Baden-Württemberg “hükümet” modeli: Bu nikâh federal hükümette tutar mı?

Baden-Württemberg “hükümet” modeli: Bu nikâh federal hükümette tutar mı?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Yeşiller-CDU koalisyonu Baden-Württemberg’de son iki dönemdir, Hessen eyaletinde ise üçüncü yılında tıkır tıkır işliyor. Muhafazakâr seçmenin de sevgilisi Yeşil Başbakan Kretschmann, partisinden yükselen itirazlara rağmen bir kez daha “muhafazakâr demokratlara” sadakat gösterdi. Bu formül 26 Eylül’de kurulacak yeni hükümete bir model oluşturabilecek mi? Evetse, neden?

Almanya’da siyaset sahnesi yeni sürprizlere gebe görünüyor. Hatta bu sürprizler daha şimdiden yaşanıyor: Bir dönem iş dünyasının ve muhafazakâr Alman seçmenlerin korkulu rüyası Yeşiller, Avrupa’nın en güçlü ülkesinde hükümeti kurma hesapları yapıyor. Eyalet düzeyinde zaten başardığı bir şey bu. 

Winfried Kretschmann

Böyle sorarak başlayalım: Eyalet düzeyindeki Yeşil-CDU nikâhı, federal düzeye taşındığı takdirde, Almanya’nın Avrupa’daki rolünde ne tür değişimler ortaya çıkar?

Son dönemde FDP, CSU ve SPD gibi eski ortaklarından açıkça yüz çevirdiği gözlenen CDU ile Yeşiller’in geçmiş dönemde neler yaptıklarına ve vaatlerine bakalım o zaman…

Alman siyasetinde ilk “Yeşil hükümet” sayfası bundan 10 yıl önce yani 2011 yılında Baden-Württemberg’de açıldı. Hıristiyan demokratların eyaletteki 58 yıllık iktidarına son veren Yeşiller o gün bugündür tam 3 dönemdir iktidarda.

“CDU İLE ORTAKLIK DAYATMASINA” PARTİNİN GENİŞ KESİMİNDEN İTİRAZ

Önce sosyal demokratlarla nikâh kıyan Yeşiller, son iki dönemdir “muhafazakâr demokratlarla” (Hıristiyan Demokrat Birlik-CDU) el ele, kol kola ilerliyor.

Ancak Almanya tarihinin ilk yeşil eyalet başbakanı olan Winfried Kretschmann’ın, ikinci kez Hıristiyan demokratlarla koalisyon için ayak diretmesine hem partisinin üst düzeyinden hem de parti tabanından ağır eleştiriler geldi. Partisi Birlik’90/Yeşiller’in içindeki hiç de küçümsenemeyecek sayıdaki “CDU ile koalisyona hayır“ seslerine ve  ”Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD)  ve Hür Demokrat Parti (FDP)  ile koalisyon” taleplerine Alman siyaset sahnesinin son üç dönemdir yeni yıldızı Kretschmann kulaklarını tıkamayı tercih etti.

Aslında Kretschmann sadece yeni koalisyon hükümeti seçimi ile ilgili değil çok uzun süredir parti ile gerginlikler yaşıyor.

MUHAFAZAKÂR MERKEL’E HEP DESTEK TAM DESTEK

Muhafazakâr demokrat Angela Merkel’i mülteci politikalarında ve korona krizinde izlediği politikalar nedeniyle defalarca öven, yeri geldiğinde destekleyen Kretschmann muhafazakâr seçmenler arasında son derece popüler bir yeşil siyasetçi. Vatansever, dindar. İş dünyasına yakınlığı da sır değil. Hatta birçok Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili siyasetçinin kendisine “Yeşil politikacı Winfried Kretschmann’ın gerçekten doğru partide olup olmadığı” sorusunu yönelttiği bir isim.

“ÜÇ PARTİLİ KOALİSYON SALGINDA BİZİ ZORLAR”

Muhafazakâr demokratlarla ortaklık kararında bastıran Kretschmann, bunu gerekçelendirmek zorunda kaldı:  Yeşiller-SPD-FDP olmak üzere üç partiden oluşacak bir koalisyonun kriz zamanlarında zorlanacağını ve böyle deneylere salgın döneminde müsaade edilemeyeceğini öne sürdü.

