İtalya’da “anayasayı bir kerelik delen” şeytan üçgeni: Mattarella-Draghi-Amato

İtalya’da Sergio Mattarella, mevcut cumhurbaşkanının ikinci kez aday olamayacağı hükmüne rağmen, Anayasa’ya aykırı olarak ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. Aynı gün eski başbakanlardan Giuliano Amato ise, Anayasa Mahkemesi Başkanı seçildi. Bugün devletin zirvesine yerleşen Mattarella-Draghi-Amato üçlüsü, 1992’de İtalya’da iktidarda olan üçlü… 1992’de başlattıkları özelleştirme uygulamalarını 2022’de sonlandırarak, İtalya’yı küresel güçlere teslim edecekler. 

 

Egemenliğin halkta olduğu gerçek demokratik rejim mantığında: Meclis’te yer alacak partilere seçimle karar verilir; Meclis’teki milletvekilleri hükümete neler yapıp neler yapamayacağını söyler; hükümet, milletvekillerinin bu uyarıları doğrultusunda yasalar yapar ya da değiştirir ve ülkeyi yönetir.

İçinde bulunduğumuz 21’inci yüzyılda, İtalya’nın da dahil olduğu Batı’nın (hatta tüm dünyanın) “sahte demokratik rejimlerinde” ise: İdeolojileri ve ilkeleri yok edilmiş, liderleri ve yönetim kadrosu “kukla” olan partiler, göstermelik bir seçimle Meclis’e gönderilir; kurulan hükümet uluslararası para ve sermaye piyasaları ile uluslararası kurumlardan küresel planlar doğrultusunda emirler alır; Hükümet aldığı bu emirlere göre ülkeyi yönetir. Meclis, bu sistemde, hükümeti halkın taleplerinden uzak tutan, halka karşı hükümeti koruyan bir tampon kurumdur; genel seçimler ise, Meclis’te gerçek karşılığını bulamayan, bir tür tiyatro oyunudur.

İtalya’da da durum bu.

HEDEF DRAGHİ’Yİ CUMHURBAŞKANI SEÇTİRMEKTİ

Roma’da parlamento, yedi yıllık görev süresini tamamlayan Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’nın yerine, 24 Ocak’ta “transatlantik” politikalarını benimseyen yeni bir cumhurbaşkanı seçimi için kolları sıvadı. Parlamenter rejime sahip İtalya’da, orduyu, yargıyı ve gizli servisleri kontrol eden cumhurbaşkanının diğer yetkileri semboliktir, asıl ülke yönetme görevi hükümet başkanı olan başbakana aittir.

Durum böyleyken, Agnelli ailesindeki Amerikan vatandaşı damatlardan John Elkann’ın kontrolündeki La Repubblica gazetesinde yazan “fikir önderi” kimi uzmanlar, birkaç ay önce şu anki Başbakan Mario Draghi’nin Cumhurbaşkanı yapılıp, ülkenin yönetiminin de kendisine verilmesi görüşünü gündeme taşıdı. Parlamenter rejim ve anayasası, koronavirüs salgınının yarattığı olağanüstü hal nedeniyle rafa kaldırılacak, bu seferlik İtalya bir “Yarı Başkanlık” sistemi ile yönetilecekti.

Mario Draghi’nin kim olduğuna bakarsak, çokuluslu bir Amerikan yatırım bankası olan Goldman Sachs’ın adamı olduğu görülür. Draghi 2006-2011 yılları arasında İtalya Bankası Başkanı, 2011-2019 yılları arasında ise AB Merkez Bankası Başkanı olarak görev yaptı. Özetle, bir bankacı ve ekonomist olan Draghi aslen siyasetçi değil. Genel seçimlerden zaferle çıkıp, halk desteğini arkasına alarak hükümet başkanlığı görevine gelmiş değil. Başbakan Giuseppe Conte istifa edince 2 Şubat 2021’de teknokrat bir hükümet kurmak üzere parlamento dışından getirilip başbakanlık koltuğuna oturtuldu. Başbakanlık koltuğu kendisine hediye edildi yani…

Draghi’yi başbakan yapan senaryonun devamı olarak şimdi de cumhurbaşkanı yapılacak, kampanya, seçim, oy alma gibi zahmetlere katlanmadan ülkenin başında kesintisiz yedi yıl boyunca kalacaktı. Kapalı kapılar ardında nasıl bir pazarlık yapıldı bilinmez, ancak bu senaryo tutmadı.

