Avrupa’ya göç eden gazeteciler: Gelenlerin buradakilerle ilişkisi zayıf

brad-neathery-XrSzacdYbtQ-unsplash
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Göç eden gazetecilerin Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerle ilişkilerinin zayıf olduğuna işaret edildi. ATGB toplantısında Türkiye’deki gibi Avrupa’da da popüler olmayan gazetecilerin ayakta kalabilmek için daha çok mücadele etmesi gerektiği vurgulandı.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) dijital olarak gerçekleştirilen “Dünden Bugüne Avrupa’daki Türkçe Medya  I. Dijital Sempozyumu”nun son bölümünde “Türkiye’den Avrupa’ya yerleşen gazetecilerin durumu” tartışıldı.

ATGB Belçika Temsilcisi Fikret Aydemir’in (Brüksel) yönettiği ve Birliğin YouTube kanalında gerçekleşen dijital toplantıya, Yaşanacak Dünya’dan Ayşe Eğilmez (Stuttgart), Sol Haber’den ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel (Dublin), Diem–Gündem Avrupa’dan Rachel Hebun Aden (Stuttgart) ve gazeteci-yazar ATGB kurucu üyesi Osman Çutsay (Frankfurt) konuşmacı olarak katıldı.

Avrupa’ya geliş öykülerini de anlatan gazeteciler Türkiye’de bazı kırmızı çizgilere dokunulduğunda cezalandırılmayı, işten çıkarılmayı, cezaevine atılmayı, saldırılmayı da göze almak zorunda kalındığına, ezilenlerin sorunlarına ise ana akım medyada yer verilmediğine işaret ettiler. Göç eden gazetecilerin Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerle ilişkilerinin zayıf olduğunu, Avrupa’daki Türkiye kökenli gazetecilerin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten gazeteciler, ancak önce ilkesel olarak kimlerle birlikte yürüneceği konusunun net bir şekilde ortaya konulmasını isteriler.

Gazeteciler, Türkiye’deki gibi Avrupa’da da popüler olmayan gazetecilerin ayakta kalabilmek için daha çok mücadele etmesi gerektiğine işaret ettiler. Facebook’tan canlı yayınlanan sempozyumda öne çıkanlar şöyle:

YouTube

By loading the video, you agree to YouTube's privacy policy.
Learn more

Load video

“GAZETECİLİK HİÇBİR ZAMAN ÖLMEZ”

Yaşanacak Dünya – Ayşe Eğilmez

Türkiye’de yaklaşık 20 basın davam vardı ve bu yüzden 15 yıl önce Almanya’ya gelmek zorunda kaldım. 5,5 yıllık cezaevi sürecim var. Sağlık sorunlarımdan dolayı bırakıldım. Sonra yeniden tutuklama kararı çıkınca yurtdışına çıktım. Boğaziçi mezunuyum. Alman demokrat kurumlarını takip etmeye çalıştım. Üniversitede okurken 1992 ve 94’te Alınteri’nin sahibi ve yazıişleri müdürüydüm. Savcılar gazeteyi gözümüzün önünde satır satır çize çize suçlamaları hazırlıyorlardı. O dönemde de öğrenci hareketi güçlüydü. Türkiye’de bir mücadele geleneği var.

Basın konseyinin “Bunlar gazeteci değil” dediği, parasız çalışan gazeteciler vardı. Üstüne para verip çalışıyorduk. Şimdi yeniden ona benzer şeyler yaşanıyor. Türkiye’de her zaman bir direniş geleneği oldu. İşsizler ordusuna katılan ve direnen gazeteciler var ülkemizde, hiçbir zaman gazetecilik ölmez.

Bazı kırmızı çizgilere dokunduğunda cezalandırılmayı, işten çıkarılmayı,  cezaevine atılmayı, saldırılmayı da göze almak zorunda kalıyorsunuz. Ezilenlerin sorunlarına hiçbir zaman ana akım medyada yer verilmedi. Verdi’nin publik yayınında yazdım. Alınteri, Yaşanacak Dünya’ya daha çok yazdım.

“HALKLA İLETİŞİM İÇİNDE OLMALIYIZ”

Ezik bir psikoloji değil de buranın yerli halkı ile birlikte iletişim içinde olmak için dili iyi öğrenmek gerekiyor. Demokratik kurumlarıyla birlikte çalışıyoruz. Kendi içimize kapalı kalamayız. Sendikada çalışmak gerek. Cezaevindeki gazetecilerle dayanıştık, stant açtık, mektup gönderdik.