Yeşiller’in eyalette en önemli aktörü olan hatta seçim başarısını ona borçlu olan partisinde, elbette Kretschmann’ın dediği oldu ve karar bir kez daha CDU’dan yana verildi.

İşte bu adım, olası federal hükümet için de çok önemli bir sinyal olarak kabul edilmeli.  Muhafazakâr seçmenin de bağrına bastığı Kretschmann’ın muhafazakâr demokratlarla nikâh kıyması ve bu nikâhı tazelemesi gözlemcileri pek de şaşırtmadı.

GÖSTERİCİLERE TAZYİKLİ SU, SORGU, GÖZALTI

Ayrılmaz “ikilinin” geçen dönem ne yaptıklarına ise şöyle kısaca bir bakalım:

İlk akla gelen salgın döneminde patlak veren Stuttgart olaylarında ve Paskalya Yürüyüşü’nde İçişleri Bakanı Thomas Strobl’in göstericilere ve göçmenlere yönelik tutumu elbette.

Eyaletin başkenti Stuttgart salgın boyunca aşırı sağcıların, korona inkârcılarının ve aşı karşıtlarının yer aldığı Querdenker hareketinin gövde gösterilerine sahne olsa da pandemi sırasında sistemin işleyişini kınayan, ekonomik çıkmazda olan, işini kaybeden, yoksullukla boğuşanların da sesini yükselttiği eylemlere hala ev sahipliği yapıyor.

Paskalya Yürüyüşü’nde 15 bin eylemcinin korona önlemlerini protesto ettiği Stuttgart kentinde, polis, göstericileri dağıtmak için elinden geleni ardına koymadı.

Salgın boyunca köşeye sıkışmış, evine ekmek alamaz duruma gelmiş, işini gücünü kaybeden, sesini duyurmak için son çare sokağa çıktığı için tazyikli suya, sorguya, suç duyurusuna maruz kalan onca insan ne yapacak, derdini nasıl anlatacak bilinmez ama gösterilerde polis eylemcilerin kişisel bilgilerini almakla, gösterileri dağıtmakla kalmadı, aynı zamanda eylemler atlı polisler ve insansız hava araçları (drone’lar) eşliğinde gerçekleşti. Polis eylemcilere tazyikli su sıktı, yeni kabinede görevine devam eden CDU’lu İçişleri Bakanı Thomas Strobl ise iş, ekmek ve özgürlük için sokağa çıkanlara tazyikli su sıktırarak “ne güzel ders verildiğini” ellerini ovuşturarak söyledi.

STUTTGART OLAYLARINDA POLİSTEN SOYAĞACI ARAŞTIRMASI

Gelelim Stuttgart olaylarına. Rutin bir uyuşturucu kontrolünün yol açtığı ve yaklaşık 500 kişinin polisle çatıştığı geçen haziran ayı sonundaki Stuttgart olaylarının ardından  polisin şüphelilerin soyağacını araştırdığı ortaya çıkmıştı. İçişleri Bakanı Strobl olayların ardından peş peşe çok sert açıklamalar yaparak “Hesap verecekler” derken, Stuttgart Emniyet Müdürü Franz Lutz da “Olaylara karışanları tespit edip tek tek yakalayacağız. Yağmacıların ve polise saldıranların peşini sonuna kadar bırakmayacağız” demişti.

HERKES EN İYİ BİLDİĞİNİ YAPIYOR

Bellekleri tazeledikten sonra devam edelim: Yeşiller ve kıdemli ortağı  CDU’dan oluşan koalisyon hükümetinin geçen dönemki icraatlarına baktığımızda birbirlerinin alanlarına karşı her zaman “saygılı bir mesafeyi” korudukları  dikkati çekiyor.

Daha doğru bir ifadeyle herkes en iyi bildiği şeyi geçmişte yaptı. Şöyle ki: Eyaletin “muhafazakâr demokrat” (CDU) İçişleri Bakanı Thomas Strobl son beş yıl içinde kanun ve asayiş politikalarını uygulamaya başladı: Baskınlar, sınır dışı ondan soruldu. Polisin bölgedeki gücünü arttırdı.

“İKLİMLE MÜCADELEDE BİR NUMARALI EYALET OLMAK”

Yeşiller ise çevre ve ulaşım alanında önemli adımlar attı. 

