Dr. Hüseyin Kurt ve Müslümanlar için yaşlılar bakımevi: “Haklarımız var”

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Almanya’nın Frankfurt şehrinde Müslümanlar için bir yaşlılar bakımevi projesini yürütenlerden Dr. Hüseyin Kurt, Türk toplumunu yakından ilgilendiren bu sorunu ve bağlantılarını anlattı. Dr. Kurt’a göre, kazanılmış hakların değerlendirilmesi gerekiyor.

Federal Almanya ile Türkiye arasında imzalanan “işgücü anlaşmasının” 60’ıncı yılına girdik. Son yıllarda tarihin getirdiği bir insani soruna çözüm aranıyor. Birinci ve hatta ikinci kuşak yaşlanıp bakıma muhtaç hale geldiğinde hangi koşullarda kendisine ihtiyaç duyduğu hizmetler verilebilecek? Konuyu en iyi bilenlerden Dr. Hüseyin Kurt, alınan mesafeyi ve bundan sonra yapılması gerekenleri anlattı. Anlatırken, Almanya’daki mevzuatı, toplumsal yapıyı, bu yapılar içinde Türk toplumu başta olmak üzere göçmenlerin yerini, yaşlılık ve kuşaklar arası ilişkiyi, sosyal devletin uzandığı alanları yeniden gündeme getirmiş oldu.

Yaşlılar bakımevi örneği, Dr. Kurt’a göre, ortada bir sadakanın değil, çalışan kuşakların bu topluma ömürleri boyunca ödedikleriyle hak ettiği bir kazanımın bulunduğunu gösteriyor. Bu tür kazanımların Türk ailelerine de anlatılması ve değerlendirilmesi gerekiyor.

– Hüseyin Bey bize Müslüman bakımevi konseptini anlatabilir misiniz biraz? Bu alana ilginiz nereden geldi, ihtiyaçtan mı doğdu?

Dr. HÜSEYİN KURT – Bu fikir, temelde benim kendi fikrim değil. Fikir esas olarak burada Frankfurt Belediyesi’nin bir yan kuruluşu olan “Frankfurter Verband für Alten und Behindertenhilfe” adlı yaşlı bakım hizmetleri veren taşıyıcı kurumundur.

Bu birim 2000’li yılların başında ileriye yönelik projeler üretirken 60’lı yıllarda Müslüman ülkelerden buraya misafir işçi olarak gelen insanların artık emeklilik yaşlarının geldiğine, bu insanların da Almanlar gibi bakım ihtiyacı olacağına ve bunların bir kısmının istemeseler de evde bakılamayacak noktaya geleceğine dair öngörüde bulundu. Onların da bakımevlerinde hizmet alma ihtiyacı olacağı düşüncesiyle Müslüman kuruluşların kapısını çalıp bakımevinde bakım alacak Müslümanların ne gibi dini ve kültürel hassasiyetleri olduğu konularında bilgi aldılar. Müslüman kuruluşlar, yani cami dernekleri de, bizler de, onlara bu konularda elimizden geldiğince yardımcı olmaya calıştık.

MÜSLÜMANLAR İÇİN BAKIM HİZMETİ

Ben 1990’lı yıllardan 2008 yılına kadar DİTİB-Frankfurt’un kamuoyu sözcülüğünü yapıyordum, O çerçevede bir Frankfurt kurumu olarak bize de geldiler ve “Müslümanlara yönelik bakım hizmetini geliştirmek istiyoruz, hassasiyetler konusunda nelere dikkat etmemiz gerekir?” şeklinde yaklaştılar. Biz ise, insanımızı onlara elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. 2004 yılında bu hizmet Frankfurt Höchst’te hayata geçti ve 3-4 yıl bu şekilde diyaloglarla sürdü. 2008 yıllarında bana yeniden bu kez bir  teklifle geldiler. Bu hizmetleri özellikle Müslüman toplum içinden çıkan, o toplumu iyi tanıyan bir personel ile birlikte kotarmak istediklerini anlattılar. Ben ise kimyacı olarak yurtdışında çalışacaktım o zamanlar, ailemi de düşünerek eşimle istişare ettik ve bu teklifi kabul ettim. Çok da iyi bir karar oldu. Böylece 2008 yılının mayıs ayında başladık.

