DSÖ pandemi anlaşmasının ardındaki “gerçek”: Sağlık alanında ulus devletlerin egemenliği kalkıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Genel Kurulu 22-28 mayıs tarihleri arasında, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler merkezinde toplanıyor. DSÖ’ye üye 196 ülkenin delegeleri, 2005 yılında imzalanan Uluslararası Sağlık Tüzüğü’nde (UST), ABD ve AB’nin baskısıyla yapılmak istenen değişiklikleri oylayacaklar.   

Cenevre’de toplanacak DSÖ Genel Kurulu’nda, ABD-AB isteği doğrultusunda, UST’nin 55, 59, 61, 62 ve 63’üncü maddelerinde değişikler yapılması hedefleniyor. Değişikliklerin genel kurulda kabul edilmesiyle, DSÖ’nün yetkileri orantısız bir şekilde arttırılacak ve sağlıkla ilgili gelecekteki “acil durumlar” ile “salgınlar” süresince, uluslarüstü tek yetkili kurum olarak, hangi sağlık önlemlerinin ülkelerde uygulanacağına DSÖ karar verecek. Böylelikle ulus devletlerin egemenliği halk sağlığı alanında kaldırılmış olacak.

Covid salgını gerekçesiyle aşı pasaportları ile aşı kartlarının kullanılmasına büyük destek veren DSÖ, tüzükteki değişikliklerle tüm ülkelerin sağlıkla ilgili verilerini de toplayacak.

Bu arada, Avrupa Komisyonu, yalnızca Pfizer ve BioNTech’in ürettiği Covid aşıları için yeni sözleşmeler imzalamayı sürdürüyor. AB Komisyonu’nun bu ilaç şirketleriyle 13 Mayıs’ta imzaladığı yeni bir anlaşma gereğince, Avrupa Birliği’ne 2022 sonbahar ve kış aylarında milyonlarca doz daha Covid aşısı verilecek.

DÜNYANIN GELECEĞİ İSVİÇRE’DE BELİRLENİYOR

DSÖ üyesi ülkelerde, çoğunluk oyuyla kabul edilip yürürlüğe sokulacak bu yeni küresel salgın anlaşmasına yönelik gerginlik yok değil. Hatta Rusya’nın DSÖ’den ayrılmaya hazırlandığına dair henüz teyit edilmemiş haberler var. Tüzük değişikliğine diğer ülkelerin tepkilerini ise 22 Mayıs’tan itibaren öğrenebileceğiz. Ancak tesadüf bu ya, Cenevre’de DSÖ yeni salgın anlaşmasını görüşürken, az ötesindeki Davos’ta da 22-26 Mayıs tarihlerinde Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısı yapılacak.

“DSÖ’YE ÖZEL YETKİLER VERİLİYOR. ÇOK TEHLİKELİ”

İtalyan Movimento Libertario (Özgürlükçü Hareket) Başkanı Avukat Alessandro Fusillo, DSÖ’nün gelecekteki salgınları öne sürerek, Uluslararası Sağlık Tüzüğü’nün maddelerini değiştirme ısrarını, “DSÖ’ye özel yetkiler veriliyor. Çok tehlikeli bir gelişme, mutlaka engellenmeli” diyerek eleştirdi ve şu açıklamayı yaptı:

“Tüzükteki değişikliklerin kabul edilmesi halinde, DSÖ salgın riski olduğunu her ilan ettiğinde, halk sağlığına yönelik olarak küresel boyutta ülkelerin hepsine birden aynı anda ya da ülkelere teker teker müdahalede bulunabilecek. DSÖ yeni yetkileriyle, ülkelere belirlediği önlemleri uygulama zorunluluğu getiriyor. Şayet ülkeler bu önlemleri uygulamazsa da ekonomik cezalar verecek. Bu, şu demektir: Şayet tüzük değişiklikleri kabul görürse, üye ülkeler halk sağlığı konusunda ulusal egemenliklerini kaybedecekler, tek karar mercii de DSÖ olacak. Bu, bir tür Kopernik devrimidir. Şöyle ki: DSÖ sağlık konularında ülkelerin danıştığı, görüş aldığı bir uluslararası kurumken, bu tüzük değişikliğiyle AB’ye eş bir uluslarüstü kurum oluyor ve üyesi olan 196 ülkeye kararlarıyla doğrudan müdahale gücüne sahip oluyor. DSÖ’nün aldığı kararlar, devletlerin parlamentosunda tartışılıp, oylanamayacak. Ülkelerin anayasaları devre dışı bırakılacak.”     

