Hocaların hocasından 60 yılın göç dersleri: Titanic’in batışı gibi

Hocaların hocasından 60 yılın göç dersleri: Titanic’in batışı gibi
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestolara bizzat katılarak destek veren “hocaların hocası” Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, yakında 100 yaşına giriyor. Gazeteci Gürsel Köksal, 60 yıldır göç politikalarını eleştirel bir yaklaşımla gözlemleyen Prof. Dr. Unat ile görüştü. Nermin Abadan Unat’a göre, son zamanlardaki göç hareketleri aslında bir “kaçış”: Tek hedefleri canlarını kurtarmak. Titanic’in batışı gibi bir durum.

Türkiye bilim dünyasında birçok ilke imzasını atan ve ülkenin en önemli üniversitelerindeki 60 yılı aşkın öğretim üyeliği döneminde “hocaların hocası” unvanını alan Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, 18 Eylül’de 100 yaşına giriyor.

Yaklaşık 10 yıl önce fiilen öğretim üyeliğini, sağlık problemleri nedeniyle bırakmaya karar veren Prof. Dr. Abadan Unat, geçen günlerde 22 yıl öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi’ne gidip, rektörlüğe sırtını dönerek akademisyenlerin nöbetine katılmış ve aylardır devam eden protestoya destek vermişti. “100 yaşında olacağım. Bu ülke daha güzel günleri hak ediyor. Sizler gençsiniz, ülkenizden ümidinizi kesmeyin, dayanın” diyen Prof. Dr. Abadan Unat’ın bu dayanışma eylemiyle ilgili paylaşımlarının sosyal medyada yayılması, Türkiye’de kendisine yönelik sevginin daha da büyümesine yol açtı; demokrasi mücadelesine güç kattı, moral verdi.

Prof. Dr. Abadan Unat, öğretim üyeliğini bıraktıktan sonra da kendisine verilen önemli ödüller vesilesiyle adından sık sık söz ettiriyordu; ancak onun 14 yaşında tek başına geldiği Türkiye’deki sıradışı yaşamı ve mücadelesi, katıldığı eyleminin ardından yeniden gündeme geldi, konuşuldu. Gazeteler kendisiyle yapılan söyleşileri yayımlayarak, onun baş döndüren yaşam öyküsüne, ülkede ve dünyada olup bitenlere yönelik değerlendirmelerine geniş verdi.

Prof. Dr. Abadan Unat, 100’üncü yaş günü ve kendi yaşam öyküsünü anlattığı kitabı “Kum Saatini İzlerken”in genişletilmiş ve güncelleştirilmiş yeni baskısı başta olmak üzere, kendisiyle ilgili Türkçe ve Almanca çeşitli yayınlarla ve bu vesileyle verdiği mesajlarıyla önümüzdeki günlerde de gündemde kalacak.

GÖÇLE İLGİLİ İLK BİLİMSEL ARAŞTIRMA

İçinde bulunduğumuz yılın bir özelliği daha var. Türkiye’den Avrupa’ya işgücü göçünün de 60’ıncı yılı… Ve Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, bu göçü ilk dönemlerinden itibaren gözleyen, araştıran ve yorumlayan bilim insanlarının başında geliyor. 1950’li yılların sonlarında akademik çalışmaları vesilesiyle Almanya’da bulunduğu dönemde gözlediği göç konusunu, 1963’te Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) adına bu ülkeye giderek yerinde araştırmış, böylece göç konusunda sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da önemli bir ilke imza atmıştı.

Onu, sağlık sorunları nedeniyle daha önce -örneğin göçün 50’nci yıldönümünde- olduğu gibi Türkiye ve Almanya’da konferans salonlarında, üniversitelerin kürsülerinde “Bitmeyen Göç”ü anlatırken görmeyeceğiz. Ancak o tıpkı Boğaziçi eyleminde olduğu gibi, bu konuyu da yakından takip ediyor, günümüz dünyasının bu önemli sorusuna kafa yormaya devam ediyor. Biz de kendisine yaptığımız ziyaret vesilesiyle onun 60 yıldır takip ettiği göç ve Türkiye’den Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya işgücü göçü konularda görüşlerini aldık.