– Bu alana girerek, bir kapı açmışsınız adeta…

Dr. HÜSEYİN KURT – Şöyle diyelim: Bir kapı açılmasına yardımcı olduk. Bu, daha doğru olur. Bize bir imkân verildi ve onu değerlendirdik, takriben 13 yıldır başarılı şekilde devam ediyoruz. Tabii bu iş sosyal hizmetlerdeki onlarca işten sadece bir tanesi.

– Bu göreviniz dışında başka hangi alanlarda aktifsiniz? Sosyal hizmetler başlı başına bir alan, bunun için sertifikalarınız ya da diplomalarınız var mı?

Dr. HÜSEYİN KURT – Tabii ben kimyacıyım, o sektörden geliyorum. Neden bu alana kaydım? Ben mütedeyyin bir aileden geliyorum, Allah’a karşı kendini sorumlu hisseden bir babam var, kendisi gibi vatansever ve dindar bir insan olmam ve ileride insanlığa iyi hizmet verebilmem için, “dinini ve anadili Türkçeyi unutmasın” motivasyonuyla yetiştirildim. 1975 yılında liseye başladım, benim yaşımda liseye giden genç çocuk yoktu bizim sağ, mütedeyyin kesimde. Laik, sosyal demokrat kesime oranla daha azdı yani. Bu nedenle devam ettiğim cami derneklerinde kiliselerden ya da yerel yönetimlerden gelen herhangi bir kamusal sorunda ya da konuda Almancam iyi olduğu için doğal olarak ben sözcü olarak öne çıkardım.

KOORDİNASYON VE KÖPRÜ KURMAK

Dinler arası diyalog ve sosyal faaliyetlere bu şekilde girdik. Sosyal hizmetler çok geniş bir alan, 1991 yılından beri Frankfurt Yabancılar Meclisi üyesiyim, AGAH (Arbeitsgemeinschaft der Ausländerbeiräte Hessen) üzerinden de faaliyetimiz oldu, DİTİB Hessen Eyalet Birliğinde danışmanlık yaptım. O çerçevede de okullarda okutulan İslam din dersi verilmesi çalışmalarını Başkan Fuat Kurt Bey ile yürüttük. 2009 yılından beri Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği koordinatörlüğünü yapıyorum. Bunun dışında lobi faaliyetlerimiz de oldu. Almanya Türk Dernekleri Koordinasyon Kurulu vardı, onun yaklaşık olarak 11 sene genel sekreterliğini yaptım.

Bütün görevim koordinasyondur, arabuluculuktur. Ben her kesimle çalışırım, ama ben bazı konularda kullanılmaya müsait değilim. Fikrimi söylerim, hizmette varım ben, köprüler kurarım, fakat hiçbir yere çekilmeye müsaade etmem.

Mesela DİTİB ile bir dönem görüş ayrılığı yaşadığımız halde, yine de bana güvenerek DİTİB Hessen Eyalet Birliği danışmanlığı görevini bana verdiler. DİTİB Hessen Eyalet Birliği’nin devlet tarafından dini cemaat olarak kabul edilip, DİTİB’in sorumluluğunda “İslam din dersi okutulması sürecini en iyi senin de içinde olduğun bir ekip yürütür” dediler.

“AYNI DİLİ KONUŞMALARINI SAĞLADIK”

– Bu bakımevlerinde Müslüman hastalar, diğer dinlere mensup insanlarla aynı çatı altında mı kalıyorlar?

