin düşük olduğuna işaret edildi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) dijital sempozyumu çerçevesinde gerçekleşen toplantıların sekizinci bölümü “Türkiye kökenli gazetecilerin Avrupa medyasının şekillendirilmesine etkisi” başlığı altında düzenlendi.  Zoom üzerinden Facebook’taki  canlı yayına  Hollanda’daki Deniz Radyo TV’den Özcan  Özbay, Fransa’dan DW Türkçe yazarı – NTV Temsilcisi Kayhan Karaca ve Avusturya’dan Yeni Vatan gazetesi yayıncısı Birol Kılıç konuşmacı olarak katıldı. Programın sunum ve yönetimini ATGB II. Başkanı Atilla Azrak üstlendi.

Toplantıda Türkiye siyasetinin etkisi altında kalan Türkiye kökenli gazetecilerin objektif olamadıklarına ve Türkiye’yi de tanımadıklarına dikkat çekilirken, bir kısım gazetecinin de korku içinde çalıştığına ve otosansür uyguladıklarına işaret edildi.

Avrupa medyasındaki Türkiye kökenli gazetecilerin oranının çok düşük olduğu ve bu medyanın şekillenmesinde, çeşitlilik ve katma değer kazandırılmasında etkilerinin neredeyse hiç bulunmadığı da vurgulanan buluşmada, Türk gazetecileri yaşadıkları ülkenin diline de hâkim olamadıkları hatırlatıldı.

Türkiye’nin AB perspektifinden uzaklaşması ile Avrupa medyasında “Avrupa’dan Türkiye’ye bakış eksenli” haberciliğin yapıldığı, AB’nin Türkiye raportörlerinin de sayısında düşüş yaşandığı, yapılan saptamalar arasında dikkat çekti.

“Alman medyasında göçmenler hakkındaki haberlerin daha fazla yer alması için çalışan gazeteci örgütleri var. Ülkenin çeşitliliğinin yansıtılması, Avrupa’daki medyada Türkiye kökenlilerin yer alması ile mümkün. Türkiye’deki siyasetin ise Avrupa’ya daha sessiz taşınmasında yarar var. İnsanımızın medyada daha rahat ve güven içinde çalışmasında da bu önemli” diyen ATGB II. Başkanı Attila Azrak’ın  “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya” konulu dijital sempozyum kapsamında yönettiği toplantıda öne çıkanlar ise şöyle:

 “OTOSANSÜR UYGULAMAK ZORUNDA KALIYORUZ”

Yeni Vatan gazetesi yayıncısı Birol Kılıç (Viyana)

Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Yüzde yüz gazetecilik yapamıyoruz. Otosansür uygulamak zorunda kalıyoruz. Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskı bize burada da hissettiriliyor. Oysa 5N 1K’yı uygulamak zorundasınız. Türkiye’den ihraç edilen bir korku imparatorluğu var ne yazık ki.

“AVUSTURYA MEDYASINDAKİ ARKADAŞLARIMIZ TÜRKİYE’Yİ ANLAMIYOR”

Avusturya medyasında çalışan göçmen sayısının çok daha yüksek olması gerekiyor. Böylece daha çok göçmenlere yönelik haberler de ağırlık kazanacaktır.  Ancak Avusturya medyasında çalışan bazı arkadaşlarımız Türkiye’yi anlamıyorlar. Üstten bakış hâkim. Avusturya’nın Almanya ve Hollanda’dan farkı, Türkiye kökenli göçmen gazetecilerin daha da az sayıda olması. Türkiye ise Avusturya’nın bir velayeti gibi. Sürekli Türkiye hakkındaki haberler bütün bulvar gazetelerinde yer alıyor.

Avusturya medyasında Türkiye hakkında uzmanlaştığı söylenen gazeteciler, haberi yazarken istişare etmek üzere bizleri arıyor. Diğer taraftan Bir Türk başarılı iş yaptığında Viyanalı, kötü bir şey yaptığında ise Türk olarak anılıyor. Avusturya medyasındaki Türk gazeteciler güvenilirler, ancak Türkiye konusunda  objektif değiller. Avusturya medyasında Sırp, Hırvat gazeteciler ise çok sayıda yer alırken Türkiye göçmeni gazetecilerin sayısı çok düşük.