DRAGHİ: YUNANİSTAN’I İFLASA SÜRÜKLEYEN G30 ÜYESİ

Şayet bu plan gerçekleşseydi, cumhurbaşkanı yani “başkan” olarak Draghi, yedi yıl boyunca İtalya’nın başında “demoklesin kılıcı” gibi sallanacak, astığı astık kestiği kestik bir yönetimle “vahşi kapitalizm” kuralları çevresinde “özelleştirme” uygulamalarıyla ülkede ne var ne yok satıp savacaktı. Biz bu vahşi kapitalizmin ne menem bir şey olduğunu Türkiye’deki yirmi yıllık AKP döneminden biliyoruz. Avrupa ise, bu durumu bir ölçüde Yunanistan’dan biliyoruz. 2015’te Yunanistan’daki ekonomik ve sosyal iflasın baş sorumlularındandır Mario Draghi. O dönemde, Draghi’nin AB Merkez Bankası Başkanı olduğunu hatırlatalım hemen.

Mario Draghi, Otuzlu Grup (ya da Otuzların Grup, kısaca G30, İngilizcesi “Group of Thirty”) olarak bilinen G30 üyesidir. Bu örgüt üst düzey ekonomistler ile akademislerin üye olduğu uluslararası bir kuruluş. Kamuoyunun pek tanımadığı bu örgütün, kamu ve özel sektörde alınan kararların sonuçlarını inceleyerek, ekonomik ve finansal sorunlar hakkında araştırmalar yaptığı savunuluyor. G30’a küresel ekonomi ve finansın beyni de denilebilir. Bu örgütü kim kurmuş diye araştırdığınızda karşınıza her taşın altından çıkan Rockefeller Vakfı çıkıyor yine. Bu vakfın girişimiyle Geoffrey Bell tarafından 1978 yılında kurulmuş, merkezi ise Washington.

İşte, İtalya’nın Başbakanı Mario Draghi bu G30’un üyesi…

2012’de AB Merkez Bankası Başkanıyken, Corporate Europe Observatory, G30 ile çıkar ilişkileri olduğu gerekçesiyle Draghi hakkında soruşturma açılmasını ister, ancak soruşturma 2013’te kapatılır, yani hasıraltı edilir. İşte, bu Draghi bugün İtalya’nın başbakanı olarak bu örgütün yapmış olduğu küresel ekonomi ve mali planları engelsiz bir şekilde bir yıl daha uygulayacak. 2023’te ise genel seçimler var… Şayet, senaryoya göre Cumhurbaşkanı seçilmiş olsaydı ve Anayasa rafa kaldırılarak kendisine Başkanlık görevi verilmiş olsaydı, seçime girme zahmetine katlanmadan yedi yıl boyunca hiç kesintisiz istediği politikaları uygulayabilecekti. İtalya için büyük yıkım olacaktı.

Tabii, bu senaryo tutmadı diye, Roma Draghi’den kurtulmuş değil, bir yıl daha katlanacak. Hiç de az zaman değil.

GÜÇ ODAKLARININ B PLANI MATTARELLA

Güç odaklarının ya da “fikir önderleri” diyelim hadi, cumhurbaşkanlığı için B planı Mattarella’nın ikinci kez seçilmesiydi. Bu durum da anayasaya aykırı, çünkü mevcut cumhurbaşkanının ikinci kez seçilmesini öngörmüyor İtalyan Anayasası.

Ancak ona da bir kılıf uydurdular; şimdi olağanüstü hal olduğu için, memleketin selameti için ikinci kez aday olup seçilebilirmiş. Geçmişte benzer bir kılıfı Giorgio Napolitano için uydurmuşlardı; ülkede ekonomik ve siyasi kriz derinleşti gerekçesi ile 2013’te Napolitano’yu ikinci kez cumhurbaşkanı seçtirmişlerdi. Şimdi de Sergio Mattarella.