Dr. HÜSEYİN KURT – Şöyle anlatayım: Biz insanları bakımevinin sadece bir bölümüne aldık, tüm binaya dağıtmadık. Hatta bu konuda eleştirildik bile, “Uyuma engel olur, bu insanları tüm binaya dağıtın” dediler. Biz “Hayır” dedik, Müslüman olan, aynı dili konuşan insanları tek bir bölüme alarak kendi aralarında aynı dili konuşmalarına imkân verdik. Bakım hizmeti veren personelin de aynı dili konuşmasına uğraştık, onu sağladık. Bakımevinde bakım hizmeti gören insanlarımızdan Almanca konuşmalarını bekleyemezdik, çünkü o zamanlar ilk kuşağın Almancayı öğrenmesi için bir gayret gösterilmedi. Zaman zaman tam tersine Almancayı öğrenmemelerinin iş verimi açısından daha yararlı olacağı düşünüldü. Rotasyon mantığıyla da o insanların hiçbir şekilde öğrenmeleri desteklenmedi.

Bu o zamanlar bir şekilde belki de bir devlet politikasıydı, şimdi zamanında gençken desteklemediğin bir şeyi, o insan hasta ve yaşlı iken isteyemezsin. Sen o yaşa gelmiş, bakımevine düşmüş bir insana “Gel Almanca öğren” diyemezsin. Ömür boyu vergi vermiş, sosyal kasalara para aktarmış, ihtiyacı olduğunda rahat edeceği, o kasadan faydalanabileceği bir alan açmanız gerekir.

Frankfurter Verband bu konudaki eksiği gördü ve yerinde bir karar verdi. Tabii ki bakımevlerinde çeşitli dinlerden insanlar var, tabii ki çoğunluğu Hıristiyan, ama aralarında yine de diyalog ve dostluk oluşuyor. Dini bayramlarını birlikte kutlama ve yaşama ortamı da oluşturuluyor. Merak ediyorlar diğerlerini, kültürel bir alışveriş ortamı oluşuyor. 16-17 senelik bir tecrübenin sonunda görüyoruz ki, o zaman planlanan bu hizmet yerine oturmuş ve proje olmaktan çıkıp hizmete dönüşmüş.

TAŞIYICI KURUMUN ÖNEMİ

– Finansal olarak bu projeyi kim ya da hangi kurum destekledi?

Dr. HÜSEYİN KURT – Taşıyıcı kurum Frankfurter Verband’dır. Bakım hizmeti alan kişinin belli bir ücret ödemesi gerekir, ihtiyacına göre değişir bu. Bakım ihtiyaç derecesi deniyor buna (Pflegegrad). Hastalık kasalarının bakım sigortası bölümleri bakım hizmeti masraflarının belirli bir kısmını bakım kademesine göre öder. Kalan kısmını ise bakım hizmeti alan kişinin emeklilik aylığı kişinin ve birinci derece akrabalarının maddi durumları imkân veriyorsa onlar, vermiyorsa sosyal yardım kasaları üstlenir.

Yani en önce sağlık kasaları tüketilir, sonra emeklilik kasaları, en son olarak hâlâ ihtiyaç karşılanamıyorsa, yani kişinin eşi ya da çocukları da bu masrafı karşılayamayacak durumda iseler, kalan miktarı sosyal yardım kasaları tamamlar.

Pratikte ise bizim şu anda bakımevinde kalan hastalarımızın takriben yüzde 90’ının masraflarını sosyal yardım kasaları karşılıyor.

– Önümüzdeki 10 yıl için Almanya’da yaşlanacağı öngörülen Müslüman nüfus konusunda bize aşağı yukarı bir rakam verebilir misiniz ?

Dr. HÜSEYİN KURT – Halen Alman nüfusun yüzde 25’in biraz üzeri 65 yaş üzeridir. Yabancı nüfusun ise takriben yüzde10-11’i, 65 yaş üzeridir. Yabancı nüfusun da Alman nüfus gibi ileri yaşlara kadar yaşayacağı varsayıldığında, ileriki yıllarda, yabancı nüfusta da 65 yaş üzeri insan payının Alman nüfusununkine yaklaşacağını öngörebiliriz.

Genelde 65 yaş üstü insanların da yüzde 3,5 ya da 4 kadarı bakımevlerinde bakım hizmeti almaktadır. Bu da takriben 900 bine yakın insana tekabül etmektedir. Yukarıdaki veriler değerlendirildiğinde aktüel olarak Almanya’da 500 bin civarında 65 yaş üzeri Müslüman nüfus yaşadığı ve bunun 15-20 binin bakımevlerine ihtiyacı olduğu ve bunun orta büyüklükte 100-150 bakımevine tekabül ettiğini hesaplayabiliriz.