Öte yandan 2002’den sonra Türkiye’den siyasi partiler buraya gelmeye başladı. Bir parti geliyor, burada örgütleniyor ve bu partici kişi ve kurumla buradaki basını da etkiliyor. Bu ülkede çifte vatandaşlık yasak örneğin, ama  ‘Avusturya vatandaşlığına geçin’ çağrısında bulunuyorlar. Bu ortam Avusturya basınındaki Türklerin imajını etkiliyor.

“SİYASİ PARTİLER İNSANIMIZDAN ELİNİ ÇEKSİN”

En büyük sorunumuz Türkiye’deki bütün partilerin burada yarattığı stres. Bazı paralar da dönüyor. Nitelikli dolandırıcılık, camilerin Allah’ın evi değil siyasi partilerin arka bahçesi gibi kullanılması da var. Lütfen elinizi Türkiye göçmenlerinden çekin. Laik Türkiye Cumhuriyeti’ne saygımız sonsuz, ancak buraya gelip başımızı derde sokmayın. Partilerin gelip haber yaparken ensemizde boza pişirmelerine gerek yok.

Avusturya’daki Türk gazeteciler bağımsız değiller, fikirlerinde yorumlarında bağımsız değiller ve hep bir korku var. Türkiye’deki gazetecilere yönelik tutuklamalar ve saldırılar ortada.

“GAZETECİLERDEN HABER DEĞİL İLAN İSTİYORLAR”

Deniz Radyo TV – Özcan  Özbay (Rotterdam)

Hollanda medyasında yöneticilik statüsünde olan Türkiye kökenli arkadaşlarımız var. Hollanda medyasında hem muhabir hem redaktör hem köşe yazarı olarak çalışan arkadaşlarımız da var. Türkiye-Hollanda haberlerini kaleme alan ya da yayınlayan arkadaşlarımız ise ne yazık ki yok. Öte yandan Avrupa Türk medyasını önemsemezken Türk medyası da Avrupa’yı önemsemiyor.

Türkiye medyası buradaki Türk gazetecilerden haber değil ilan istiyor. Azınlıkların Hollanda medyasındaki oranına baktığımızda Türklerin sayısı çok az. Hollanda’da Türkçe yayın yapan günlük gazetemiz yok. Aylık yayınlar var. Haberlerin saniyede düştüğü günümüzde, aylık gazeteler de ilgi görmüyor. Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

“AVRUPA MEDYASI BİZİ CİDDİYE ALMIYOR”

Ne yazık ki, Türkiye kökenli gazetecilerin Hollanda medyasına pek etkisi olduğunu düşünmüyorum. Bizi çok ciddiye aldıklarını da düşünmüyorum. Temas kuruyorlar ama buradaki gazetecilerin Avrupa’yı hoplatan haberleri yok.

Öte yandan Türkiye’deki siyasetçilerin hapşırması bile buradaki Türk toplumunda büyük ses getiriyor. Burada ise hâlâ işçisin. Sana öyle bakıyor. Bir şekere kanıyoruz. Diğer taraftan yaşadığımız ülkelerin diline hâkim değiliz.

Hollandalılar ve Türkler bunca yıl sonra hâlâ aynı sofrada oturup yemek yemiyor. Hep kendi toplumumuzla ilgili haberler yazıp çiziyoruz. Hollanda’da seçimler var, kimse ilgilenmiyor. Türkiye’den bir siyasetçi geldi mi konvoylar var, bayraklar var. Avrupa’da Türk insanı olması gerektiği yerde değil, hâlâ yerimiz yok. Okur da haberin sadece fotoğrafı ve başlığı ile ilgileniyor. İçeriğine bakmıyorlar.

“TÜRKİYE MEDYASINDA AB’YE İLGİ AZALDI”

DW Türkçe yazarı – NTV Temsilcisi – gazeteci  Kayhan Karaca (Strasbourg)

Türkiye’den gelmiş ve Avrupa medyasında çalışan gazeteci arkadaşlarımızın sayısı çok daha az. Türk medyasında ise AB’ye ilgi azaldı. Eskiden 20 arkadaşımız doğrudan AB haberi yapardı, bu sayı şimdi 10’un altına inmiş durumda. Oysa Türkiye’nin, Gümrük Birliği dolayısıyla da  Avrupa ile ilişkileri devam edecek. Aslında Türkiye bu nedenle AB’de olup bitenlerle her zaman ilgili olmalı.

