Biz bu “hareketleri” yakından biliyoruz: Seçim arifesindeki Roma’da Bizans oyunları

İtalya’da seçime yaklaşılırken üç kutup oluştu: Demokratik Parti birinci kutup, sağ partiler ikinci kutup, liberaller Renzi ile Calenda üçüncü kutup. Bir diğer kutup ise, düzen karşıtı partiler… İtalyan ana akım medyanın görmezden geldiği bu yeni partilerde Trieste liman işçileri, Montanari gibi ünlü bilim insanları, avukatlar ve doktorlar var. Draghi iktidarı, yeni partileri Bizans çalımıyla durdurmaya çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’nın 21 Temmuz’da parlamentoyu feshedip erken genel seçim kararı almasıyla, İtalya apar topar seçim atmosferine sokuldu. Roma hareketli günler yaşıyor. Parlamentoda koltuk kapma yarışındaki siyasi partilerin liderleri, yaptıkları oy hesapları üzerinden biraraya gelip güç birliği yapmaya çalıyor. Hak ve özgürlüklerin güçlendirildiği, daha iyi eğitim ile daha kaliteli sağlık hizmetini içeren, ekonomik ve sosyal sorunlara kalıcı çözümleri kapsayan nitelikli politik programlarla halkın karşısına çıkarak, oylarını arttırmaya çalışmak yerine, tahmini oy oranları üzerinden bir araya gelip kendi aralarında koltuk paylaşımı anlaşmaları yapıyorlar…

Yalnız, tam bir Yalan Rüzgârı dizisi tadında ve hızında… 

Bir barışık, bir dargın…

ROMA’DAKİ YALAN RÜZGÂRLARI

Bir bakıyorsunuz Letta ile Calenda el sıkışmış, boy boy gazetelere fotoğraf veriyorlar… Bir bakıyorsunuz, Calenda soluğu Renzi’nin yanında almış… Radikaller’in Emma Bonino’su ise Matteo Renzi’yi beğenmeyip, ortağı Calenda’ya küserek Letta’ya yanaşmış…

Neyse, kafaları çok karıştırmadan, en baştan kısa ve öz Roma’da estirilen yalan rüzgârlarını anlatalım.

ARİSTOKRAT SERMAYENİN EVLADI CALENDO

Soğuk Savaş’ın sona erdirilmesinin ardından sol partiler birer birer ya tasfiye edildi ya da gerçek sol politikalardan arındırılıp yeni isimlerle siyasi hayatlarını sürdürmek zorunda bırakıldılar. İtalya’daki Demokratik Parti (PD) de bunlardan biri. 2007’de reformist, Avrupa yanlısı ve merkez sol olarak kuruldu. PD’nin şimdiki genel sekreteri, eski başbakanlardan Enrico Letta. Anketlere göre oy oranı yüzde 20’nin biraz üstünde. Tek başına iktidara gelemeyeceğini bilen PD, ittifak arayışında.

Öyle olmasına rağmen işi yokuşa sürüyor. Eski başbakanlardan Giuseppe Conte’nin liderliğini yaptığı ve oy oranı yüzde 10’larda olan 5 Yıldız Hareketi (M5S) ile kesinlikle ortaklık kurmayacağını açıkladı. Sonra da halkın pek dikkate almadığı, ama ana akım medyanın ise pek bayıldığı, parlatıp parlatıp durduğu Eylem (Azione) partisinin Genel Sekreteri Carlo Calenda ile görüşüp anlaştı.

Calenda, gazeteci yazar Fabio Calenda ile yönetmen Cristina Comenci’nin oğlu. Kökleri İtalyan aristokrasisine dayanan ailesinde diplomatlar, yönetmenler, siyasetçiler, işadamları var. Kendisi de aslen bir işadamı, İtalyan sermayesinin temsilcisi yani. Fiat ve Ferrari’nin meşhur başkanlarından Luca Cordero di Montezemolo’nun kol kanat gerdiği Calenda, Letta ve Renzi hükümetlerinde ekonomik kalkınma bakanı yardımcılığı, 2016 yılında İtalya’nın Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi ve daha sonra Renzi ve Gentiloni hükümetlerinde ekonomik kalkınma bakanı olarak görev yaptı.