Burada kendimi yabancı hissetmiyorum.

“ALMANYA’DA DA GAZETECİLER İŞTEN ÇIKARILIYOR”

Almanya’da da gazeteciler işten çıkarılıyor. Kadrolu gazeteciler az. Serbest çalışan gazeteci çoğaldı. Bu da sendikanın gücünü kırıyor. Kendisi gerileyen süreç içindeyken göçmen gazetecilere de yeterince sahip çıkamıyor. Türkiye hakkında habercilik yaparken yüzümüzü esasında buraya dönmeliyiz. İnsanlarımız burada yerleşik, gelecekleri burada. İnsanımıza bilgi vermemiz gerekiyor. Buradaki insanımızı bilgilendirmek ve ihtiyaçlarına cevap vermemiz gerekiyor. Hâlâ yaşadıkları ülkenin dilini bilmiyorlar, buralarda devreye girmemiz gerekiyor. Gelecekte çokdilli gazeteler yayınlar olabilir.

“YA KAMUNUN YA DA SERMAYENİN GÖZCÜSÜ OLACAKSINIZ”

Sol Haber – ATGB İrlanda Temsilcisi Çağdaş Gökbel

İlk olarak Antalya’da yerel basında çalışmaya başladım. Kitaplarla ilişkilerim bu mesleği seçmeme neden oldu. Akademik olarak da elimden geleni yapmaya çalıştım. Sermayenin ve toplumun biçtiği bir rol var. Ya kamunun ya da sermayenin gözcüsü olacaksınız. Bu noktada gri bir alan olduğunu düşünmüyorum. Bu bağlamda da göç olgusunu ele alabileceğimizi düşünüyorum. Tayfun Talipoğlu ile Gezi olaylarını yıldönümünü konuşuyorduk. Güneydoğu Anadolu’da basında yer almasa da çok korkunç şeyler yaşandı içsavaş yaşandı. Toplarla tüfeklerle tanklarla girdiler. Ankara katliamında arkadaşımı kaybettim. Çok sevdiğim insanlarla cezaevinde röportaj yapmak beni çok üzüyordu ama güçlendirdi.

“İRLANDA’DA SENDİKA DESTEK VERMEDİ”

Karanlıkta kalan şeyleri araştırmaya çalışırım. Kürt halkının sorunlarına ne kadar eğiliniyor ne kadar yazılıp çiziliyor? İrlanda’da bir sene sürdü sendikaya üye olmam. Üye olduktan sonra desteklere açığım sandım. Sendika bugün bana “hukuki destek veremeyiz” diyor. Sendikanın ilgi alanına girmiyormuş. Basın sendikası bunu nasıl söyleyebilir, hâlâ anlamış değilim. Adalet Bakanlığı’na kadar ulaştım. İrlanda’nın en kritik sürecini Türkçeye çevirdim ve gazetelerde yayınladım. İrlanda’da bir yerel gazeteye röportaj verdim, sosyal medyada linç edildim. İrlanda’nın kuruluş kodlarını yeniden hatırlattığım için gazete bana teşekkür etti. Ben buraya geldim vites attım. Kaçtı laflarını ise kabul etmiyorum. Evlerinden atılanların hikâyelerini yazıyorum. Şu anda Türkçe, ileride İngilizce de yazacağım.

“IRKÇILARLA,  İSLAMCILARLA ÇALIŞMAM”

İlkesel olarak kimlerle birlikte yürümeyeceğimizi net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor. Irkçılarla, İslamcılarla, Fethullahçıyla çalışmam. Gazetecilerin işi acı çeken insanların meselelerini kamuoyuna taşımaktır. Gazeteciler arasında kast var. Tutuklanan bazı gazeteciler cayır cayır konuşuluyor, mazlum gazeteciler hiç konuşulmuyor. Bu beni çok tedirgin ediyor. Demek ki, popüler değilsem maddi tarafım belli bir düzeyde değilse kamuoyuna anlatılamayacağım.

“DAYANIŞMA AĞI ŞART”

Bizim bir dayanışma ağı kurmamız çok önemli.

Burada da aynı şey oluyor. Ben buraya geldiğimde benimle iletişime geçmelerini bırak, ben onlarla iletişime geçmek için neler yaşadım. Sendikayla, siyasi partiler benden kaçabildiğince kaçtılar. Yıldırmak ve iletişim ağından kurtulmak için.