“AVRUPA’DAKİ İNSANIMIZ YETERİNCE HABER OLAMIYOR”

Avrupa’da 6 milyona yakın insanımız var ancak ne yazık ki yeterince haber olamıyorlar. Yabancı meslektaşlarımızla birlikte çalışıyorum ve Türkiye ilgilerini çekiyor. Burada da Türkiye Fransa’nın vilayeti gibi. Bir AB ülkesi hakkında haber, Türkiye hakkında çıkan haberler kadar çıkmıyor. Türkiye hakkında hazırlanan belgesellerde meslektaşlarımız bizlerle istişare ediyorlar.

“BUGÜN KİMSE AB RAPORTÖRÜ OLMAK İSTEMİYOR”

90’lı yılların sonunda AB’nin Türkiye raportörleri birbiriyle yarışıyordu. Bugün ise kimse Türkiye raportörü olmak istemiyor. Eskiden raportörler Türk gazetecileri peşlerinden koştururlardı. Şimdi ise onlar bizi telefonla arıyorlar. Bizim yaptığımız habercilik, Avrupa haberciliği. Türk iç siyaseti sorulduğunda Türkiye’deki meslektaşlarımıza yönlendiriyoruz.

‘Buranın Türkiye’ye bakışı ekseninde’ Avrupa’da habercilik ilerliyor. Türkiye’nin AB’ye bakışı ekseninde Avrupa haberciliği ise yok. Fransa’daki 3. Kanal AP oturumları sonunda gazetecilerle toplantı yapardı ancak, Türkiye AB perspektifinden uzaklaşınca Türk gazetecilerin görüşlerini almaktan da uzaklaştılar.

Diğer taraftan Türkiye kökenli insanların Avrupa medyasını şekillendirmek gibi bir misyonu olduğunu düşünmüyorum. Onlar zaten yaşadıkları ülkelerin insanları, vatandaşları. Fransa’da da çok sayıda genç göçmen gazeteci ulusal kanallarda görev yapıyor. France 2 kanalının meteoroloji bültenini sunan gazeteci Türkiye kökenli. Cezayirliler, Faslıların görünürlükleri artıyor, bu da redaksiyonların politikalarına yansıyor.

“TÜRK SİYASETİNİN AVRUPA SİYASETİNE KARIŞMASI HOŞ KARŞILANMIYOR”

Öte yandan Türklere ve Müslümanlara yönelik ırkçılığın arttığını görüyoruz. Özellikle de Müslümanlara yönelik son 10 yılda ciddi şekilde tırmanan ayrımcılık ve ırkçılık var. Türkiye medyası olarak yeterince Avrupa’da olup bitene yer vermiyoruz. Avrupa’daki insanımızı haber yapmıyoruz. Türkiye hakkında çok sık haber çıkmasının nedeni ise Arte’de çok sayıda Türk gazetecinin yer alması. Medyada görünür olmak bu nedenle çok önemli. Çokkültürlü toplumlarda bu kaçınılmaz. ABD’de İtalyan kökenlilerin entegrasyonları II. Dünya savaşından sonra başlamıştır yani geldiklerinden 50 yıl sonra. Ancak o zaman kabul görmüştür.

Fransa da terör eylemleri sonrası toplumsal travma geçirdi. Son 10 yıldır Türkiye’ye, Türklere, Müslümanlara bakış negatifleşti. Türk siyasetinin Avrupa siyasetine karışması, el atması Fransa’da da çok hoş karşılanmıyor.

“ELİTLER ENTEGRASYON YERİNE ASİMİLASYON DEMEYİ TERCİH EDİYOR”

Türkler açısından yaşam şimdi çok daha zor. Fransız siyaset elitleri entegrasyon kelimesinden vazgeçip asimilasyonu kullanıyorlar. Çok tehlikeli bir terminolojidir. Bu, tehlikeli bir gelişme. Çin’den ya da başka bir ülkeden gelenlere bu terminoloji kullanılmıyor. Hatta bu özel yasa da mecliste görüşülüyor. ‘En iyi Türk asimile Türk’ deniyor. Aşırı sağcı politikacılar namaz kılanları tehdit olarak görmeye başladılar. 2010’dan önce Türkiye’ye bir hayranlık vardı 2010’dan sonra Türkiye ciddi imaj kaybına uğradı.”

ATGB’nin dijital sempozyumu 11 Nisan tarihine dek devam edecek.

YENİ POSTA – KÖLN

FOTO: A.A.