Gazeteci Çağdaş Gökbel: “‘Bir Başkadır’, Türkiye’ye biçilmiş bir deli gömleğidir”

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Çalışmalarını İrlanda’da sürdüren gazeteci Çağdaş Gökbel, Türkiye’de bir fenomen haline gelen “Bir Başkadır” dizisini yerden yere vurdu. Gökbel’e göre, dizi bir “deli gömleği” ve Türkiye’deki sınıf-sömürü ilişkilerinin gizlemeyi hedefliyor.

“Kapitalist İdeolojinin Medyadaki Altın Çağı-Westworld (Batı Dünyası) Dizisinin İdeolojik İçeriği ve Yansımaları” adlı bilimsel çalışmanın yazarı olan gazeteci Çağdaş Gökbel, Avrupalı Türk’ün “Bir Başkadır” dizisine gösterdiği ilginin uyum ve aidiyet sorununa işaret ettiğini ileri sürdü.

Westworld dizisinin bir popüler kültür ürünü olduğunu ve tam popüler kültür ürünlerini incelemekten yorulduğu bir dönemde “Bir Başkadır”ın geldiğini söyleyen Gökbel, kültür endüstrisini kendi suretinde bir dünya yaratma çabası içinde olduğunu, sömürü düzeninin devam ettirilebilmesi için ise diziler ve filmler aracılığıyla bencil bireyciliğin ‘doğal’ kabul ettirilmeye çalışıldığını kaydetti.

“Benim esas korkum, toplumun bir yüzyıldan beridir kitle kültürü tarafından esir alınmasıdır. Popüler kültürün bireylerin zihnini hadım ettiğini kabul etmeliyiz. Bir dizi nasıl olur da kocaman bir ulusun gerçekliğini birkaç sezonda verebilir? Buradaki yanılgılarımızı gidermek zorundayız. Bu yüzden bizim gibi insanların kızgın sobaya elini dokundurması gerekiyor. İnsanlar sadece popüler olana güveniyor ve başarıyı bunun üzerinden kurguluyorlar. Twitter takipçi sayınız gibi şeyler artık çok daha hayati meseleler haline geldi” diyen gazeteci-yazar Çağdaş Gökbel, popüler kültürün bireylerin zihnini naısl hadım ettiğini “Bir Başkadır” dizisi üzerinden değerlendirdi.

Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB) İrlanda Temsilcisi ve soL Haber’in düzenli yazarlarından Gökbel’in aktardıklarından öne çıkanlar şöyle:

“SADECE ÇOCUKLARI DEĞİL YETİŞKİNLERİ DE KORUMAK GERKEİYOR”

“Kitabımda da aktardığım gibi Westworld dizisi bir popüler kültür ürünü. Aslında bir western filmi ve dizi de bunun devamı. Devamı için Anthony Hopkins ve Ed Harris gibi ünlü oyuncuları risk almamak için dizinin içine katıyorlar. Bu işler elbette para kazanmak için de yapılıyor. Dizide özellikle kadın ya fahişe ya da fedakâr anne olarak gösteriliyor. Westworld’de insanlar robotları öldürerek, tecavüz ederek tatmin oluyorlar. Bunlar izleyiciye sunuluyor.

Sadece çocukları değil yetişkinleri de kültür endüstrisinin korkunçluğundan korumak gerekiyor. ‘Bir Başkadır’ dizisine gelince. Popüler kültür ürünlerini incelemekten yorulduğum dönemde ‘Bir Başkadır’ı incelemem istendi ve izlemek zorunda kaldım.

“BİR ORTAÇAĞ TOPLUMUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

Diziler ve filmler aracılığıyla toplumları yönlendirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Sömürü düzeninin devam ettirilmesi isteniyor. Şunu söylemek gerek: Kitlelerin bir ürünü sahiplenmesi kültür endüstrisinde de holiganlaşmanın görülmesi anlamına geliyor. Aslında bir ortaçağ toplumuyla karşı karşıyayız. Kitle kültürü ile uzlaşmayanları linç etmekle karşı karşıyayız.

“ORTAYA KARIŞIK BİR İŞ”

‘Bir Başkadır’ dizisinde yoksullar ve varsıllar arasındaki çatışmanın örtüldüğünü görüyoruz.

Dindar ve seküler çatışması ile yapay çatışma sergileniyor. ‘Ortaya karışık’ bir iş olmuş. Mütedeyyin var, seküler var, Kürt aile var. Komando olarak askerliğini yapmış yoksul bir adamın evi var, imamın kızı üzerinden LGBTİ’ye yönelik anlatım var. Hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlatma çabası var.

Kitlelerin sahiplenmesi o işin kaliteli, başarılı olduğunu göstermiyor. Korkunç olan şey Mütedeyyin Meryem ile ve seküler psikiyatrist Peri arasındaki yapay gerginliğin sınıfsal sömürü ilişkilerini üstünü örtmeye çalışması.