“ADIMI KENDİM KOYDUM”

Diem – Gündem Avrupa Rachel Hebun Aden

Bu ismi kendime koymak yıllarımı aldım. Trans kadın olarak aranızdayım. Türkiye’de beni Mehmet Lütfi Özdemir olarak tanıyorlardı. Biz göç eden gazeteciler için çok önemli bir buluşma. 2017 anayasa referandumunda sonra Türkiye’den ayrıldım. Yenilgiyi kabul ederek 2017’de Almanya’ya mülteci olarak yerleştim. Kısa bir süre içinde de oturumumu aldım. Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan yüzlerce gazeteciden biriyim.

“KENDİMİ GEZİ KUŞAĞI OLARAK TANIMLIYORUM”

Kendimi Gezi kuşağı olarak tanımlıyorum. Barışın, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin yerleşmesini istediğimiz gerçekliği üzerinden konuşmak istiyorum. Türkiye’de adalet, hukukun üstünlüğü gibi değerler adeta ayaklar altına alındı. 2015 seçimlerinden sonra AKP iktidarını kaybetmemek için neleri göze alacağını, sınırını görmeye başladık.

Ben de gazeteci olarak görev yaparken Suruç katliamından yaralı kurtuldum. Fotoğraflarını çektiğim insanların gözlerimin önünde paramparça olması bende travma yarattı. “Hiçbir düş yarım kalmayacak” adlı bir kitap yazdım. Yalanlar üzerinden beslenen iktidarı, yanlış bir anlayışla sunulmaması için yazdım.

“REFERANDUM SONRASI ALMANYA’YA YERLEŞTİM”

2016’daki anayasa referandumundan sonra da ayrıldım. Türkiye bugün basın ve ifade özgülüğü ve hukukun üstünlüğü insan hakları konusunda sınıfta kalmış durumda. İnsanlar açlık ve korku içinde yaşamaya çalışıyor. Türkiye’de yüzlerce gazeteci cezaevinde, sayısız yayın kapatıldı. Savaş suçuna karışmamış gazetecilerle dayanışma içindeyim. İktidara biat etmeyen, itaat etmeyenlerdeniz. Türkiye’de gazetecilik Erdoğan rejiminin kontrolünde.

MÜLTECİ GAZETECİLER İNİSİYATİFİ

Mülteci Gazeteciler İnisiyatifi kurmuştuk savaş ve insanlık suçlarına bulaşmamış gazetecilerden oluşuyordu. DJV bizi Heidelberg’de bir buluşmaya davet etti, 2018’de Düsseldorf’da Can Dündar’ın da katıldığı bir buluşma gerçekleştirdi. DJV ile Stuttgart’ta toplantılarımıza devam ettik. Yol kat etmiştik ancak pandemi nedeniyle toplantılar da kesildi.

Mülteci gazetecilerin inisiyatif alarak ilerlemeleri çok önemli. Basın sendikaları ve örgütlerle temasta olmak çok önemli. Hepimiz aynı yerden vurulduk, demokrasiyi, insan haklarını barışı öncelediğim için. Bu nedenle gazetecilerin daha çok bir araya gelmeye ve dayanışmaya ihtiyacı var. İletişimi güçlendirmek gerekiyor. Belli ilkeler çerçevesinde birleşmek gerekiyor. Almanya’da 200’e yakın mülteci gazeteci var. Göç eden gazeteciler burada kendilerini güvende hissediyorlar.

“MUHALİFLER ALMANYA’DA TEHDİT ALIYOR”

Muhalifler Avrupa’da da tehdit almaya devam ediyorlar. İslamcı faşistlerin Avrupa’da ciddi yapılanmaları var. Avrupa’nın göbeğinde ölüm tehditlerine maruz kaldığına tanık oluyoruz.

Mülteci sorunu, kadın şiddeti, LGBTİ, çocuk tacizi bu konular bu haberler ilgimizi çekiyor mu, bunlar bizi birleştiriyor mu? Bulunduğumuz yere ışık düşürebiliyor muyuz? Almanya’nın kendi kültüründe de sorunları var. Kadınlar erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen ücretlerde yüzde 35’e kadar fark var. Bunları sorgulamak gerek. Almanya’da 50’li yıllarda kadın banka hesabı açamıyordu, 68 hareketi olmasaydı evinize erkek sinek sokamazdınız. Irkçı parti AfD hâlâ kadının yeri mutfaktır, çocuk baksın, diyor.

