Mainz merkezli bir proje: Uyum, göçmenler ve yapılması gerekenler

yeni-posta-haber-içi-görseli
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

İran kökenli ve bölgesinde çok etkili bir sosyal pedagog olan Behrouz Asadi, Almanya’daki mülteci ve göçmen sorunlarını değerlendirdi. Hangi adımlar atılmalı, hangi boşluklar doldurulmalı? Bir yönetici ve kanaat önderinin değerlendirmeleri…

Federal Almanya’nın yoğun bir Türk nüfusa da sahip Rhein-Main bölgesindeki Mainz kentinde görev üstlenen Behrouz Asadi (Türkçe söyleyişimizle “Behruz Azadi”), İranlı ve sürgün bir Alman vatandaşı. 1975 yılında İslam devrimi öncesinde, İran’da politik nedenlerle tamamlayamadığı üniversite eğitimi için Almanya’ya gelmiş. “Almanya’dan İslam Devrimi sırasında bir umutla geri döndüm, hemen sonrasında ise bir daha geldim ve 40 yıldır sürgünüm” diyen Asadi, Almanya’da sosyal pedagoji ve fen bilimleri öğrenimi görmüş. Bölgede aktif politik kimliğiyle de tanınan Asadi, uyumun tüm cepheleriyle yer aldığı ve bir tür pilot bölge olarak görülebilecek olan Rheinland-Pfalz eyaletinin başkenti Mainz’daki çalışmalarını masaya yatırdı, açıklamalarda bulundu ve yapılması gerekenlerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

– Siz Malteser kurumunda Hessen ve Rheinland-Pfalz Eyaletleri Göçmenlik Bürosu’nu yönetiyorsunuz. Ayrıca mülteci yurtlarında yöneticisiniz. Rheinland-Pfalz eyaletinin Aile, Kadın, Gençlik ve Uyum Bakanlığı bünyesinde uyum ve mültecilerden sorumlu birimin de başındasınız. Gençlik ve Çocuktan Sorumlu Daire (Jugendamt) için ailelere destek programlarını yürütüyorsunuz. Bir dönem önce Rheinland-Pfalz Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Göçmenlik Dairesi’nden de sorumluydunuz. Başka görevleriniz de var mı?

BEHROUZ ASADİ – Aktif bir politik kişiliğim olmasına rağmen hiçbir parti üyesi değilim, ama tüm demokratik partilerle çok iyi ilişkiler içindeyim, benim çalıştığım alanlar tüm partilerin ilgilenmesi gereken sosyal alanlar olduğu için benimle sıkı ilişkiler içindeler. Onlarla sürekli diyalog içinde olmaya çabalıyorum. Göçmenlik ve uyum konularında, ırkçılık karşıtı yaklaşımlar konularında, çalıştığım sosyal kurumlarda daha çok ortak yaşam alanları kurmaya çalıştım. Özellikle Gençlik Dairesi’yle yaptığım çalışmalarda anadille eğitime destek çalışmalarına ağırlık verdim.

Malteser Hessen ve Rheinland-Pfalz Göçmenlik Bürosu’nun başkanı olarak entegrasyon konusunda sosyal yapıyı iki sütun üzerine inşa ettim: Yetişkin eğitimi ve çocuk-genç eğitimi.

KÜLTÜR MERKEZİNİN ÖNEMİ

Bütün bu görevlerime bir de “Haus der Kulturen” adli kültür merkezini de ekledim ki, insanlar orada buluşsun, kültürel, sosyal faaliyetlerini gerçekleştirebilsin. Çünkü kültür, insanları birbirine bağlar, kaynaştırır, iyileştirir. Kültür üzerinden çok şeye ulaşırsınız. Bu merkez, müzik, okuma günleri, yardım konserleri sanat, politika ve sosyal etkinlikler için bir alan, yazarlar ve şairler için bir buluşma noktasıdır. Bunun dışında, hümanist, ırkçılık karşıtı faaliyetleri destekleyen her türlü etkinliğe, hangi dilden ve kültürden olursa olsun kapımız açıktır. Bu merkezde bütün bu etkinlikleri aynı anda gerçekleştirebildiğimiz küçük-büyük sahne ve salonlarımız mevcuttur.

– Bize kısaca bu enstitü ve kurumlardaki görev ve sorumluluklarınızı, ağırlık noktalarını vurgulayarak anlatabilir misiniz?