ALMANYA EMEK GÖÇÜNÜ ANLAMADI

Prof. Dr. Abadan Unat, göç konusunda hem Almanya’da hem de Türkiye’de hükümetlerin başından itibaren süreci tam olarak anlamadığına ve hatalar yaptığına dair eleştirisini sürdürüyor:

“Avrupa, özellikle de Almanya, göçten gereken sonuçları çıkarmadı. Çünkü bütün ilişkilere tek taraflı olarak baktı. Yani önce ismen çağrılan, sonra kurrayla gelenlere ‘Gastarbeiter’, yani ‘konuk işçi’ olarak baktı. Gelenlerin birkaç yıl sonra dönecekleri öngörülüyordu. Hâlbuki bir emek göçü başlamıştı. Hem bunu görmediler hem de bunun sonucu olarak bu emek göçünün gereklerini anlamadılar. Örneğin işçi çocuklarının okulda başarılı olabilmesi için özel bir destek lazım. Bunu yapmadı, onları eğitimcilerin çabalarına bıraktı. Böylece işçi çocuklarının çoğu ‘gymnasium’a (liseye) gidemedi ve yükseköğrenim için önleri açılmadı. Herkesin üniversite mezunu olması şart değil ama herkes için bu yolu açmak lazımdı. Yani Almanya, daha çok kendisi için gerekli şeyleri düşündü.
Türkiye’de yapmak istediklerini gerçekleştiremedi. İşçilerin Almanya’daki deneyimleriyle ülkeye dönüp, buradaki ekonomik yaşama katılmaları öngörülüyordu, olmadı. İşçilerin oralardaki birikimleri, verimli yatırımlara dönüştürülmedi. Halbuki işçilerimiz çok yüksek oranda tasarruf yapıyorlardı; ancak yönlendirilmediler. Onlar tasarruflarını muhakkak kendi doğdukları yerlerde değerlendirmek istiyorlardı. Ancak bu çoğunlukla verimli olmuyordu. Örneğin kooperatifle Anadolu’nun ortasında ayçiçek yağı imal eden bir fabrika kurdular. Fakat bu fabrikanın işleyeceği ayçiçeğinin Trakya’dan getirilmesi gerekiyordu. Birçok yatırım buna benzer biçimlerde başarısız oldu. Diğer ülkeler açısından da durum böyle. Hollanda olsun, Fransa olsun, Danimarka ve İsveç olsun, hep tek taraflı bir süreç oldu oralarda göç.”

Abadan Unat, son zamanlarda yaşanan göç hareketlerini ise “kaçış” olarak görüyor. Şimdi “sığınmacı” olanların, yaşadıkları ülkelerde kalıcılaşma süreçlerinin, işgücü göçünden daha sancılı olacağını işaret ediyor:

“Şimdiki kaçış daha da üzücü. Çünkü onlar canlarını kurtarmak için ülkelerini terk ediyorlar. Özellikle kadınlar için durum büsbütün bir çıkmaz. Ezici bir erkek egemenliğinden kaçmak üzere yollara dökülüyorlar. Bu kaçan insanların bir kısmı, her türlü iletişimden de yoksun. Okuma yazma öğrenimi ve temel eğitimi göremiyorlar. Tek hedefleri canlarını kurtarmak… Titanic’in batışı gibi bir durum yaşanıyor. Bütün bunlar, Atatürk’ün laiklik ve halkçılığının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.”

DAYANIN GENÇLER, DÜNYA KİMSEYE KALMAYACAK

Son günlerde Abadan Unat ile ilgili yayınlarda; onun Türkiye’deki gençliğin büyük bölümünün bir an önce yurtdışına gitme hayallerine ilişkin değerlendirmeleri ve uyarıları geniş yer buldu. Yaşamının büyük bir bölümünü göç ile göçmenlerle ilgili çalışmalara adayan, kendisi de uzun süre yurtdışında yaşayan Abadan Unat, bu konuda şöyle diyor:

