Korona protestocularının başkenti Stuttgart: Bastırılmalı mı, eylem özgürlüğü mü?

analizli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Almanya’da Baden-Württemberg eyaletinin başkenti Stuttgart salgın boyunca aşırı sağcıların, korona inkârcılarının ve aşı karşıtlarının yer aldığı Querdenker hareketinin gövde gösterilerine sahne oldu. Peki sadece bu kadar mı? Hayır! Pandemi sırasında sistemin işleyişini kınayan, ekonomik çıkmazda olan, işini kaybeden, yoksullukla boğuşanların da sesini yükselttiği eylemlere eyalet başkenti ev sahipliği yapıyor.

Paskalya Yürüyüşü’nde 15 bin eylemcinin korona önlemlerini protesto ettiği Stuttgart kentinde, polis, bu hafta sonunda göstericileri dağıtmak için elinden geleni ardına koymadı.

Gösteri yasağına karşın cumartesi günü gerçekleşen korona protestolarında, alışıldığı üzere Querdenker hareketinin mensupları maske takmadı, sosyal mesafe kurallarını hiçe saydı. Polis, korona önlemlerini ihlalden ve korsan gösterilerden dolayı yüzlerce eylemci hakkında işlem yaptı.

POLİS HELİKOPTERLERİ, ATLILAR, TAZYİKLİ SU

Bini aşkın göstericinin kentin farklı noktalarında gerçekleştirdikleri eylemlerde korona önlemlerini eleştiren sloganlar atıldı, davullar çalındı ve bayraklar, flamalar sallandı.

Gösterilerde polis 700’den fazla eylemcinin kişisel bilgilerini almakla, gösterileri dağıtmakla kalmadı, aynı zamanda eylemler atlı polisler ve insansız hava araçları (drone’lar) eşliğinde gerçekleşti. Polis eylemcilere tazyikli su sıktı, helikopterler kentin üzerinde uzun süre tur attı.  Querdenken hareketinin önderlerinden Michael Ballweg de uzaklaştırılan eylemciler arasında yer aldı.

İÇİŞLERİ BAKANI MEMNUN

Baden Württemberg Eyaleti’nin Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili İçişleri Bakanı Thomas Strobl ise korona önlemleri protestocularına yönelik polisin muamelesinden son derece hoşnut olduğunu şu sözcüklerle şöyle ifade etti:

“Devletin başarısızlığı hakkında erken konuşanlar bugün derslerini aldı. Bugün olanlar, polisin böylesine zor bir durumda bile kamu güvenliğini garanti ettiğini göstermiştir.”

POLİS EYLEMCİLERLE NEDEN BAŞA ÇIKAMIYOR?

Ortalıkta dolaşan sorulara bakalım:

– Devlet neden mahkeme yasağına rağmen sokağa çıkmaya cesaret edebilen bu eylemcilerle başa çıkamıyor?

– İstihbaratın merceğindeki Querdenken hareketine neden göz yumuluyor?

– Polis neden yasakları uygulamada başarılı olamıyor?

HER ŞEY GÜLLÜK GÜNEŞLİK Mİ?

Bu soruları, aşırı sağcıların ve korona inkârcılarının açısından bakınca, bir noktaya kadar anlamak mümkün belki…

Peki, ya salgın boyunca köşeye sıkışmış, evine ekmek alamaz duruma gelmiş, işini gücünü kaybeden, sesini duyurmak için son çare sokağa çıktığı için tazyikli suya, sorguya, suç duyurusuna maruz kalan onca insan ne yapacak? Derdini nasıl anlatacak?

Almanya’da ekonomiden sosyal hayata dek her şey güllük güneşlikmiş gibi mi davranmak gerekiyor? Eşit olmayan muamele ve haksızlık karşısında sus pus mu olmalı?

HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN HESABINI KİM SORACAK?

Üstelik şimdi bir de hükümetin yetkilerini arttırmakla, temel özgürlükler ve demokratik haklara tecavüzün kapısını aralamakla eleştirilen bir yeni enfeksiyonla mücadele yasasıyla karşı karşıyayız.

