Göçün 60’ıncı yılına özel “Şah Turna” sohbeti: “Dünyada bir tane bayrak sallansın”

Göçün 60’ıncı yılına özel “Şah Turna” sohbeti: “Dünyada bir tane bayrak sallansın”
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Türkiye ile Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihinde yapılan sözleşmenin üzerinden 60 yıl geçti. Başlangıç yıllarında belli başlı kentlerden Almanya yoluna düşenlere daha sonraları ülkenin dört bir yanından katılımlar oldu. Ve her geçen gün Almanya’ya iş için gelenlerin sayısı arttıkça arttı.

Berlin’de yaşamını sürdüren Şah Turna ve Ozan Şiar’ı ziyaret edip başsağlığı dilemek, biraz da uzun yıllardır Almanya’da yaşamak zorunda kalan Şah Turna ile sohbet etmek istedik.

 

Belirlenen saatte verilen adrese gittiğimizde kapıda Şah Turna ve kızı Şirin ile karşılaştık. Kapıda başlayan sohbet mini bir müzeyi çağrıştıran çalışma odasında üç saatten fazla sürdü.

İnsan hayatta bazı şeyleri, yaşanmışlıkları unutmak ister. Ancak hafıza-i beşer kişiye inat unutmak istediklerini hep canlı tutar, hatırlatır ve derin yarayı içten içe kanatmaya devam eder. Üstelik sevgili Şah Turna ile Ozan Şiar Bağdaşan’ın acısı oldukça yeni. 31 yaşındaki kızları Şafak Melodi Ağdaşan’ı  9 Mayıs’ta korona salgınında kaybettiler.

Büyük bir saygınlık ve sükûnet içinde geçen sohbette sözcükler çoğu zaman boğazda düğümlendi. Hep birlikte gözyaşı döktük.

ŞAH TURNA KİMDİR?

1950 Sivas/Gürün doğumlu Şah Turna çevresini tanıma, dünyayı anlamaya henüz yeni başlamışken üç yaşında yakalandığı çiçek hastalığında iki gözünü kaybeder. Hayat bir anda karanlığa bürünür. Bunun için o, masum bir çocuk iken yüreğinin derinliklerinde yatan ışığın peşinde koşar. Bundan böyle gönül ışığı çocuk (Meryem Dumlupınar) Şah Turna’ya yol gösterir.

Müziğe olan ilgisi bu yıllarda başlar. Alevi köylerinde katıldığı toplantılarda, Cem rituellerinde sayısızca deyiş ve türküyü ezberler. Bununla yetinmez, dokuz yaşında tedavi için Malatya’da götürüldüğü doktor yalvar yakar babasını saz alması için ikna eder.

Böylece erkeklerin dünyası denebilecek, bir dünyaya Âşıklık/Ozanlık Dünyası’na doğru adım atar ve 14 yaşında ilk plağını çıkarır. Sesinin duruluğu ve coşkusu ile kısa sürede ülkemizin dört bir yanına nam salar.

Bu dönem türküleri ağırlıklı olarak doğup büyüdüğü coğrafyanın, kültürün izlerini taşır. Kızılbaş-Bektaşi kültüründe önemli bir yer tutan Turna ile dertleşir. Telli Turna, yüreğindeki tüm acılara revan olur.

Aşık Mahzuni, Kul Ahmet, İhsani, Ruhi Su, Mahmut Erdal, Muhlis Akarsu, Bedia Akartürk, Davut Sulari, Neşat Ertaş gibi ülkenin belli başlı bütün halk sanatçılarıyla tanışır, dostluklar kurar ve defalarca birlikte konserlere çıkar. “Ezilenler için yapmayacağım bir şey yok” diyerek, egemenlerin dikkatini üzerine çeker. Hapishane, tutuklama, tehdit ve komünistlik suçlamaları ile nefesi kesilmek istenir.

Şah Turna gururla, “Ben İbrahim Kaypakkaya ile koğuş komşuluğu yaptım. Aramızda sadece bir duvar vardı. Hapishane duvarına vurarak birbirimizle işaretleştik” diyor.

ALMANYA – BERLİN YILLARI

Ozan Şah Turna, Almanya’da bulunan işçi derneklerinden davetler alır. 1974’de konser için, Almanya’da bulunan işçilerle buluşmak için gelmek ister fakat pasaport ve izin verilmez. Dostlarının (Yaşar Kemal, Abidin Dino, Halit Çelenk, vb.) yardımıyla nihayet 1978’de Berlin’e gelir. Bir yandan konserden konsere koşar, diğer yandan gözleri için tedavi umutları taşır. Yapılacak bir şey kalmamıştır artık, hayata Anadolu’nun avazı Ozan Şah Turna olarak devam eder.