BEHROUZ ASADİ – Bir insan benim gibi göçmenlerle çalışıyorsa birden fazla alanda aktif olması gerekir, çünkü bu alan çok yönlülük gerektirir, sosyal, kültürel, politik her disiplinle ilişki içindedir. Göçmen demek, uyum meselesi demektir. Uyum ise karşılıklı bir alıp verme anlamına gelir. Yani sadece almakla olmaz, karşı tarafın beklentisine karşılık bir alışveriş işidir uyum. Topluma bir getirisi olan, fayda sağlayacak projeler olmalıdır. Malteser olarak insana yakın projeler yapıyoruz. Bizim sloganımız, yakınlıklar kurmanın önemli olduğu anlamındaki “Nähe zählt” sloganıdır. Etkinlikler düzenliyoruz.

– Ne gibi etkinlikler?

BEHROUZ ASADİ – Koronavirüs patlak verdiğinde acilen bir “Korona ekibi” (Coronateam) oluşturduk mesela. Tüm gün insanlara yardım ediyoruz. Bu bir sosyal sorumluluktur. Kriz noktalarına yardımdır “Coronateam”in amacı. Bir ihtiyaç gördüğümüzde hemen oradayız. Covid-19 bulaşmış insanlar var mesela. Ya da yaşlı ve kronik hastalığı olan göçmenlere “Siz evde kalın, biz sizin için alışveriş yapalım, ilaçlarınızı tedarik edelim projesi” gibi.

Bunlar hep zamanında reaksiyon gösterebildiğimiz, aciliyeti olan sosyal sorumluluk projeleridir. Entegrasyon, göçmenlik ve sosyal meselelerle ilgili her alan benim çalışma alanımdır, uzmanlığımdır. Bütün bu alanları, kendim de sürgünde bir göçmen olarak edindiğim tecrübelerle bir çatı altına toplayarak kendi sorumluluğum altına aldım.

SİYASİ DESTEKSİZ SOSYAL HİZMET OLMAZ

– Mainz şehrinde çok tanınan bir politikacı ve sosyal pedagogsunuz, aynı anda birden fazla görev ve sorumluluğunuz var. Adeta her taşın altından çıkıyorsunuz. Herhangi bir partiye yakın değilsiniz, ama reel politikaları yakından takip edip bunları kendi mesleğinize anında entegre edebilme yeteneğiniz var. Değişimleri ya da yeni yasal prosedürleri göçmenlik ve uyum sorunlarının içine yedirebiliyorsunuz. Gayet aktif bir politikacı işlevi görüyorsunuz. Nasıl oluyor bu?

BEHROUZ ASADİ – Bir insan entegrasyon ve göçmenlik sorunlarıyla ilgili bir mesleği icra ediyorsa, bunun politik olarak çok aktif bir işleve karşılık gelmesi gerekir. Çünkü bu alanlar sosyal oldukları kadar politik içeriği ve görevi olan alanlardır. Partiler ve sosyal ağlar olmadan bu görev tanımını layıkıyla yerine getiremezsiniz. Sizin hizmet sağlayıcılarınız ve sosyal ağınız onlarla donanmıştır, çünkü sosyal sorunların çözüm yeri partilerdir. Derdinizi onlara anlatmak ve onları ikna etmek zorundasınız. Politik olarak desteklenmeyen bir sosyal hizmet düşünülemez.

– Soran oluyordur herhalde: Bütün bu farklı görevleri 24 saate nasıl sığdırıyorsunuz?

BEHROUZ ASADİ – Benim 8 saatlik çalışma düzenim yok, çünkü bu mesleğin böyle bir lüksü yok. Bazen günde 16-17 saat çalışmak zorunda kalıyorum. Mesela 24 Aralık günü, bahsettiğim korona ekibi ile birlikte 151 adet gıda ve hijyen malzemesi içeren yardım paketini ihtiyaç sahibi ailelere, ev ev, kapı kapı ulaştırmaya çalıştık. Bu ailelerin içlerinde mülteciler de, ekonomik yapısı güçlü olmayan aileler de vardı. Düşünün, o gün resmi tatil başlar. Bu iş, öyle izin günü ve saat hesap edilerek yapılacak bir iş değildir.

Bu işi yıllardır inanarak yapıyorum, yıllarca yurtdışında da kriz bölgelerine, savaş bölgelerine ve mülteci yurtlarına ziyarete gittim. Uganda’da, Ruanda’da, Sudan’da bulundum. Bu ülkeler savaşı ve  temel insani malzeme eksikliğini birebir yaşayan ülkelerdi. Oralara tıbbi malzeme ve gıda yardımı götürdük, temiz su götürdük. Bağlı bulunduğum sosyal kurumlarla projeler ürettik ve bu sosyal ve insani yardımları gerçekleştirdik. Mesela savaş zamanı eski Yugoslavya da bulundum, Bosna-Hersek’te birçok sosyal projeyi hayata geçirdik, Kosova’da Arnavutluk’ta birçok projeler ürettik. Libya ve Suriye sınırına gittim. Oralarda insanların hangi şartlar altında yaşadıklarına şahit oldum. Yine yakın zamanda Yunanistan’ın Lesbos adasındaki mülteci yurtlarını ziyaret ettik. Umuyorum ki, kafamızdaki yeni bir projeyi gerçekleştirmek için yakın zamanda yeniden Lesbos’a gideceğiz. Oradaki yaşam koşullarına yapacak olduğumuz ufak bir iyileştirme hareketi bile çok büyük fark yaratabiliyor.