Yeşiller–CDU koalisyonu, yeni dönemde Baden-Württemberg’i iklim değişikliğiyle mücadele alanında  ülkenin bir numaralı eyaleti yapmayı planlıyor. Koalisyon sözleşmesinin en önemli maddelerinden birini de, bin yeni rüzgar türbini kurulması, 2030 yılına kadar kömür santrallerinin kademeli olarak kullanımdan kaldırılması ve tüm yeni konutlarda zorunlu güneş panellerinin kurulması oluşturuyor.

Yeşiller bugün Almanya’daki anketlerin ezici çoğunluğunda birinci parti olarak çıkıyor. Gerçi bu eğilimin aşı sonrası ve salgının kontrol altına alındığı günlerde, 26 Eylül’e doğru, tekrar CDU lehine döneceği ve Yeşiller’in ikinci parti konumuna düşeceğine inananlar çoğunlukta. Ancak bu Yeşiller yanlısı iklimin Baden-Württemberg’de zirvede kalması, göçmen, mülteci, insan hakları siyasetinden çok çevre  ve enerji politikalarından kaynaklanıyor. Bu çizginin Yeşiller yönetimi de farkında.

2011 yılında Almanya’da hükümet, nükleer enerji politikası nedeniyle büyük tepki çekiyordu. “Nükleer santrallerin işletim sürelerinin uzatılması kararı alan muhafazakâr-liberal koalisyon, Japonya’daki nükleer felaketin ardından eski nükleer tesislerin faaliyetlerini üç ay süreliğine durdurma kararı almıştı.”

Birlik’90/Yeşiller işte o tarihten bu yana tam üç dönemdir Baden-Württemberg’de iktidardan hiç inmedi.

Kretschmann Alman siyasetinin yeni yıldızları arasına o dönemde  giriş yaptı ve tam on yıldan bu yana da pozisyonunu korudu. 

BÜTÇE AÇIĞI KOALİSYONU ZORLARSA, FEDERAL DÜZEYDE DE ZORLAR

Önümüzdeki aylar büyük önem taşıyor. Çünkü Baden-Württemberg’de nikâh tazeleyen Yeşiller- CDU koalisyon hükümeti, ekonomik “dar boğaz” yaşanan ve kasaların boşaldığı salgın döneminde önemli bir sınavdan geçecek. Bütçede en az 3,6 milyar avro açık var. İşte bu nedenle koalisyon anlaşmasında finansal olarak taahhütte bulunmaktan gözle görülür şekilde kaçınıldı.

Örneğin iklim değişikliği ile mücadele, işe alınacak yeni polis memuru ve öğretmenlerin sayısı gibi alanlarda her şey açıkta bırakılmış vaziyette. “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” mu, onu zaman gösterecek.

Salgınla mücadele ve korona krizi önlemleri çerçevesinde milyarlarca avroluk teşviklerden sonra bütçesinde büyük açıklar oluşması beklenen yeni kurulacak “Merkel’siz” federal hükümetin de Baden-Württemberg’deki koalisyon anlaşmasını örnek alması mümkün görünüyor.

HESSEN MODELİNDE “NSU DOSYALARI” ENDİŞESİ

Şu da var: Yeşiller’in on yıl önceki Baden-Württemberg’deki zaferinin ardından bundan üç yıl önce de Hessen eyaletinde Yeşiller, CDU ile ittifaka gitme karar almıştı. Bu eyalette de Yeşiller-CDU ortaklığı iyi gidiyor. Başbakanlık CDU’da ve Hessen CDU’nun Baden-Württemberg’deki CDU’ya nazaran çok daha muhafazakâr bir yapıya sahip olmasına rağmen, “iyi gidiyor”. Nasıl iyi gitmez? NSU dosyalarının skandal bir şekilde gizli tutulduğu eyalette neler oluyor ve CDU’nun Yeşil ortağı dosyaların serbest bırakılması için neler yapıyor biraz daha yakından bakalım.