Böylelikle, B planı gereği, geçen cumartesi (28 Ocak) yapılan 8’inci tur oylamada Mattarella, 759 oy alarak ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. Mattarella seçimler öncesinde ikinci dönem görev yapmak istemediğini açıklamıştı, ancak “siyasilerin ısrarına” dayanamayarak “ülkenin istikrarı için” fedakârlık yapmayı kabul ettiğini duyurdu.

Yargı, ordu ve gizli servisleri kontrol eden Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, koalisyon ortakları Demokrat Parti (PD) ve 5 Yıldız Hareketi tarafından, diğer partilerin desteği sağlanarak seçildi. Sol merkez görüşte olduğunu iddia eden PD, bugün artık işadamları, sanayiciler, yüksek finans çevreleri, devlet bürokratları, ABD, AB ve NATO demek… Sistem karşıtı bir oluşum olduğu iddiasıyla İtalyanlar’dan destek isteyip parlamentoya giren 5 Yıldız Hareketi ise, bugün tam bir sistem partisi oluşumu. Bu oluşumun ilk genel seçimlerde tarih olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

İşte bu PD, yaklaşık iki ay önce, Napolitano örneğinden yola çıkarak “mevcut cumhurbaşkanının ikinci kez seçilmesini yasaklayan” bir yasa tasarısı hazırlamıştı. 5 Yıldız Hareketi ise 2018 yılında Mattarella için “impeachment” yani meclis soruşturması isteyerek görevden uzaklaştırılmasını talep etmişti. Bu iki koalisyon ortağı bugün “transatlantik” politikalarının destekçisi, Mario Draghi Hükümeti’nin noteri Sergio Mattarella’yı ikinci kez cumhurbaşkanı seçti…

Avrupa savaşın eşiğine gelmişken, tanınan, bilinen, söz dinleyen Mattarella’nın bugün için o görevde olması ve kısa süre sonra da koltuğunu Draghi’ye teslim etmesi çok önemli.

DRAGHİSTAN’DA MATTARELLA-DRAGHİ-AMATO ŞEYTAN ÜÇGENİ

Bu güç odaklarının B planına göre, Mattarella bir yıl daha cumhurbaşkanı olacak, sonrasında ise koltuğu “sağlık sorunları” veya başka gerekçelerle Mario Draghi’ye bırakacak. Draghi’nin cumhurbaşkanlığı (Yarı Başkanlık sistemi) henüz rafa kaldırılmış değil yani…    

Bu arada önemli bir gelişme daha yaşandı İtalya’da, nam-ı diğer “Draghistan”da… Eski başbakanlardan Giuliano Amato, Mattarella ile aynı gün, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak seçildi. Böylelikle devlet zirvesinde önemli bir kurumun başına daha söz dinleyen transatlantikçi bir siyasi getirilmiş oldu.

83 yaşındaki Giuliano Amato, 80’indeki Sergio Mattarella, 73 yaşındaki Mario Draghi İtalya’da devletin zirvesine kurulmuş bulunuyorlar. Bu üç siyasi şahsiyet, Amato-Mattarella-Draghi, 1992’de de İtalya’da önemli koltukları işgal etmiş ve o yıl özelleştirme uygulamalarıyla ülkenin talan edilmesinin yolunu açarak, ülkeyi Avrupa Birliği’ne (Avrupa Birliği antlaşması Maastricht 1992’de imzalandı) sokmuşlardı.

Bugün, bu üçlü ismi otuz yıl sonra 2022’de yine birlikte İtalya’nın tepe görevlerinde buluyoruz. 1992’de yarım bıraktıkları İtalya’nın satıp savılması, talan edilmesi işini 2022’de sonlandırmaya çalışarak, ülkeyi küresel çetenin eline teslim edeceklerini öngörmek hiç de zor değil. 

BİRGÜL GÖKER PERDİSA – BOLOGNA

FOTO: Presidenza della Repubblica/commons.wikimedia.org