“Gençlerimiz hayallerini kurmak için sabır göstermiyorlar. Çünkü artık her türlü imkân var. Sanki onlara gittikleri yerlerde ‘buyur’ denecek. Bu çok acı bir şey… Yani göç kolay bir şey değil. Dostunuzu, ailenizi kaybediyorsunuz. Dili ne kadar bilseniz de daima yüzünüze vururlar. ‘Aman ne kadar güzel konuşuyor, sanki buralı gibi’ diyerek, onlardan olmadığınızı hatırlatırlar. Onun için gençler çok iyi düşünmeli. Gençlerin en büyük sermayesi, gençlikleri… O sevmedikleri ortam yarın değişecek. Ben görmeyeceğim, ama onlar görecek. Bugün 17-18 yaşında olan gençler, 50 sene sonrasını düşünsün. 40-50 yıl sonra neler olacak, neler… Bu dünya kimseye kalmayacak.”

Prof. Dr. Abadan Unat’ın koronavirüse karşı ilk aşıyı geliştirerek, pandemiyle mücadeleye büyük katkıda bulunan Prof. Dr. Özlem Türeci ile Prof. Dr. Uğur Şahin’in başarısının göç bağlamındaki değerlendirmesi ise şöyle:

“Bütün önemli araştırmalar, şunu gösteriyor: Göçmenlerin yeni ülkeye entegrasyonun tamamlanması için üç kuşak geçmeli. Bu tamamlanmadan yeni bir ülkede başarılı olmak, yükselmek ve eşitliğin sağlanması çok zor. Ben Uğur Şahin’in çok mütevazı bir aileden geldiğini sanıyorum. Herhalde ona üniversitede tıp tahsilinin yolunu açan iyi kalpli, dost bir Alman olmuştur. Yoksa onu ‘realschule’ye gönderirler ve meslek eğitimine yönlendirirlerdi.”

Prof. Dr. Abadan Unat’ın başında bulunduğu Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlere yönelik son araştırma, onların Türkiye’deki siyasi seçimlere ilişkin tercihleriydi.

Araştırmalarda Almanya’daki Türkiyelilerin çoğunluk olarak sosyal demokrat partiyi desteklediği görülüyor. Türkiye’yle ilgili seçimlerde sandık başına gittiklerinde de ağırlıkla AKP’ye oy veriyorlar. Prof. Dr. Unat çelişkili durumu şöyle yorumluyor:

“Türkiye’ye geldiklerinde yeni köprüler, yollar gibi gözle görünür şeylerle karşılaşıyor, bunları büyük başarı olarak görüyorlar. Altyapıya hiç bakmıyorlar. Bu iktidar, altyapıyla çok az ilgileniyor. Zaten gereğince ilgilenselerdi, bu kadar sel ve yangın felaketi olmazdı. Almanya’da ise bilindiği gibi sosyal demokrat parti SPD tarihsel olarak işçiden yana bir parti. Orada işçi kökenini hatırlıyor, ona yakın duruyorlar. Ama Türkiye’ye gelince, buradaki hükümetle iftihar ediyorlar. Onun için farklı anlayışları var.”

ÇAĞRI: ALMANYA’DA TÜRKİYE ARAŞTIRMALARI

Unat, son olarak yaşamı boyunca dile getirdiği özlemini bir çağrı olarak tekrarlıyor:

“Dostlardan ve meslektaşlardan istediğim bir şey var. O da Almanya’da Cumhuriyet Türkiyesi üzerinde araştırma yapan bir merkezin kurulması… Münih Üniversitesi’nde bir sene ders verdim. O dönemde rektörlük konferanslarına da katılan Kültür Bakanı Prof. Hans Maier’dan da bunu rica etmiştim. Bir türlü olmadı. Bir üniversitenin böyle bir ihtiyaç duyması lazım. Hiçbir Alman üniversitesi, böyle bir ihtiyaç göstermedi. Ben bunu çok büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Kimi zaman Der Spiegel dergisi kimi zaman bilmem hangi gazete, Türkiye’yle ilgili bir kısmı doğru birtakım eleştiriler yayınlıyor. Ama bütün bu eleştirilerde Türkiye’ye ilişkin birçok temel bilginin eksikliği görülüyor.