Almanya’da 8’i Türk, biri Yunan ve biri de Alman polis olmak üzere 10 kişiyi katleden aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütü dosyalarına ilişkin gizlilik kararının kaldırılması için bir yandan hukuki süreç işlerken diğer taraftan bundan bir yıl önce, Şubat 2020’de Lutz Engelhardt, Ingrid Roberts, Helmut Plate, Axel Garbelmann, Miki Lazar ve Kassel Devlet Tiyatrosu Müdürü  Thomas Bockelmann NSU dosyalarının üzerindeki gizlilik kararının kaldırılması için “NSU dilekçesini” sunmuştu. Dilekçeyi 125 bin kişi imzaladı. Buna karşılık Hessen eyalet parlamentosunun Dilekçe Komisyonu’ndaki oylamada Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Birlik’90/Yeşiller dosyaların serbest bırakılmasına karşı oy kullandı.

Evet, doğru okudunuz: Yeşiller dosyaların gizli tutulması için oy kullandı.

NSU dosyalarının  önce 120 yıl gizli tutulması kararı verilmişti. Ancak yoğun tepki ve eleştirilerin ardından bu süre 30 yıla indirildi. Elbette tepkiler dinmedi, mücadele ise hep sürdü. Ancak bu mücadeleye karşı Yeşiller koalisyon ortağının yanında saf tuttu.

Tabii her şey uyumlu bir koalisyon için olmalı. Hâlâ bir umut daha var. Önümüzdeki çarşamba günü gerçekleşecek eyalet parlamentosundaki oturumda NSU dilekçesi oylamaya sunulacak ve neyse ki, SPD ile Sol Parti’nin dosyaların üzerindeki gizlilik kararının kaldırılması için oy vermesi kuvvetli bir olasılık. 

“KÖKLÜ DEĞİŞİM” VAATTE KALMADI

Yeşiller’in başarısında, vaat ettiği “köklü değişim” etkili oldu. Vaatte kalmadı, parti programında reforma giderek NATO, ekonomi ve dış güvenlik alanlarında önemli değişiklikleri uygulamaya koydu. Yeşiller’in “Baden-Württemberg’i iklim değişikliğiyle mücadelede bir numaraya çıkaracağız” vaati asılsız da değil. Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde iklim değişikliği ile mücadele politikalarında bir adım öne çıktı ve sonuçta Almanya Yeşiller’i parlamentoda Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı’ının en büyük grubunu oluşturdu. Bu da Almanya Yeşiller’inin,  Avrupa Halk Partisi’ndeki Almanya’nın Hıristiyan demokratlarından sonra  Avrupa Parlamentosu’ndaki Almanya kökenli ikinci büyük grup olmasını sağladı.

Almanya’daki kamuoyu araştırmalarında artık son haftalarda çok sık birinci güç olarak karşımıza çıkan Yeşiller’in, başbakan adayı Annalena Baerbock’un liderliğinde iktidara oynayan parti formu kazandığı görülüyor. BaWü veya Hessen modellerini örnek alarak kurulduğunda Almanya’yı ve dolayısıyla Avrupa’yı güçlü bir çevre politikası ve iklim değişikliğiyle mücadele “pratiğinin” beklediği söylenebilir.

Öte yandan BaWü’yü “polis eyaletine” dönüştürmeye hevesli, sınırdışılara meraklı ve demokratik hak ve özgürlüklerini kullanan eylemcilere orantısız güç kullanmaktan çekinmeyen CDU’lu ortağına her türlü “eyvallah” diyen Yeşiller’in federal düzeyde de benzer bir ilişki içinde olabileceğini söylemek mümkün.

Sözün özü: Yeşiller-CDU seçeneği, mülteci ve göçmenlere yönelik sert politikaları içeriyor, buna karşılık iklim korumada tek çare görünüyor. Sona bıraktığım “ekonomi” alanındaki uyumlarını ise daha önce sözünü ettiğim Baden-Württemberg’deki milyarlarca avroluk bütçe açığını nasıl kapatacakları gösterecek.

SPD, Sol Parti ve hatta hür demokratlar (FDP) çok ani ve önemli bir hamle yapmazsa, Baden-Württemberg modelinin (Yeşiller-CDU evliliği) “kopyala-yapıştır”la federal düzeye taşınacağı çok açık ve net… O olmazsa, CDU’nun başbakanlığındaki Hessen modeli (CDU-Yeşiller evliliği) devreye girebilir. Hepsi mümkün.

Çünkü artık kimse Yeşillerden “sol bir koalisyon” beklemiyor. En azından “an itibariyle” durum böyle. 

IŞIN TOYMAZ – STUTTGART

FOTO: www.baden-wuerttemberg.de / Dennis Williamson  – Landtag Baden Württemberg