Kısacası önümüzdeki yıllarda  bakımevlerinde kalacak insan sayısında çok büyük artışlar olacak. Eğilimler bunu gösteriyor. Ben her toplantıda ve fırsatta, her taşıyıcı kurumun bu konuyu gündemine alması gerektiğini vurguluyorum. İleriki yıllarda sıkça bakımevlerini ve sorunlarını konuşacağız.

NİTELİKLİ PERSONEL EKSİKLİĞİ

Buradaki en çok frenleyici unsur, bu hizmetleri verecek eğitimli Müslüman yaşlıların dillerine vakıf personel eksikliğidir. Bu husus, bu alandaki en büyük sorundur. Maalesef bizim insanımız bu konulara gereken ilgiyi göstermiyor ya da bu alanlarda çalışmayı, bilgi almayı gündemine getirmiyor. Bu alanda düzenli aralıklarla tanıtma ve bilgilendirme kampanyaları yapmak gerekiyor. Bu, en önemli hedef olmalıdır.

– Müslüman yaşlıların en fazla tedirgin olduğu konu nedir, en çok neden korkuyorlar ya da çekiniyorlar? Son 5-6 yıllık tecrübeniz neyi gösterdi?

Dr. HÜSEYİN KURT – Buna Müslüman ya da yabancı şeklinde bakmamak gerekir. En çok sağlıklarının daha da kötüleşmesinden ve yalnız kalmaktan korkuyorlar. Bu tabii ki, kişiden kişiye değişir. Kimisi ölümden korkuyor, kimisi için ise yalnızlık baş edilmesi daha zor bir durum. Bir kısmı yakınları gelmediğinde dertleniyor.

Korkular konusunda insanlar arasında çok fazla fark yok, bir insan kendi kendine yeter haldeyken elden ayaktan düştüğünde daha kötü bir hale gelmekten korkar, yatalak olan ise komaya girmekten, bu her insan için benzerdir aslında. Bazen kimsesi olmayanlar “Öleceğim, bir Müslüman olarak benim cenazem ne olacak?” diye korkuyor. Böyle insanlarımızla da karşılaşıyoruz. Bilsinler ki, bizler bu insanların cenazelerinin istedikleri şekilde dini vecibelerine göre defnedilmelerinin  teminatıyız. Bu ülkenin yasaları da buna uygundur, müsterih olsunlar.

Vefat eden Müslüman yaşlının kimsesi yoksa Türkiye’ye götürmeyi garanti edemeyiz belki, ama burada vefat eden herkesi burada bir Müslüman gibi kefenleyerek, cenaze namazını kılarak, bir Müslüman mezarlığına dini vecibeleri yerine getirerek defnedilmesini sağlarız. Burada sistem, bu olanakları garanti ediyor, içleri ferah olsun.

– Hangi sorun büyük?

Dr. HÜSEYİN KURT – Burada aşılması gereken en önemli mesele, Müslüman yaşlı bakımevlerinde çalışacak, Müslüman yaşlıların lisanını konuşan nitelikli personel eksikliğidir. Bu konu çözülmediği sürece Müslüman bakımevlerinin geleceği olmaz, vurgulanması gereken nokta burasıdır. En kısa zamanda bu personelin yetiştirilmesi gerekiyor, orada büyük bir sıkıntı var.

Maalesef insanımızın gözünde yaşlı bakımı prestijli bir meslek değil. İnsanların öz temizliğini yapmalarına yardım ediyorsunuz, kolay değil, çekici gelmiyor haliyle. Yani insanlar kendi toplumları içerisinde göğüslerini gere gere “Ben yaşlı bakımı yapıyorum” diyemiyorlar. Bu konularda yaşlı bakım hizmetini özendirici, bu mesleğin toplum içerisinde itibarını yükseltici, acilen aydınlatıcı, bilgilendirici kampanyalara ihtiyacımız var. Bizler, toplumsal olarak konuyu dikkate alıp, kendimiz de ileride bakıma muhtaç kalabiliriz diye düşünerek, bu alana şimdiden yatırım yapmak zorundayız.

