Avrupa’nın merkezinde bir koalisyon: Makyaj ve kıyafetin altındaki gerçek

Yazar Cemil Fuat Hendek’e göre, Berlin’de iktidar koltuğunu devralan “lambacı koalisyon”, aslen tam bir karikatür ve kabine bileşenleri kalem kalem ele alındığında koalisyon ortaklarının gerçek yüzlerini makyajdan arındırmak mümkün. Nasıl mı?

 

Geçenlerde, bir zamanların ünlü karikatüristlerinden Cemal Nadir’in bir karikatür dizisini anımsadım: “Hanımla bey sokakta – Hanımla bey evde”. Yan yana iki karenin birincisinde, sokakta, geniş omuzlu, güçlü kuvvetli, çok şık giyimli bir beyle yine çok şık giyimli, vücut hatları antik Yunan heykellerine uygun ölçülerde bir hanım birbirlerini beğeniyle süzmektedirler. İkinci karede, eve gelip soyunduklarında, manzara tamamen farklıdır: Omuzları düşük, sıska mı sıska, zavallı bir adamla göğüsleri ve kalçaları sarkmış, makyajı dağılmış çirkin mi çirkin bir kadın hayretle birbirlerine bakmaktadırlar.

Makyaj ve kıyafetle gerçeklik arasındaki benzemezliğe vurgu yapan bu karikatür bende lambacı koalisyon üyelerinin makyaj ve kıyafetlerini çağrıştırdı. Yeşilleri düşündüm: Sokakta doğa ve evren üzerine tasalanan, aynı zamanda emekçilerin çıkarlarını da göz önünde bulundurduğu görünümü içeren giysileri ve makyajlarıyla yeşil politikacılar. Sokakta öyleler; ya eve (iktidara) geldiklerinde?

Sosyal demokratlara gelince, işçi tulumunu çıkardıklarını ilan edeli pek çok yıl geçti aradan. Ne yazık ki, çok sayıda görme özürlü, eski alışkanlıklarıyla işçi tulumu içinde görüyorlar SPD’yi. Halbuki onlar çoktan büyük sermayenin menajer kıyafetine büründüler. Her seferinde eve (iktidara) geldiklerinde de yeni elbise ve makyajlarının gereğini yapmakta gecikmediler. Bu sefer de aynısını yapacaklarına kuşku yok.

Kanımca koalisyonun en dürüstü Liberaller (FDP). Büyük sermayenin savaşçı üniformasını kuşanmış, afili bir şekilde dolaşıyorlar ortalıkta. Onlar için yeni bir karikatür karesine gerek yok.

BİR KARİKATÜR KOALİSYON

Şimdi karikatürü bırakalım ve aslen tam bir karikatür olan bu koalisyonun elindeki birçok makyaj kaleminden birine bakalım: “Hartz IV’e son! Herkese insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmesi için devlet yardımı!”

SPD ve Yeşiller, 2005’te makyaja bile gerek duymadan Alman halkına zorla dayattıkları Hartz IV’e eleştiri okları atmaya başlamışlardı. Yanlıştan dönmek mi? Asla! Halk arasında giderek yoğunlaşan tepkiyi soğurmak için iktidara geldiklerinde bir şey yapmak zorunda olduklarını görmekteydiler. Konu koalisyon görüşmelerinde büsbütün popülarite kazandı. Hartz IV kaldırılmalı, yerine “Yurttaş Parası” getirilmeliydi. Emekçi halkın uzun süreli işsizlerine bu haince saldırının akıl babası olarak seçtikleri sermayenin menajeri, işçi düşmanı Peter Hartz’ın bile Hartz IV’ün yetmezliği üzerine demeçleri saçıldı ortalığa.

Koalisyon ortakları anlaştı; hükümet kuruldu. Yurttaş Parası’ndan henüz pek bir haber yok. Yok, ama muhakkak gelecek. Gelecek, çünkü büyük sermaye devletin olanaklarının daha çoğuna el koymak için yoksul kesimlere dağıtılan parayı kısmak istiyor. Nasıl kısacak? Bir küçük makyajla: Zaten çok yetersiz olan Hartz IV’ün adını değiştirerek. Tabii bu arada sadece adı değiştirilmeyecek. Koşullarında da ağırlaştırma ve yoksulun eline geçecek parayı görece azaltma doğrultusunda oynamalar yapılacak.

“YARI AÇLIK PARASI”

Hartz IV zaten bir “Yarı Açlık Parası”. İnsanca yaşamayı en sınırlı ve tabii en düşük kalite gıda maddeleriyle ölçen, yoksulları patates ve unla beslemek üzere hesaplanan bir paraydı. Aslen çok uzun zamandır azalmakta olan yardım nedeniyle işsizlerin iyiden iyiye muhtaç hale geldiklerini saptayan Berlin Kadın Girişimi daha 1993 yılında bir yardım kampanyasına öncülük etmiş, yoksulların mutfağına katkıda bulunmak üzere yiyecek maddesi dağıtmaya başlanmıştı. Hartz IV’ün yaratıcıları yardım miktarını saptarken bunu da hesaba katmış olmalılar. Giderek yaygınlaşan bu yardım, artık çoğunlukla sadaka kültürüne en uygun örgütün olanaklarından yararlanıyor: Önemli bir kısmı doğrudan kiliseler ve onlara bağlı örgütlerin mekânları olmak üzere, kurdukları merkezlerde haftada bir (bazı bölgelerde iki haftada bir) kullanım tarihi henüz dolmuş ya da dolmak üzere olan yiyecek maddelerini dağıtıyorlar. Oralarda haftanın belirli günlerinde hani şu AKP yalancılarının “Avrupa’da da kuyruklar uzuyor” dedikleri kuyruklar oluşuyor. Amerika’daki örneklerden esinlenen salt bu olay bile, Federal Almanya’nın sosyal devlet olma iddiasının çoktan tuzla buz olduğunun işareti sayılmalı.

