Brüksel Berlin’den daha mı önemli? AfD lideri Alman Meclisi’ne neden gerek görmedi?

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Bazı anketlere göre Almanya’nın en güçlü üçüncü partisi konumundaki sağ popülist AfD’nin lideri Jörg Meuthen, Alman Meclisi için yeniden aday olmayacağını bunun yerine Avrupa Parlamentosu için tüm gücüyle çalışmak istediğini açıkladı. Peki neden?

Almanya’da 2017 yılından bu yana ülkenin en güçlü üçüncü partisi olarak karşımıza çıkan, muhalefette ise yine en güçlü grubu oluşturan sağ popülist parti, Almanya için Alternatif (AfD) rotayı Avrupa’ya mı çeviriyor?

BAŞTA AŞIRI SAĞA GÖZ KIRPIYORDU

AfD lideri Jörg Meuthen Alman Basın Ajansı DPA’ya göre Federal Meclis için yeniden aday olmayacağını bunun yerine Avrupa Parlamentosu’nda görev almayı tercih ettiğini açıkladı.

Eşbaşkan Tino Chrupalla ile birlikte partiye liderlik eden Meuthen, parti yöneticiliğinin ilk yıllarında partinin aşırı sağ kanadının önde gelen temsilcileriyle iyi ilişkiler içinde olsa da, bu, zamanla değişti.

Partisi içindeki aşırı sağ eğilime karşı koyan son olarak aşırı sağ kanattan Andreas Kalbitz’i partiden ihraç ettirmeyi de başaran sağ popülist lider, parti üyelerine yazdığı bir mektupta Avrupa Parlamentosu’nda önemli bir görevi yerine getirebileceğine işaret etti.

KALEYİ İÇTEN Mİ FETHEDECEK?

Peki, nedir bu önemli görev?

2013 yılında AfD yola çıkarken Avrupa Birliği karşıtlığı ile ün salmamış mıydı?

Meuthen’in birden milliyetçi duygularını bir kenara bırakarak hedefe Brüksel’i koyması ve daha da etkili olabilmek için Avrupa Parlamentosu’na ağırlık vermesi ne anlama geliyor?

Üstelik parti içindeki, kendisini “halkçı-nasyonalist” olarak ifade eden aşırı sağ kanat delegelerin yüzde 40’ını da arkasına almışken…

BERLİN ŞUBE, BRÜKSEL MERKEZ

“Halkların Avrupası” idealinin peşinden giden AfD’nin lideri Meuthen Avrupa Parlamentosu’na girip AB’nin kalesini içten mi düşürmeyi hedefliyor? Basına yansıyan ve üyelerine yazdığı toplu mesajındaki şu ifade çok dikkat çekici:

“Diğer ulusların başkentleri gibi, Berlin de giderek merkez haline gelen Brüksel’in talimatlarını yerine getiren bir tür şubeye dönüşme yolunda.”

ALICE WEIDEL FAKTÖRÜ MÜ?

Aşırı sağa kanadın destekçisi Alexander Gauland ile birlikte AfD Federal Meclis Grubuna başkanlık eden Alice Weidel’in Baden-Württemberg Teşkilat Başkanlığı’na Meuthen’in itiraz edip etmeyeceği de uzun bir süre tartışılmıştı. Weidel, geçtiğimiz şubat ayında Baden-Württemberg’de AfD’nin yeni başkanı seçildi. Bununla birlikte AfD Federal Meclis Grubu’ndaki sürekli tartışmaların Meuthen’in Avrupa Parlamentosu tercihinde etkili olmuş olabileceği de konuşuluyor.

AfD MECLİS GRUBU TARTIŞMALARI MI?