İSTANBUL’DA “DSÖ DEVLETİ” KURULDU

DSÖ’nün önde gelen bağışçıları arasında ABD, Bill & Melinda Gates Vakfı, Rockefeller Vakfı gibi devletler, kurum ve sivil toplum örgütleri bulunuyor. Bu bağışçıların DSÖ’nün aldığı kararlarda etkili olduğu da bir sır değil. DSÖ, bir yandan tüzüğünü değiştirip gücünü arttırmak için ısrar ederken, diğer yandan da ülkelerden “bir devletmiş gibi” pek çok ayrıcalık alıyor. Türkiye’de DSÖ’ye verilen ayrıcalıkları, gazeteci Arslan Bulut, Yeni Çağ gazetesindeki köşesinde, “Egemenlik DSÖ’ye böyle devredildi” başlığıyla, 6 Ekim 2021’de yazmıştı. Bulut, DSÖ’ye Türkiye’de verilen ayrıcalıkları şöyle sıralıyor:   

“Dünya Sağlık Örgütü’nün 2013 yılında Türkiye’de yapılan 63’üncü Avrupa toplantısında, İnsani ve Sağlık Acil Durumlarına Hazırlıklılık alanında faaliyet gösterecek bir ofisin İstanbul’da kurulması kararlaştırıldı. Ofis, 10 Eylül 2020’de Mecidiyeköy’de açıldı.

DSÖ ile yapılan anlaşmanın 3’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre ofisin, tamamen DSÖ Anayasası ve kurallarına göre çalışacağı belirtildi. Beşinci fıkrada bütün çalışanların DSÖ personeli olarak kabul edileceği ve anlaşmanın 10’uncu maddesindeki imtiyaz ve muafiyetlerden yararlanacakları ifade edildi.

DSÖ TÜRKİYE’DE KARAR ALMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP

4’üncü maddede, ‘Hükümet, ofisin Türkiye’nin herhangi bir yerinde tartışma ve karar alma özgürlüğü bulunduğunu kabul eder’ denildi.

5’inci maddede aynen ‘Hükümet, DSÖ kontrolünde olacak İstanbul Ofisi mahalinin ve dokunulmazlığını kabul eder’ ifadesi kullanıldı! Aynı maddenin ikinci fıkrasında, ‘İdari, adli, askeri veya polis olmak üzere hiçbir Hükümet memuru veya Türkiye içinde kamu yetkisi kullanan diğer şahıs, DSÖ Avrupa Direktörü veya İstanbul Ofisi başkanının onayı dışında İstanbul Ofisi mahaline girmeyecektir,’ denildi!

6’ncı maddede, ‘Hükümet, İstanbul Ofisi’nin her türlü işgal veya hasardan ve huzurunu ve saygınlığını bozacak eylemlerden korunması için tüm önlemleri alacaktır,’ denildi.

7’nci maddenin fıkralarında, ‘DSÖ mülkleri ve varlıkları her nerede bulunursa bulunsun her türlü yasal işlemden muaftır, her türlü idari ve adli işlemden muaftır. İstanbul Ofisi’nin arşivi ve belgeleri bulunduğu yerde dokunulmaz olacaktır. İstanbul Ofisi, ithal veya ihraç edilen eşyalar veya her türlü yayınlarda vergiden muaftır’ hükümleri var!

DSÖ İSTANBUL OFİSİ, DÖVİZ BÜROSU MU?

8’inci maddede İstanbul Ofisi’ne her türlü altın, döviz veya menkul kıymet bulundurma, transfer etme yetkisi tanındı. 9’uncu maddede ofis görevlilerine diplomatik misyonlara tanınan ayrıcalıklar ve diplomatik kurye ve torbalara verilen imtiyaz ve muafiyetler de tanındı. İstanbul Ofisi memurlarının haberleşmesine sansür uygulanamayacağı kabul edildi!

10’uncu maddede, İstanbul Ofisi görevlilerinin dokunulmazlıklarının görevleri bittikten sonra da devam edeceği, sosyal güvenlik ödemelerinden muaf oldukları, yabancı memurlar için göçmenlik kısıtlamaları uygulanamayacağı veya yabancı tescilinden de muaf oldukları, İstanbul Ofisi Başkanı’na Uluslararası Örgüt Başkanı statüsü tanınacağı ve bu unvanın Türk uyruklulara veya devamlı Türkiye’de ikamet edenlere verilemeyeceği; 13’üncü maddede ise, İstanbul Ofisi’nin alanı, binası ve donatılmasından kırtasiye masrafına kadar her türlü ihtiyacından hükümetin sorumlu olacağı belirtildi.”

ÖYLEYSE SAĞLIK BAKANLIĞINA NE İHTİYAÇ VAR?

Tüm bu yetkilerle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Türkiye devleti içinde bir devlet haline gelmiştir. İtalya’daki Vatikan gibi… Halk sağlığı ile ilgili görüş bildirme, danışma görevi olan bir kuruluş neden bu tür yetkiler ve ayrıcalıklar ister?.. Neden, Türkiye’de iktidar bu tür ayrıcalıkları DSÖ’ye verir?… Madem Türkiye’de sağlık alanında ‘karar alma özgürlüğü’ DSÖ’de olacak, Sağlık Bakanı’na ne ihtiyaç var? Sağlık bakanlığını tümden kapatın gitsin… Tasarruf etmiş oluruz!

BİRGÜL GÖKER PERDİSA – ROMA