Korku imparatorluğunda her şeyden korkanlar ve sanrıları: Mobese mübah mı?

İstanbul’daki kar yağışıyla beraber akla önce “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” deyimi sonra da “İmamoğlu’nun İngiltere Büyükelçisi ile yediği yemek” geldi.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İngiltere Büyükelçisi Dominick Cilcotte ile İstanbul kar altındayken yediği yemeğin MOBESE kayıtlarının havuz medyasına servis edilmesi kimseyi şaşırtmadı.

MOBESE skandalı diğer konularda olduğu gibi arada kaynadı. Kimsenin aklına bile gelmiyor artık. Ama Ekrem İmamoğlu akıllardan hiç çıkmıyor anlaşılan…

Belçika’da yıllardır gazetecilik yapan Hüseyin Dönmez, Ekrem İmamoğlu’nun Almanya’ya yaptığı ziyaret esnasında Federal Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir ile çekilmiş resmini sosyal medyada sadece, “Sizce bu neyin belgesi olabilir???” diye paylaştı.

Elbette paylaşımın altında küfürler, hakaretler havada uçuştu…

Ben de bu paylaşımın altına, “Yanlış yapıyorsunuz. Halkın oylarıyla seçilmiş insanlara yukarıdaki gibi hakaretler ederseniz, diğer seçilmişlere de hakaret yolunu açmış olursunuz!” diye yazdım. Oğuzhan Kahya isimli kullanıcı, beni etiketleyerek, “Resimdekiler hainlikte yarışıyor. Siz de mi hainsiniz?” diye sordu. Ben de “Yok, ben gazeteciyim” karşılığını verdim. Aynı kullanıcı “O zaman haddini bilerek konuş. Dokunulmazlığın yok senin. Üzerler seni” diye tehdit etti. “Çok korktum!” diye yanıtladım.

KORKU İMPARATORLUĞUNDA DURUM

Korku imparatorluğu yaratıldığı ve kendileri her şeyden korktukları için herkesi korkak sanıyorlar… Divan edebiyatçısı, hiciv ustası Ziya Paşa’nın 19. yüzyılda ünlü “Terkib-i Bend”indeki sekizinci bölümünde dediği gibi:

“En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun,
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem,

Cevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın?”

Herkesi kör, âlemi (halkı) sersem sanıyorlar…

MOBESE’NİN AÇILIMI

Yeniçağ gazetesine bir röportaj veren İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğü eski müdürü Adil Serdar Saçan, MOBESE isminin “isim babalarının FETÖ’cü polisler olduğunu, bazısının cezaevinde bulunduğunu bazısının da açığa alındığını” söyledi.

Yazar İlhan Taşçı’nın Kırmızıkedi yayınevinden çıkan “Paralel Hat” kitabında da, MOBESE’nin açılımını yapan eski polis müdürü Saçan, şöyle diyordu:

“Bildiğim kadarıyla ‘M’ harfi Mutlu’yu, ‘O’ harfi Osman Nihat Şen’i, ‘B’ harfi Basri Aktepe’yi, ‘E’ harfi Erin’i ‘S’ harfi Süleyman’ı, ‘E’ harfi Erdoğan’ı simgeliyordu. Bu, emniyet teşkilatında yıllarca bilinen bir şeydi. Bunlar (FETÖ’cü polisler), bu sistemi yıllarca işlettiler. Her yeri izleyip kaydettiler. MOBESE isminde de bir şifre gizliydi. Kimileri bunun Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu’nun kısaltması olduğu görüşündeydi. Oysa MOBESE’nin asıl açılımı; Mutlu, Osman, Basri, Erin, Süleyman, Erdoğan isimlerinin baş harflerinden oluşuyordu. Bu isimlerin özelliği ne derseniz, sistemi kuran polis ve mühendislerin baş harfleridir. Emniyet İstihbarat Daire’sinde kurulan özel bir ekip kameralarla sokakları izleme üzerine çalışma başlattı. İşin başında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem Müdürü Basri Aktepe vardı.”

Türkiye’nin bir numaralı terör örgütü olarak kabul ettiği FETÖ’nün kurduğu sistemi kullanmak mübah mı?

Terör örgütünün malını kullanmak caiz midir?

MOBESE mübah mı hocam?

Mübah kelimesinin kelime anlamının da “güvenli, güvenilir, tehlikesiz” olduğunu buraya not düşeyim…

FİKRET AYDEMİR -BRÜKSEL

FOTO: AA