“BİR MİLYON TAKİPÇİNİZ VARSA SİZİNLE İLGİLENİYORLAR”

Aynı gericiliğe yüksek sanayi ülkelerinde de rastlıyoruz. Burada popüler gazeteciyseniz, 1 milyon takipçiniz varsa sizinle ilgileniyorlar.

Birilerinden bir şeyler beklemek yerine bizim kapıları zorlamak gerekiyor. Buralı gazetecilerin göç eden gazetecilerle iyi bir ilişki içinde olmadığını düşünüyorum.

“İLERİCİLİĞİN PARÇALARIYIZ”

Gazeteci – Yazar – ATGB Kurucu Üyesi Osman Çutsay

100 150 yıllık ilericiliğin parçalarıyız. Derdimiz Türkçe ve Türkiye. Arkadaşlarımızın çıkış hikâyeleri birer kitap olabilir. Hiç sesleri çıkmadı, çok iyi para kazandılar. Celal Başlangıç, Ahmet Nesin ve Can Dündar’la aramızda dünyalar var, ancak haklılar. Adamların canına kast edildi. Peki Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan neden gitmiyor. Neden Uğur Mumcu’nun oğlu değil de Barışlar temsil ediyor Uğur Mumcu geleneğini? Bu insanlar buraya geliyorlar, iyi de neden geliyorlar?

“YÜK MÜ ZENGİNLİK Mİ?”

Yük olarak mı, zenginlik olarak mı geldiler? Ne yapmayı düşünüyorlar? Güçleri var mı, peki talep var mı? Türk modernizmi Avrupa aydınlanmasının parçası. Biz radikal bir laik hareketiz. Ne yapacaklar, neyi beğenmiyorlar?

Bütün bir kuşak değişti. Barış Terkoğlu gitmiyor, yine içeri girerim diyor. Nâzım, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Behice Boran, Mahir, Deniz rengi taşıyorlar

Aydın gittiği yerlerden bir şeyler getiren insandır. Avrupa’ya geldiler, buraya ne getirdiler ve Türkçeye ne getirecekler?  Göreceğiz.

“ÇOK KÖTÜ BİR İLİŞKİ VAR”

Örnek olsun: Bakın, İmran Ayata, Türkçeye de Almancaya da hâkim bir yazardır. O bir süre önce yazmıştı: Türkiye’den gelenlerle buradaki Türkiye kökenliler arasında çok kötü bir ilişki var; daha doğrusu bir ilişkisizlik, beğenmeme, hatta aşağılama ilişkisi var.

Avrupa’nın en büyük dili Türkçe. Batı Avrupa’da 5,5 Türkiye’de belki 87 milyon… Azerbaycan, İran Azerbaycanı vs. var. Bütün buralarda 100 milyonun üzerinde Türkçe konuşan insan var. Ne yapacaksın?

“CAN DÜNDAR’A BEL ALTI VURUŞLA GİTMEMEK GEREKİR”

Bu noktadan sonra başka sorular sormak gerek. Erdoğan rejimi ile derdi var. Muhaliflik rolü oynuyorlar. Buna rağmen Can Dündar’ın üzerine bel altı vuruşla gitmemek gerekir. Ahmet Nesin, Can Dündar ve Celal Başlangıç tamamen Türkiye ilericiliğini karşılarına alan insanlar. Ama Türkiye’den çıkma nedenlerini tartışamayız. Bir de şunu hatırlatmak isterim: İsteseniz de istemeseniz de, böyle karşısınıza aldığınızda, yani Kemalizm’e saldırırsanız sosyalizme saldırmış oluyorsunuz. Çok sorunlu alanlar bunlar.

“NEDEN ARTI DEĞER GETİRMEK ZORUNDA OLDUKLARINI ANLATMALILAR”

Türkiye’nin gazetecileri neden Türkçe gazetecilik yapmak istediklerini ve neden artıdeğer, bir katma değer getirmek zorunda olduklarını anlatmalılar.

Gazetecilik karşı durmayı gerektirir.

Şunu söylemek isterim: Biz kimsenin yardımına muhtaç değiliz. Bizim kapımızı çalan herkes de bizden her şeyi alabilir.

YENİ POSTA – FRANFKURT

FOTO:  Brad Neathery on Unsplash