Devlete düşen destek, bu kampanyaları yürütmesi, bu meslek dalında da emeğin, hizmetin karşılığının tam olarak verilmesidir. Ücret tarifelerinde bir düzenlemeye gidilmelidir. Özellikle korona süresince konu medyanın gündemine sıkça geldi. Umarız koronadan sonra da hemen unutulup bir kenara itilmez.

HAKLARINI KENDİ İNSANIMIZA ANLATMAK

– Bu bakımevi semt olarak nerededir ve Almanya’nın geneline yaymayı planlıyor musunuz? Hangi kurum ya da kuruluşlar destekliyorlar?

Dr. HÜSEYİN KURT – Frankfurt’un Sossenheim semtinde bakımevimiz. Bu hizmet aslında Frankfurt ve çevresinde, Rhein-Main bölgesinde yeterince tanındı. Paritätischer Wohlfahrtverband’a bağlı, ama sonuçta ekonomik olarak kendisi ayaklarının üstünde duran bir kurum, kendi kendine yetiyor.

– Müslüman yaşlılar bakımevi konseptinin sizi en çok zorlayan tarafı nedir?  Almanya’nın sınırsız ölçüdeki bürokrasisi mi, önyargılar mı, insanımızın kendisi mi, reel politikalar mı, yerel yönetimler mi, medya mı?

Dr. HÜSEYİN KURT – İlk başta aşmamız gereken konu şu oldu: Bizim insanımıza bu hizmeti anlatmak ve bundan faydalanmalarını sağlamak. Bir taraftan insanımız dini de yanlış yorumluyor. İhtiyaç sahipleri bakımevine gidemez, orada dinini istediği gibi yaşayamaz anlayışı hâkim. Diğer taraftan Almanya’da yaşıyoruz, endüstri toplumunda evde bakım çok zor, burda tıkır tıkır işleyen bir çalışma düzeni var, yakınların evde bakıma vakti yok. Bu gerçeği kavramakta çok zorlandılar. Burada insanları aydınlatmak lazımdı, bunu anlatmakta çok zorlandık. Bunu aşmak için sosyal ve dini alanlarda uzman bilim adamlarımızdan destek aldık.

Yine tekrarlıyorum: Bu kültürden gelen, nitelikli, dil bilen personal eksikliğini her gün yaşıyoruz. Bu sorun çözülmeden bu alanda başarı sağlayamayız. Bu eksiklik insanımızın bakımevinde bakılması gerekmesine rağmen evde ya da (ambulante Pflege) dediğimiz “gezici bakım hizmeti” almak zorunda kalmasına yol açıyor.

DÜNYANIN EN GÜVENLİ ÜLKESİ

– Almanya’da kendisi ya da akrabası, anne-babası, yakını yaşlanan insanlara tavsiyeniz nedir?

Dr. HÜSEYİN KURT – Almanya sosyal hizmet açısından dünyanın en güvenli ülkesidir. Burada mecburi sigortalar dediğimiz emeklilik, hastalık, bakım sigortası genelde yeterlidir. Bizim insanımıza tavsiyem, bu konuda bilgi toplamaları olur. Hastalanmayı ve bakım ihtiyacı oluşmasını beklemeden daha önce genel kültür gibi bazı yasaları ve ilgili kurumları bilmekte fayda var. Kendimiz için değilse bile yakınlarımız, eşimiz, dostumuza yardım ve destek için bu tarz bilgiler çok faydalı oluyor.

Medyadan bu tarz haberleri okumalarını tavsiye ederim, medyanın da burada aydınlatıcı haberler yapmasının topluma faydalı olacağını düşünüyorum. Yasa değişikliklerini ya da yeniliklerinin de vakitlice anlatılması çok önemli.