Sonbaharda 80 yaşına girecek olan Alexander Gauland ile “genç ve kadın militan” Alice Weidel’in federal meclis seçimlerinde yeniden meclis grubu başkanlığına aday olup olmayacakları ise halen açık. Gauland, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak Federal Meclis için yeniden aday olup olmayacağı konusunda kesin bir karar vermediğini belirtmişti. Diğer taraftan Weidel ve Gauland, Meuthen’in Kalbitz’in ihracındaki yaklaşımını da sert bir şekilde eleştirmişlerdi.

Ancak Meuthen söz konusu mektubu üyelere geçen hafta sonu yazdığını belirterek kararında  AfD Meclis Grubu’ndaki tartışmaların hiçbir şekilde etkili olmadığını, AfD’nin Berlin’de iş başında “birçok parlak zihnin” bulunduğunu, genel seçimlerden sonra da böyle kalacağına inandığını belirtti.

BAŞTA PROTESTO OYLARIYLA GELMİŞTİ

AB karşıtlığı ve nasyonalizm ortak temelinde kurulan AfD için başta seçmenlerin protesto oylarıyla güç kazandığı söylense de, parti bugün tam olarak sağı ve aşırı sağı mıknatıs gibi çeken bir merkez haline dönüşmüş durumda.

Parti için birbiriyle çelişen görüşler, oluşumlar, kanatlar da mevcut. Partideki bölünmelerden ve kutuplaşmalardan sonra milliyetçi-muhafazakâr, ekonomik-liberal, muhafazakâr, Hıristiyan köktendinci, demokratik eğilimler, oluşumlar ve kanatlar, otoriter, etnik-milliyetçi, homofobik, anti-feminist, anti-semitik ve tarihsel revizyonist pozisyonları temsil eden üyeleri parti içinde örgütlediler.

HALKÇI-NASYONALİST KANAT ÖNDE

Halkçı-milliyetçi kanat şu anda parti içindeki aşırı sağcı güçler için bir rezervuar olarak öne çıkıyor. Basında çıkan haberlere göre söz konusu kanat 2019’daki parti içi oylamalarda üyelerin yüzde 40’ını arkasına çekmeyi başardı.

Partinin bir kısmı, AfD Brandenburg Teşkilatı örneğinde olduğu gibi aşırı sağcı. Bir kısmı ise 2018 yılından bu yana iç istihbaratın merceğindeki aşırı sağcı “Kimlikçi Hareket” ve İslamofobik örgüt “Pegida” gibi yeni sağ gruplarla bağlantılar içinde. AfD çevre ve iklim politikalarında insanların eliyle küresel ısınmanın ortaya çıktığını inkâr eden Federal Meclis’teki tek parti olarak da karşımıza çıkıyor.

KURUCULARI GEMİYİ TERK EDİYOR

Son olarak AfD’nin kurucularının teker teker gittiğini de unutmamak gerekiyor. Prof. Dr. Bernd Lucke, Essen’deki çalkantılı bir parti kongresinde görevden alındıktan sonra Temmuz 2015’te AfD’den ayrıldı. Onu ekonomik-liberal kanatta yer alan çok sayıda üye izledi.

Bir diğer kurucusu Frauke Petry ise 2017 sonbaharında AfD’den ayrıldı. O zamandan bu yana Federal Meclis’te bağımsız milletvekili olarak sandalye sahibi.

Önceki gün de sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin kurucu üyelerinden Konrad Adam 1 Ocak 2021’de partiyi terk edeceğini açıkladı. Sağın ünlü gazetecisi, AfD’de muhafazakâr kanat için bir gelecek görmediğini bildirdi.

İçeride aşırı sağ kanadın güçlendiği, muhafazakârların gemiyi terk ettiği bir AfD için Jörg Meuthen, Avrupa Parlamentosu’nda “hangi önemli görevi” yerine getirecek?

Bu sorunun cevabını vermek için çok erken. Ama, Avrupa Birliği’nin çöküşü için Avrupa Parlamentosu’ndaki aşırı sağcıların güç birliğine gideceğini düşünmeden de edemiyoruz.

IŞIN TOYMAZ – BERLİN