Burada söze Ozan Şiar Ağdaşan dahil oluyor:

“Devrimci mücadele içinde bulunmam, o gelenekten gelmem benim için büyük onurdur. İçinde bulunduğumuz çağda gerçek insanın değeri daha da artmıştır. Kişinin mutlu olması, yüreğini sevgi bahçesine, insan sevgisine sınırsız açması çok anlamlıdır. Beni yıkmalı, biz olmalıyız. Her yenilik hemen kabul görmüyor. İnsan geleceğini kendi eline almazsa kurtuluşu olmaz. Sınırlı sayıda öncü güçlerle olacak iş değil. İktidarı elinde tutanları yenecek olan halktır. Şah Turna ile yaşamımızı birleştirdikten sonra yoğun çalışmalar başlattık. Unutmadan belirteyim, büyük ozan Neşet Ertaş, bizim evliliğimizde (1987) sağdıcımız oldu. Bundan güzel ne olabilir ki! 12 Eylül darbecileri Şah Turna adından korktukları için vatandaşlıktan çıkardılar. İki kızımız oldu, bugünün gençleri gibi kızlarımız Şafak ile Şirin sanat ve bilim yolunda büyük başarılar elde ettiler.

Berlin gibi bir şehirde bütün haksızlıklara karşı kültürel-sanatsal-politik faaliyetlerde bulunduk. Solingen ve Sivas acısını kendi acımız saydık. Yabancı düşmanlığına dikkat çeken eserler verdik. Almanya 1997’de çocuklara vize dayatması uygulamasında bulununca sembolik açlık grevine girdik. Eserlerimiz dünya dillerine çevrildi. ‘Anadolu’nun Umudu’ üniversitelerde genç nesillere araştırma tezi oldu.”

HALKIN AVAZI: ŞAH TURNA ve OZAN ŞİAR BAĞDAŞAN

Sohbetimiz devam ederken Şah Turna ve Şiar kaybettikleri kızları Şafak için yazmış oldukları şiiri gözyaşları içinde okudular:

“Kalbimin avazı sesi

Çok derin evlat acısı

Gönlümün çiçek bahçesi

Şiar’ın gonca gülüsün

Şirinin can yoldaşısın

Şah Turna’nın sol yanısın”

Ağır işkencelerden geçen, derin kuyulara düşen Şah Turna, direnmelisin deyip umudu gücünde bulur. Hayatdaşı Ozan Şiar ve kızları Şirin ile birlikte büyük bir acıyı yaşamış olsalar da yaşama sarılmaya devam ediyorlar. “Özgürlüğün-barışın-kardeşliğin türkülerini okumaktan geri durmayacağız!” diye haykırmaktalar.

60 yıllık göç tarihinde hiç kuşkusuz sanat ve kültürün yeri büyüktür. Zira bunlar yaşamın, çalışmanın, üretmenin tüm alanlarını kapsar ve evrensellikte işçi ve emekçileri kucaklar. Gücünü halkın yaratıcılığndan alan, kolektif emekten beslenen âşıklık/ozanlık geleneğini hakkını vererek sürdüren Şah Turna ve Ozan Şiar Ağdaşan topluma karşı sorumluluklarının bilincinde kararlıca çalışmalarını sürdürmekteler.

Peş peşe şiirlerin okunduğu sohbetimizde sadece halk müziği ve kültürü üzerine değil, kadın sorunundan doğa ve çevre sorunlarına, 26 Eylül Almanya seçimleri, fahiş konut kiraları ve gençliğin karşı karşıya bulunduğu yeni sorunlar üzerine de konuştuk.

68 Hareketi’nin coşkusu ve fedakârlığı, sonraki kuşakların daha ileri adımlar atmalarının örnekleri devam eden sohbetin konusu oldu. Böyle bir hafıza ve coşku karşısında insan hayranlıkla dinlemekten başka bir şey yapmıyor.

Çalışmalarında insana ve doğaya dair ne varsa yer veren bu iki güzel insanımız bu iki güzel ozanımız ile ayrılık vakti yaklaştığında son sözü söyleyen Şiar oldu: “Dünyanın her yanında kandan nemalanan, sömürücü sistemleri ile insanlara yaşamı zindan edenlerin düzenlerini başlarına yıkmak için herkes kendi alanından çalışarak, üreterek cevap vermelidir.”

Halkın umudu olmanın gerçekliği bu olsa gerek.

Sayısızca esere imza atmış, milyonların gönlünde taht kurmuş bu iki güzel insanın yanından ayrılırken “insan yaşarken yarasını iyileştirir” özdeyişi kulağımızda çınlayıp durdu.

ALI ÇARMAN – BERLİN