Pandemide giderek yoksullaşan, hastalanan, işsiz kalan halkın sesini duyurabileceği alanlar ortadan kaldırılırsa, ifade ve eylem özgürlükleri tamamen ellerinden alınırsa, bu yolun sonunda sosyal patlama bizi bekliyor olacak.

MAHALLE BASKISI DEĞİL DE NE?

Her eleştirede bulunanın “komplo teorisyeni”, ”AfD işbirlikçisi“,  “aşırı sağcı” olarak damgalanması mahalle baskısı  değil de ne? Yükselen seslerin kısılmasına ciddi katkıda bulunmuyor mu?

KORONA ÖNLEMLERİNİ SADECE NAZİLER Mİ PROTESTO EDİYOR?

Gelelim eyaletin “Querdenken” (Çapraz Düşünmek)  başkenti olduğu iddialarına.

Önce soralım: Bu hareket homojen mi?

Sadece Naziler ve aşırı sağcılardan ya da “yeni sağcılardan” mı oluşuyor?

Bu hareketi, sadece “aşırı sağcıların salgını istismar edenleri“ olarak değerlendirmek yeterli mi?

Bunu sormaya bile çekiniyoruz, değil mi?

Oysa, o hareketin içinde sadece sağ popülist AfD’nin yer almadığını, göçmenlerden, Müslümanlardan, LGBTİ’den, Yeşiller seçmenden hatta Sol Parti seçmeninden dahi destek geldiği gerçeğini görmek zorundayız.

Aksayan sisteme karşı çıkanları topyekun “Nazi”, “AFD yanlısı”, “bilim karşıtı”, “isyancı”, “düzen karşıtı”, “çapulcu” olarak damgalamaya çalışanların yeterince var olduğunu biliyoruz.

Korona, gerçekte Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra demokrasi ve temel haklar konusunda hangi aşamada olduğunu ortaya seren çok önemli bir sınav…

Baden-Württemberg İçişleri Bakanı Thomas Stroble, iş, ekmek ve özgürlük için sokağa çıkanlara tazyikli suyla bastırarak “ne güzel ders verildiğini”  ellerini ovuşturarak söylüyor ve ne yazık ki, toplumun geniş kesiminden de destek görüyor.

SOL GRUPLAR DA SAF TUTUYOR

Hesaba katılmayan şey ise son dönemde sol grupların da korona tedbirleri protestolarında saf tutmaları.

Holdingleri, servet sahiplerini koruyan sistemin korona önlemleriyle halkı yoksulluğa mahkûm ettiğini öne sürerek sokağa çıkan sol görüşlü eylemciler, mültecilerin de bu önlemler nedeniyle ağır mağduriyet içinde olduğuna dikkat çekiyorlar.

Sözün özü, salgında ezilenlerin sesini kısıp, “yeni sağ” dalgasına önemli desteği bulunan ancak her şeye karşın heterojen bir yapıya sahip olmasına rağmen ille de Querdenken hareketi içine sıkıştırmaya çalışan siyasetin eli çok da güçlü görünmüyor.

Ancak bazı hareketler var. Örneğin, hafta ortasında çıkan ve neredeyse daha çıkmadan her cepheden yukarıda andığımız türden ağır suçlamalara maruz kalan kitabıyla (“Die Selbstgerechten”) bu tür meseleleri ve “sol liberalizmin kendini beğenmişliklerini” işleyen Sahra Wagenknecht, Almanya’da bir şeylerin değişmesi için arayışını sürdüren insanlar-siyasetçilerin varlığına da dikkat çekmiş oldu.

Bize gelince…

Bizim, birkaç eylemciye su sıkıp eylemleri yasaklamakla işlerin düzelmeyeceğini bilecek kadar zengin deneyimlerimiz var. Yani biz Türkiye kökenliler, bu işte sıkı antrenmanlıyız…

IŞIN TOYMAZ – STUTTGART

FOTO: Ayşe Eğilmez