Fakat bu arada gerçekçi olmak istiyorsak, kira yardımını da saymalıyız. Hani şu, tek başına yaşayan kişilere en fazla 40 metrekarelik bir daireye izin verilen, ondan sonraki her kişi için 15 metrekare eklenen, metrekaresine de ortalama 6,90 Avro öngören kira yardımı. Almanya’da kiraların kentten kente değiştiğini, daireler küçüldükçe kiraların yükseldiğini, hele Frankfurt, Düsseldorf, Hamburg, Berlin gibi monopollerde ranttan gözü dönmüş ev sahiplerinin talep ettiği kiraları bilen biliyor. Şimdi öneriyorum: Hangi kentte olursa olsun, kendinize 40 metrekarelik bir daire arayın; bakalım ne bulacaksınız, kaça bulacaksınız. Bu yardım içinde aslen tek bir olumlu nokta var: O da, (makul bir düzeyde olmak koşuluyla) ısınma giderlerinin ayrıca ödenmesi.

TUZAK, TUZAK ÜSTÜNE

Madem bunca ayrıntıya daldık, yardım tutarına saklanmış bir tuzağı da unutmayalım: Hartz IV yardımı içinde belli bir oran da, kullanılmakta olan ev aletlerinin ve eskiyebilecek eşyaların bakım ve onarımı için ayrılmış(mış). Hartz IV dayatılmadan önce işsizlik yardımı ya da sosyal yardım alan insanlar bu tür gereksinimleri için alışveriş mağazalarında kullanabilecekleri bir çek alabiliyorlardı. Dahası, her yaz ve kış başı aynı şey kıyafet için de söz konusu oluyordu. Şimdi ise, diyelim ki, çamaşır makinesi bozuldu. Yoksul, bunu yenilemek için yapacağı başvuruda nazikçe (belki de kabaca) verilecek şu yanıtı duyacak ve hayretler içinde kalacak: “(Ne yazık ki) size yardım edemeyiz. Aslında her ay aldığınız yardım içindeki bakım ve tamir parasını bugünler için biriktirmeliydiniz.”

Fakat bir süre önce ilan edilmiş bir müjde var: Yılbaşı itibariyle, işsizlere yapılan bu devlet yardımı 3 Avro yükseltilecekmiş! Kötü bir şaka gibi. Sanki zavallı yoksul her ay orta kalitede 800 gramlık bir ekmek fazla alabilecekmiş gibi. Halbuki açıklanan resmi enflasyona, hayat pahalılığındaki artış oranlarına (Kasım’da geçen yıl aynı aya göre ortalama % 5) göre yoksullar kaç zamandır her ay bir ekmek daha az alabiliyorlar.

Ayrıca salt ekmekle olacak mı? İnsanca yaşamak başka gereksinimler de içermiyor mu? Örneğin,  devlet yardımına düşmüş yoksulların bir konsere, tiyatro ya da operaya gidebileceğini kim iddia edebilir? (Sıradan bir koltuk ortalama en az 30 Avro.) Evli ya da birlikte yaşayan bir çift için 60 Avro. Ya çocuklar? Onlara tiyatro ne gerek! Ya da bir müze ziyareti?.. 400 sayfalık bir kitap kaç para?.. Toplumda ancak zenginlerin ve şu orta tabaka dedikleri, sayısı giderek azalan insanların satın alabileceği “ruhsal, zihinel gıdaları” bir yana bırakalım. Ucuz Çin malları satan dükkanlar olmasaydı, bir süredir sokalarda yamalı elbiselerle dolaşan insanlar görmeye başlardık.

İSYANSIZLAŞTIRILACAK KİTLE AÇ BIRAKILAMAZ!

Uzatmayalım: Adı ne olursa olsun… Bugün iktidardaki düzen partilerinin hiçbirinin, artık kalıcı olduğu bilinen işsizliğe mahkûm olmuş yurttaşlarını gerçekten insanca yaşam düzeyinde tutmak gibi bir tasası yok. Onlar, insanları isyana sürükleyecek derecede aç bırakmama telaşındalar. Canla başla çalışan işçilere verilecek asgari ücreti bile giderek kısan, son yıllarda toplumda bir “çalışan yoksullar” tabakası yaratan sermaye temsilcileri mi işsizlerin insanca yaşamasını sağlamak için çaba gösterecekler? Geçiniz!

Düzenin sahipleri örgütlü. Onların her şeyi var: Devleti, siyasi partileri ve parlamentoları işgal etmiş lobby çalışanları, iktidarlarını daha da sağlamlaştırmak, üretim ve ticareti daha da sıkı denetlemek ve bu arada sömürüyü de artırmak için projeler üreten düşünce kuruluşları, teorilerini savunacak akademisyenleri, işyerlerini çekip çeviren menajerleri, işçi sınıfını kendisine bağlamış yöneticileri, kiliseleri, vakıfları, sayısını bilemeyeceğimiz enstitütüleri, her çeşitten (yeni yüzyılda adının önüne “sivil” iliştirdikleri) toplum kuruluşları ve daha neler neler…

Ya yoksulların nesi var? Yoksulların sadece parası yok. En önemlisi ezici çoğunluğunun örgütü de yok. O olmadığı sürece…

Bakalım bu hükümet sırasında daha neler gelecek başlarına…

CEMİL FUAT HENDEK – MAİNZ

GÖRSEL: Ömer Yaprakkıran