Carlo Calenda’nın “sosyal liberal” çizgide duran Eylem (A) partisi, anketlere göre şu an yüzde 1-2 oy oranına sahip. Ancak, iddia ediyoruz, geleceği çok parlak. İleride kendisini Demokratik Parti’nin yeni genel sekreteri, ya da İtalya’nın yeni başbakanı, hatta politik sistem değiştirilirse İtalya devlet başkanı olarak görme şansımız bile çok yüksek. Roma siyasi hayatına alıştırılıyor ve kariyer basamaklarını hızla çıkıyor.  

CALENDA VE RENZİ: ÜÇÜNCÜ KUTUP

PD ile A’nın ittifakının ilanından birkaç gün sonra A’nın lideri Carlo Calenda, PD ile olan anlaşmayı bozduğunu duyurdu. Nedeni ise, PD’nin A dışında aynı zamanda Sinistra İtaliana (İtalyan Solu), Avrupa Yeşilleri (Verdi Europei) ve Luigi Di Maio’nın İmpegno Civico (Sivil Katılım) ile yaptığı seçim ittifakı. Demokratik Parti’nin kurulduğu ilk yıllarda soldan sağa çekilip başarılı bir şekilde içinin sol politikalardan boşaltılmasında etkin rol oynamış eski başbakanlardan Matteo Renzi’nin partisi İtalia Viva (İtalya Hayatta) ile Azione anlaştılar. Birlikte, İtalyan siyasi hayatında üçüncü kutbu oluşturacaklarmış. Her iki partinin birlikte yüzde 2 oy oranına ulaşacağı şüpheli. Ne diyelim? Hayırlı olsun…

Bu arada, Calenda seçimi kazanırlarsa ilk hedefinin Mario Draghi’yi yeniden başbakan yapmak olduğunu söyledi. Sermaye ile yakın temas içindeki bir liberal partiden işçi haklarının ön planda olduğu bir seçim programı beklemek saflık olurdu tabii… Merkez sol çizgide oldukları iddiasında bulunan her iki parti de, seçimi kazanırlarsa liberalleşme programını Draghi’nin bıraktığı yerden devam ettirecek. Güya sol olan Demokratik Parti’nin şemsiyesi altında seçime giden partiler de aynı şekilde Draghi ajandasını uygulayacak. Sağ koalisyon da Draghi’ci… Aslında hepsi bir; yok birbirlerinden farkları yani…

BERLUSCONİ SENATO BAŞKANI?

Çizme’nin sağcıları en uyumlu siyasi partiler: Giorgia Meloni’nin Fratelli D’İtalia (İtalya’nın Kardeşleri), Matteo Salvini’nin Lega Nord (Türkçesi, Kuzey Ligi ya da Kuzey Birlik) ve Silvio Berlusconi’nin Forza İtalia (Haydi İtalya) partileri… Tahminen seçim kararı almadan önce anlaşmışlardı, sonrasında hemen bir araya gelip bakanlıkları, parlamentodaki önemli koltukları nasıl paylaşacaklarına karar verdiler. Buna göre, aralarında en çok oyu alan partinin başkanı başbakan olacak. Tabii, Meloni’nin şansı yüksek… Berlusconi de Senato Başkanlığını istiyor. Bu durumda Salvini’ye de Başbakan Yardımcılığı kalıyor. Bu üçlü sağ koalisyonun programında yer alan cümleler: “Ülkemiz tamamıyla Avrupa’nın, Atlantik İttifakının ve Batı’nın bir parçasıdır… Vergi reformu, Cumhurbaşkanının doğrudan seçilmesi, adalet ve kamu yönetimi reformları önceliğimizdir.” Oy oranlarına gelince, anketlere göre Meloni yüzde 20, Salvini yüzde 10, Berlusconi yüzde 9…

Evdeki hesap çarşıya uyar da, planları gereğince sağ koalisyon iktidara gelirse, Draghi programı aynen devam… Yeni yapılan seçim reformu tutar da güçlü bir oy oranına birlikte ulaşabilirlerse Anayasa değişikliğini halkı referanduma götürmeden yapabilecekler. Buna göre hedefleri, seçim programında da yer aldığı gibi, “başkanlık sistemini” İtalya’ya getirmek. Tek adam yönetiminin ilk başkanı da muhtemelen Draghi ya da Calenda…

