Avrupa’da İslamofobi: “Laik Müslümanlar barışın sigortası”

İslam, daha doğrusu Müslüman topluluklar, Avrupa’da nasıl bir çevre içinde kendisine yer arıyor? Acaba dinsel bir kimlikle mi kendilerine yer bulmak zorundalar?

YouTube

By loading the video, you agree to YouTube’s privacy policy.
Learn more

Load video

Yerleşik (Hıristiyan) Avrupa içinde bir Müslüman korkusu veya en azından çekingenliği var. Bu korku çemberi yeni yüzyılın başından ve 11 Eylül’den itibaren özellikle var.

AŞIRI SAĞIN MÜSLÜMAN KARŞITLIĞI

Bu çekingenliğin yer yer düşmanlığa dönüşebildiğini görüyoruz. Bunlar partileşiyor ve kitlesel destekleri nedenriyle iktidara da oynayabiliyorlar. Avrupa’nın yeni aşırı sağı kendisini zaten Müslüman karşıtlığıyla tarif ediyor. Fransa, Almanya, İngiltere ve hatta İtalya gibi ülkelerde bu Müslüman korkusu üzerinden aşırı sağcı partilerin atağa geçtiğine ve yerleşik siyasal sistemleri sarstıklarına da tanık oluyoruz.

MEDYADA VE SİYASETTE “MÜSLÜMAN KİMLİĞİ” VURGUSU

Sormamız gereken şey şu: Müslüman kökenli insanlar ne yapmalı? Medyada ve siyasette sürekli “Müslüman” kimliklerine vurgu yapılmasına itiraz etmeleri çok mu kötü? Yerleşik sisteme kayıtsız şartsız boyun eğen kimliksiz robotlar mı olmalı Müslümanlar, yoksa bu tür etiketlere sert tepkiler mi göstermeli? Bu iki ucun arasında, ifratla tefrit arasında yani, bir orta nokta, bir orta ve ortak yol var mı, arayabilir miyiz?

LAİKLER

Çağdaş bir yurttaşın, yani toplumsal sistemden kendisini sorumlu sayan, yöneticilerden hesap sorma hakkına kıskançlıkla sahip çıkan bir insanın, yaşadığı ülkenin siyasetinden ekonomisine ondan kültürel baskı mekanizmalarına ve yöneticilerine kadar her şeyin hesabını almaya kararlı olması gerekir. Bu insan, inançları bir yana, sonuna kadar laik bir insandır ve dinin kamusal alanda siyasal bir enstrüman olarak kullanılmasına karşı çıkmasıyla tanımlanabilir. Böyle bir çıkış, Avrupa toplumlarında, özellikle Türkiye kökenli insanların yoğun topluluklar halinde yaşadığı ülkelerde nasıl bir sonuç yaratabilir?

“İNANÇ ÖZEL YAŞAMA AİTTİR”

İnsanların kendi Müslümanlıklarını reddetmesi veya buradaki yerleşik sistemin istediği bir Müslümanlığı kabullenmesi, acaba bir çıkış olabilir mi?

Dinsel inançlar, insanların özel yaşamına aittir ve sorgulanamaz. Elbette bir baskı konusu da olamaz, olmamalıdır. Din ve ibadet özgürlüğü bu anlamda yaşanmalıdır. Bunun için sonuna kadar laik/seküler bir ortam şarttır. Ama Avrupa’da gerçekten laik/seküler bir toplumsal konuşlanmadan söz edebilir miyiz?

“DİN SİYASETİN DIŞINDA TUTULMALIDIR”

Dinsel isimli partilerin iktidar olduğu bir ülkede veya kıtada, bir başka din kendisini neden ortadan kaldırsın?

Müslümanları toptancı etiketlerle yargılanmasına elbette en çok Müslüman kökenli insanlar karşı çıkar. Ama bunun anlamı herhalde toplumsal yaşamın dinsel (İslami) bir temelde düzenlenmesi için çaba göstermek de değildir.

Din, kamusal yaşamın, siyasetin mutlaka dışında tutulmalıdır.

Çağdaş yurttaş buradan hareket etmelidir.

Kadın Sözü ile Avrupa’da bu hafta Avrupa’da İslamofobi ve medya ve siyasette “Müslüman” kimliğin altının çizilmesi masaya yatırıldı. Yeni Posta haber portalı Genel Yayın Yönetmeni Işın Ertürk’ün hazırlayıp sunduğu bu haftaki programa katılan gazeteciler şöyle:

Yeni Posta İngiltere Temsilcisi Gözde Sapanlı

Serbest Ada Genel Yayın Yönetmeni Birgül Göker Perdisa – Bologna / İtalya

Serbest Gazeteci Seda Şanlıer – Stockholm / İsveç

Serbest gazeteci Ufuk Evla Bostan – Frankfurt / Almanya

YENİ POSTA – STUTTGART

FOTO: AA