“SEKÜLER İNSANLARIN YATAK ODALARINA RAHATLIKLA GİRİYORLAR”

Seküler insanların yatak odalarına senarist ve yönetmen rahatlıkla giriyor. Öte taraftan muhafazakâr aile safiyane olarak gösteriliyor. Türkiye’deki muhafazakârlar bölünerek mi çoğalıyorlar? Bir tarafı açık şekilde yansıtırken, diğer tarafı örtmeyi doğru bulmuyorum.

Peri karakteri etik davranmak istediği noktalarda psikiyatrist olarak hasta mahremiyetini gözetmek istediği konularda onun bu tavrının hastasına duyduğu önyargılardan ve İslamofobik reflekslerden kaynaklanıyor gibi gösterilmesi, psikiyatrist arkadaşı Gülbin’e anlattığında o psikiyatrist arkadaşının da sevgilisine gidip hasta mahremiyetini hiçe sayarak anlatması çok rahatsız edici.

“BU DİZİYİ İZLEDİKTEN SONRA BİR PSİKİYATRİSTE GİTMEZDİM”

Ben sade bir vatandaş olarak bu diziyi izledikten sonra bir daha psikoloğa ya da psikiyatriste gitmezdim. Her kesimden belli epizotları yerleştirerek bir görüntü veriyorsunuz. Kültür endüstrisinin ürünlerinin tamamen hayali olduğunu söyleyemeyiz. Ancak toplumsal gerçekler manipüle ederek yeni bir gerçeklik yaratılıyor.

“BU DELİ GÖMLEĞİNİ KABUL ETMEMEK GEREKİYOR”

‘Bir Başkadır’ dizisi ideolojik olarak yorumlarsak, o ‘eylülistlerin’ Türkiye’ye bir deli gömleği biçmesidir. Yoksul ailelerin kaba insanlar olduğu, asla kitap okumadığı, cumhuriyetçi ve seküler olamayacağı, yoksul insanların sadece dinle ve çalışarak zaman geçirdikleri, hayatlarında incelikli kültür dediğimiz kitap okuma ya da diğer şeyler yoktur gibi bir ön kabulü, bu deli gömleğini, kabul etmemek gerekiyor. Burada topluma bir şekil verme çabası var.

Westworld’de de dünyadaki diğer insanları biçimlendirme çabası var. Irkçılıkla, cinsel teslimiyet üzerinden, sosyal Darwinizm üzerinden, rekabetçilik üzerinden. ‘Bir Başkadır’da insanların aralarında bireysel derin iletişim yok, kapitalist ideolojinin şekil değiştirmiş hali postmodernizm bu dizide tezahür ediyor. Bu noktaları çok sakıncalı buluyorum. Popüler kültürü aşmamız gerekiyor. Kültür dediğimizde aklımıza bir şey gelmiyor olması yozlaşmanın bir ifadesi.

Kültür üretiminden, bu korkunçluktan kaçabilecek bir toplum ise  yok. Dünyada kültürel farkları en aza indirerek, kültürleri eşitleyerek, düşünce dünyamızı kapitalist toplumun gerekliklerine göre düzenleme ihtiyacı söz konusu. Avrupa’da da böyle bir problemle karşı karşıyaysak eğer, uyum sorunuyla karşıyayız demektir. Hâlâ akıllar orada, bedenler Avrupa’da. Okuma kültürü edinememeleri ise bireye indirgenecek bir sorun değil, bu sorun da eğitim sisteminde çözülmeli.

“TÜRKLER KENDİ AYDININA GÜVENMİYOR”

Türkiye’de, özgün düşünebilme imkânlarından uzaklaşmış durumdayız. Özellikle de sosyal bilimlerde. Bilimsel bilgiye ulaşmanın yolu üniversite duvarlarının dışında . Özgün görüşler ortaya koymanız artık imkânsız noktasında. Sadece Türkiye’de de değil. Üniversiteler sorgulayan, araştırabilen bireyler yetiştiremedi, bunların şirketlere eleman yetiştiren kurumlara dönüştüğü söyleniyor. Türkler kendi aydınına güvenmiyor. Geldiğimizi noktada bilimsel bilgi üretmek artık üniversite sınırları içinde mümkün değil. Bu yakıcı gerçeği dikkate almak gerekiyor.

“TEKNOLOJİ HANGİ SINIFIN ELİNDE?”

İyi bir medya okur-yazarı olmak gerekiyor. Neyi izleyeceğimizi iyi düşünmeliyiz ve seçmeliyiz. Elbette iyi filmler de var. Nitelikli işlerin yanında bizi manipüle eden niteliksiz işler de var. Teknoloji, devrimci ve ilerletici bir şeydir, ancak teknolojinin hangi sınıfın elinde olduğu sorusu çok önemlidir. Sistem değişmeden bu tür popüler kültür ürünlerinden kurtuluş yok. Daha uyanık olmak gerekiyor.

Kültür endüstrisi kendi suretinde bir dünya yaratma çabası içinde Bencil bireyciliği doğal kabul ettirmeye çalışıyorlar. Diziler ve filmler aracılığıyla toplumu yönlendirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Sömürü düzeninin devam ettirilmesi isteniyor.”

YENİ POSTA – DUBLİN