Kimileri diyor ki, Berlusconi ve Salvini Rusya’ya yakındı, şimdi iktidar olurlarsa, İtalya’nın yönü Putin’e döner. Bu görüş doğru değil. Her üç lider de, güçlü Atlantik-NATO politikaları savunucusu olduklarını ve iktidara geldiklerinde bu politikalara aynen devam edeceklerini kesin bir şekilde hem uygulamada gösterdiler hem de programlarında yer verdiler…

DÜZEN KARŞITI PARTİLERE BİZANS ÇALIMI

İtalya’nın apar topar baskın seçime götürülmesinin en önemli sebeplerinden biri, düzen karşıtı olarak ortaya çıkmış yeni partilere örgütlenme ve güçlenme zamanı bırakmamak. Doğu Roma yani Bizans’ın kardeşi Roma’nın Bizans oyunlarını bilmemesi düşünülemez. Kendileri, Çizme’de “yalan rüzgârlarını” estirirken, düzen karşıtı yeni partilere de Bizans çalımını uygun gördüler. Bu yeni partilerin seçime katılmalarını engellemek için öyle kurallar getirdiler ki, kimileri daha baştan pes edip seçimden çekildi. Kalanlar ise birleşerek üç grup oluşturdu.

Bunların ilki Vita (Hayat) partisi… Partinin başkanlığını bağımsız milletvekili Sara Cunial yapıyor. Cunial M5S ile meclise girmişti. İktidara gelen M5S düzen politikaları izlemeye başlayınca, Cunial siyasi hayatına bağımsız milletvekili olarak devam etti. En büyük destekçisi ünlü avukat Edoardo Polacco. Bu partide DSÖ ile iktidarın kovid politikalarına sert bir şekilde karşı çıkmış neredeyse tüm bilim insanları, profesörler, doktorlar, avukatlar var. Türkiye’nin de tanıdığı Prof. Stefano Montanari ve Antonietta Gatti, Vita’da seçime girip Meclis’te mücadele etme kararı aldılar mesela.

Bir diğer düzen karşıtı parti İtalexit… Adından da anlaşılacağı gibi İtalya’nın Avrupa Birliği’nden çıkmasını savunuyor ve DSÖ ile iktidarın sağlık politikalarına güçlü muhalefet ediyor. Kurucusu ise, yine M5S’den ayrılmış bir senatör, Gianluigi Paragone. Bu partiyle, Türkiye’nin de tanıdığı Trieste Liman İşçileri seçime girecek.

Komünist Parti’nin Genel Sekreteri Marco Rizzo da İtalia Sovrana e Popolare (Egemen ve Halkçı İtalya) koalisyon grubunu kurdu. Bu grubun şemsiyesi altında da pek çok düzen karşıtı grup, ünlü profesörler ve gazeteciler var.

Tüm düzen karşıtı partiler, ABD-NATO karşıtı, Ukrayna’ya silah gönderilmesine muhalif, Rusya ile barıştan yana. İtalya’nın AB’den çıkmasını savunuyorlar, DSÖ ve AB’nin sağlık polikalarına karşı çıkıyorlar. Bu partiler halk tabanında güçlü destek buluyor. O nedenle, iktidar seçime katılımlarını zorlaştırmak ve hatta engellemek için pek çok Bizans kuralı getirdi. Mesela, seçime katılabilmeleri için halktan imza toplama kuralı var. Buna göre bu partiler 40 ila 60 bin imza toplamak zorunda. Bakanlık, imza toplama kurallarını seçim tarihi açıklandıktan iki hafta sonra açıkladı, zaman kaybettirdi ve imza toplayabilmeleri için yaklaşık 8-10 gün süre verdi. Ağustos ayında neredeyse tüm İtalya tatilde. Sicilya’da tatilde olan kişi Bologna’da oturuyorsa imza veremeyecek mesela, ancak seçim bölgelerinde olanlar imza verebilecek. İmza toplarken yanlarında mutlaka Bakanlık onaylı bir avukat olacak. Sonra bu imzalar seçim bölgelerinde tek tek kontrol edilecek. Öyle kurallar ki, en ufak bir aksilikte toplanan oyların Bakanlıkça iptaline imkân veriyor. O nedenle, bu üç yeni partiden hangilerinin seçime katılabileceği henüz çok muğlak.

BİRGÜL GÖKER PERDİSA – BOLOGNA

FOTO: AA