Azınlık ve çevre şampiyonlarının yüzündeki maske: İsveç’in İkizdere’si Gállok!

İsveç’te çevreyle ilgili düşmanca karar alanlar aynı zamanda “yeşil sanayi devrimine hizmet” palavraları atıyorlar. Tıpkı Sami halkını zorla asimile ettikten sonra dünyada ezilen halkların savunucusu geçiniyor olmaları gibi.

 

Bugünlerde Batı dünyasının gündemi Ukrayna. ABD liderliğindeki Avrupa devletleri, Ukrayna’ya silah göndererek çatışmaları kızıştırma yarışındalar. Ana akım medya da görevini “layıkıyla” yapınca, kitleler, savaştan başka bir şey düşünemez hale getirildi.

Bütün suçu Rusya’nın sırtına yıkan Batılı egemen güçler ve onların uşakları, yağma ve rant odaklı politikalarını daha kolay hayata geçirme fırsatı yakaladılar. Bir örneği geçtiğimiz günlerde İsveç’te yaşandı. 22 Mart günü, Sanayi ve Ticaret Bakanı Karl-Petter Thorwaldsson bir basın toplantısı yaparak çevreyi katledecek İngiliz maden şirketine işletme yetkisi verdiklerini açıkladı.

Önce konu hakkında kısa bir açıklama: Yıl 29 Temmuz 2013. İsveç’in kuzeyindeki Gállok bölgesinde çevre aktivistleri bir araya gelerek, barışçıl bir eylem yapmaya karar verdiler. Amaçları, İngiliz maden şirketi Beowulf Mining şirketine bağlı İsveç’te faaliyet gösteren Jookmokk Iron Mines şirketine Gállok bölgesinde yapacağı maden işletme yetkisi verilmesini engellemekti. Çünkü bu çalışmayla doğa ve çevre talan edilecek, bölgede yaşayan hayvanlar zarar görecekti. Başlatılması istenen maden arama çalışmasının başka önemli bir yönü ise maden araması yapılacak topraklarda İsveç’in azınlık halkı Samilerin yaşıyor olmasıydı. Samilerin en önemli geçim kaynağı olan Ren geyiği yetiştiriciliği, İngiliz sermayesine para kazandırmak uğruna büyük zarar görecekti.

Belirtmeden geçmeyelim. Sami halkının ana yurdu kuzeyde, dört ülkenin devlet sınırları içinde yer almaktadır. En büyük parça (arazi) İsveç’tedir ve İsveç’in yüzde 25’ini kapsamaktadır. İsveç’in Sami halkına yönelik ırkçı ve asimilasyoncu politikaları eşi-benzeri zor bulunabilecek türdendir. Israrla yürütülen dinsel, ulusal ve biyolojik baskılarla Sami halkının adeta kökü kurutulduktan sonra sayıları on binlere inmiş kitleden, İsveç Kilisesi geçen sene özür diledi. İsveç’in, Sami halkını “bölgenin yerli halkı” olarak kabul etmesi ise 1970’li yıllara kadar sürdü. Samilerin İsveç Meclisi’nde politik düzeyde bir temsiliyetleri hâlâ bulunmuyor. Aynı İsveç devleti, yerli halkların haklarına ilişkin ILO 169 isimli sözleşmeyi de onaylamadı. Her fırsatta başka ülkelerde yaşanan azınlık meselelerine parmak sallayan ve onlara “demokrasi” dersi veren İsveç’in, konu kendi ülkesindeki azınlıklar ve onların hakları olunca tavrı birden değişiyor.

ÇEVRECİLER, EYLEMLER VE POLİS

Tekrar konumuza geri dönersek, çevre aktivistleri 29 Temmuz 2013’de Sami halkıyla beraber bölgede çadırlar kurdular. Çok geçmeden eyleme polis müdahale etti ve Türkiye’de yaşananlara benzer görüntüler ortaya çıktı. Eylemciler, doğayı korumak için ağaçlara tırmandılar; polisler dozerle alana girerek eylemcilerin çadırlarını söktü. Daha sonra da eylemciler polis tarafından yaka paça gözaltına alındı.

Bütün bu yaşananlar eylemcileri engelleyemedi. Onlar 21 Ağustos 2013’te doğayı talan edenlere karşı yine aynı yerde eylemdeydiler ve yine polis saldırısıyla karşılaştılar, hem de daha sert!

Olay sadece çevrecilerin protestolarıyla da sınrlı kalmadı. Projenin başlayacağı alandan sorumlu olan Norrbotten Bölge Yönetim Kurulu, bu doğa talanına “Hayır” dedi fakat bölgenin bağlı olduğu Jokkmokk Belediyesi “Evet” dedi. Sorun bu şekilde çözülemeyince, projeye karar verme yetkisi Meclis’e devredildi. Tam bunlar yaşanırken Sami halkı duruma itiraz etti ve İsveç’in, imzacısı olduğu bazı anlaşmalara uymadığını söyledi. Çünkü İsveç, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) Konseyi’nde, Samilerin arazi meselelerinde söz hakkı olduğunu kabul eden dört bağlayıcı sözleşmeyi onaylamıştı. Bu yönde İsveç’e bir eleştiri de BM’den geldi. Meselede Sami halkının ezildiği belirtildi. Gel zaman git zaman, derken 2017 yılından beri hükümetin önünde bekleyen bu projeye, Sanayi ve Ticaret Bakanı Karl-Petter Thorwaldsson “Evet” dediğini duyurdu.

Bakan’ın bu açıklamasından sonra ilk teşekkür Beowulf Mining yöneticisinden geldi. Beş yıldır kararı beklediklerini söyleyen yönetici, Bakan’a da “kendilerine duydukları güven için” teşekkür etmeyi ihmal etmedi.

Ne de olsa 25 yıl işletecekleri bir proje için izin alabilmişlerdi!

İktidar tarafından maden işletilmesine izin verilmesi başta Sami halkı ve Sami Yerel Meclisi olmak üzere sosyalistler, çevre aktivistleri, UNESCO, Uluslararası Af Örgütü, Dünya Doğayı Koruma Vakfı gibi birçok kitle örgütü tarafından tepkiyle karşılandı. Maden işletmesinin durması yönünde imza kampanyası başlatıldı. Karara bir tepki de İsveç’in ünlü çevre aktivisti Greta Thunberg’den geldi. Thunberg, “İsveç çevre ve insan hakları konusunda lider gibi görünüyor ancak kendi içlerinde yerlilerin haklarını ihlal ediyor ve doğaya savaş açmaya devam ediyor. Dünya bunu hatırlayacak” dedi.

Çevreyle ilgili düşmanca karar alanlar aynı zamanda “yeşil sanayi devrimine hizmet” palavraları atıyorlar. Tıpkı Sami halkını zorla asimile ettikten sonra dünyada ezilen halkların savunucusu geçiniyor olmaları gibi.

Son olarak, Türkiye’deki ilerici hareketler, kendisini Avrupa ile sınırlamamalıdır. Çünkü Avrupa ideal örnek değildir ve son yıllarda da kötüye gitmektedir.

SEDA ŞANLIER – STOCKHOLM

FOTO: AA