Anne-babalarımız günün birinde kendi kendine yetemez, öz ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiklerinde çocuklar ya da yakınlar duruma el koyup en kısa zamanda ilgili kuruma durumu bildirerek yardım almaktan, danışmaktan, çekinmemelidirler. Hastalık kasalarına ya da belediyelerin sosyal hizmet birimlerine başvurarak bu hizmetlerden faydalanabilirler. Çünkü o insanlar ömür boyu emeklilik ya da bakım kasalarına para yatırdılar. Bu hizmetleri alma hakları doğdu. Yani kimseye el açmış olmuyorlar, sakın böyle düşünmesinler. Bizim insanlarımız hâlâ hak ettikleri seviyede, yaygın oranda, bakım kasalarının hizmetlerinden faydalanmıyor..

“KENDİ TAŞIYICI SOSYAL HİZMET KURUMLARIMIZI AÇMALIYIZ”

– Sizce medyada yeterince haberi yapıldı mı, tanıtıldı mi bu konsept?

Dr. HÜSEYİN KURT – Bölgesel olarak yeterince biliniyor. Federal düzeyde çok daha fazla taşıyıcı kurumların da üstlenmesi lazım. Tabii ki bizim Müslüman kurumlarımızın da kendi taşıyıcı kurumlarını oluşturması lazım, her şeyi de Alman kurumlarından bekleyemeyiz. O işin patronu olmayı hedeflemeliyiz, karar alıcı noktaya gelmemiz gerekiyor. Yoksa oradaki idarecilerin hoşgörüsüne bağlı kalıyorsunuz.

Diakonie ve Caritas Almanya’nın en büyük işveren taşıyıcı kurumlarıdır, başta iki kiliseye kayıtlı toplam 58 milyon insana hizmet vermek için yola çıkmışlar. Caritas ve Diakonie gibi, bizler de Müslüman menşeli kurumlar olarak bu alanda sosyal hizmet verebilsek, o büyük pastadan hak ettiğimiz payı alabiliriz, söz sahibi olabiliriz. Almanya’nın mevzuatı buna çok uygun ve açık. Tam da bu sebeple son yıllarda İslam Konferansı’nda ana konu Müslüman “Wohlfahrtsverbände” adı verilen taşıyıcı sosyal kurumlar idi. Bu alanda bizler en kısa zamanda göçmen kurumlarımızı bilgilendirerek ortak çalışmalar yapmalı, bu alanda birleşerek çalışmalıyız.

– Müslüman toplumunun huzurevi anlayışı sizce yavaş yavaş değişiyor mu, yoksa toplum değiştikçe insanlar da başka alternatifi olmadığı için bu yola girmek zorunda mı hissediyorlar kendilerini?

Dr. HÜSEYİN KURT – Müslüman toplumu bu hizmeti burada yavaş yavaş öğreniyor, işin başındayız henüz.

ALEVİ TOPLUMUNUN BAŞARISI

– Son olarak: Aleviiliğin Almanya’da tüzel kişilik kazanması konusunda neler söylemek istersiniz? Biliyorsunuz hukuksal olarak kamu tüzel kişiliği aldı artık.

Dr. HÜSEYİN KURT – Eyalet bazında tanındı, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde kamu tüzel kişiliği statüsünü aldı. Aleviler Almanya Alevi Cemaati olarak dini cemaat ve kamu tüzel kişiliği statüsü almak için gerekli çalışmaları yapıp bu eyaletin ilgili mercilerine müracat ettiler ve Alman yasalarına kendi organizasyonlarını dizayn ettiler. Sonunda Alevileri temsil eden kuruluş olarak dini cemaat ve kamu tüzel kişiliği statüsünü aldılar. Ben Alevi kardeşlerimizi bu başarıları için tebrik ederim. İş yapanın, kılıç kuşananındır. Başarısızlıkta değil, başarıda yarışmalıyız.

Bizler ise DİTİB’i Hessen eyaletinde sünnileri temsil eden dini cemaat olarak kabul ettirmiştik. Bu alanda Almanya’daki bir eyalette dini cemaat olarak kabul edilen ilk Sünni teşkilatıydık.

UFUK EVLA BOSTAN-FRANKFURT