Mesele sadece eleştiri değil. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nde rasyonaliteye öncelik veren, tarikatlara yasak getiren, laik bir düzen kurdu. Mesele Atatürk’ün Türkiye için koyduğu hedefler… Önemli olan onlar. Onun zamanında, ‘Türkiye’de okuma yazma bilen erkeklerin oranı yüzde 5, okuma yazma bilen kadınların oranı için ise yüzde 2’ deniyor, ama o bile fazla gözüküyor.

O zamanki Türkiye 12-14 milyon… Bugün 80 milyonun üzerinde, giderek de büyüyor. Avrupa’da böylesine büyük bir ülkeyle ilgili bir araştırma yok. Almanya’da ne var? Arkeoloji, Türkoloji ve İslam bilimleri diye üç kürsü var. Bu çok yetersiz.

Türkiye hakkında araştırmalar yapan sayısı çok az Türk var. Almanca yazıyorlar, ama onları da ‘bizden değil’ diye karşılıyorlar.

Alman üniversiteleri PİSA kriterlerine uygun bir öğretim vermek istiyorsa, bu kadar kuvvetli bir eski müttefikini, Akdeniz’de egemen olan büyük bir ülkeyi, bu ülkedeki gelişmeleri görmemezlikten gelmemeli. Buradan giden insanlara kapıyı açtınız ama bu insanlar nereden geldi, onu hiçbir zaman soruşturmadınız. Hep tek taraflı kaldı. Bu büyük bir sorun… Türkiye ve Türkler üzerine bilgilendirme hep eksik oldu. Bugün bir Alman için, o eksik bilgilendirme yüzünden, Suriyeli, Türk ve Afgan aşağı yukarı aynı insanlar… Hâlbuki aralarında dağlar kadar fark var. Bunu üniversite ya da araştırma merkezlerine hatırlatmak istiyorum.”

DİKKATE ALINMADI

Prof. Dr. Unat, Almanya’daki araştırmalarını gerçekleştirdikten sonra “Batı Almanya’daki Türk İşçilerinin Sorunları” adlı kitabı kaleme aldı. Ve Türkiye’deki ilgili makamlara Türk işçilerinin sorunlarıyla ilgili bir dizi öneriler sundu. İşçilerin, o dönemin hükümetlerinin aksine, Almanya’da kalıcı olacaklarını fark etmişti.

Onların topluma entegrasyonunu sağlayacak önerileri, hükümetlerce dikkate alınmadı. Almanya uzun yıllar bir “göç ülkesi” olduğunu bile kabul etmedi.

Türkiye için ise oradaki işçilerin gönderdikleri dövizler çok önemliydi. Prof. Dr. Abadan Unat’ın 1960’ların başındaki önerilerinden bir bölümü şöyle:

  • Türkiye’nin göç politikasını saptama görevi Çalışma Bakanlığı’na verilmelidir. Ayrıca iki birim kurulmalıdır, bunlardan biri işe yerleştirme, diğeri dışarı gitmek isteyenleri bilgilendirme işini yüklenmelidir.
  • Türkiye’nin Almanya ve diğer ülkelerle imzaladığı anlaşma “en fazla müsaadeye mazhar millet“ kuralına uygun olarak gözden geçirilmeli, İtalya, İspanya ve Yunanistan işçilerine tanınan hakların tümü Türk işçilerine de tanınmalıdır.
  • Alman hükümeti Türkiye’de kalifiye işgücü yetiştirmek için mesleki eğitim başlatmalı, ayrıca Almanya’ya gidecek işçilere Almanca dili kursu verilmelidir.
  • Türk işçilerinin tasarruflarını döviz olarak kazandırmak amacıyla konut kredisi tasarısı kanunlaşmalıdır.
  • DPT, tasarrufların heba edilmesini önlemek amacı ile anayurda ne gibi projelerin yapılmasında yarar olduğu konusunda model projeler üretmelidir.
  • Türk hükümeti Almanya’da Türkçe radyo programlarının artırılmasını talep etmelidir.

GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT

KAYNAK: www.birgun.net