ÖNEMLİ KONU: MÜLTECİ AKINI

– Suriye’deki gelişmeler ve arkasından çıkan vekalet savaşlarının hemen öncesinde ve sonrasında Almanya, Suriye, Afganistan, Eritre, Somali ve Sudan gibi ülkelerden çeşitli sebeplerle, çeşitli göç yolları üzerinden daha çok genç mülteci akınına uğradı. Suriye’den tüm ailesiyle gelen sığınmacıların yanında, diğer ülkelerden gelen sığınmacılar genellikle yalnız başlarına ya da akrabalarıyla Almanya’ya giriş yaptılar. Geçen bu zaman içinde bu insanların büyük çoğunluğu artık yurtlarda kalmıyor, çoğu kendi evlerine çıktılar. Büyük kısmının sığınma talebi kabul edildi, bir kısmının mültecilik dosyası onaylandı ve oturum alabildiler, Alman sosyal güvenlik sistemine entegre oldular. Sizce Almanya yakın bir gelecekte Yunanistan, Türkiye ve şu ara çok konuşulan Bosna-Hersek de bekletilen mülteci kamplarından bir sığınmacı dalgasını daha kabul etmeyi planlıyor mu? “Pro-Asyl”, “Save me” gibi uluslararası mülteci organizasyonlarının bu insanları doğru ve yerinde medya propagandasıyla getirme çabaları işe yarayacak mı?

BEHROUZ ASADİ – Sanıyorum şu cümle Başbakan Merkel’e ait: “Biz yapabiliriz” (Wir schaffen das). Ben iyimser bir insanım; bu, politik değil, gayet insani ve toplumsal bir görevimiz. Bugün nerdeyse hiçbir mülteci Avrupa’ya giremiyor. Yunanistan kaçış noktalarının sınırında olan bir ülke. İnanıyorum ki, Avrupa ülkeleri bu insanları tüm Avrupa geneline dağıtacak şekilde alabilir, bu imkân ve altyapı var Avrupa’da.

Mesela Yunanistan’daki insan onuruna aykırı biçimde dizayn edilen “Karatepe-2” ve “Moria-1” ve “Moria-2” mülteci kamplarından mültecilerin Avrupa’ya getirilip, sonrasında o kampların süresiz kapatılması mümkün. Almanya bugün bu imkânlara sahip bir ülke. Eğer 2015-2016 yılları sonrasında Almanya’ya giriş yapan mülteci sayısına bakarsak, birkaç bin mültecinin daha bugün Almanya’ya ya da Avrupa’ya giriş yapması sıkıntı vermez, diye  düşünüyorum. Bu konuda tüm Avrupa ülkelerinin dayanışma ve koordinasyon içinde olması gerektiğine inanıyorum.

Açık sorunuza gelecek olursam: Evet, Almanya bu insanlara kapılarını en kısa zamanda, özellikle bu karakış mevsiminde ivedilikle açmalıdır. Olması gereken budur. Mülteci sorunu tek tek ülkelerin sorunu değil, Avrupa Birliği’nin genel bir sorunudur, meseleye bu şekilde bakılması taraftarıyım. Almanya bu konuda Avrupa Birliği’ndeki karar alıcı ülke olma vasfını kullanmalıdır. Bu kamp ve oradaki yaşam şartları Avrupa İnsan Hakları Konvensiyonu’na ve Avrupa Mülteci Hakları Konvensiyonu’na da aykırıdır.

ENTEGRASYON TEK TARAFLI OLMAZ

– Sizce bugün Almanya’daki mülteci sorunlarının en temel kaynağı nedir ve sizin buna karşı bir  çözüm alternatifiniz var mı?

BEHROUZ ASADİ – Hep şu söylenir: “Mülteciler bu ülkeye uyum göstermeliler.” Ben de şunu soruyorum: “Nasıl?”

Entegrasyon dediğiniz şey karşılıklı bir alışveriş eylemidir, tek taraflı değildir. Bugün ise aldığımız bunca mülteci insan, sayıları ve sorunları sebebiyle bir toplumsal sorun olmuştur. Tüm sorumluluk yetkili kurumlara bırakılamaz. Mülteciler çeşitlilikleriyle, renkleriyle, farklılıklarıyla gelirler ve geldikleri toplumu da  dönüştürürler. Bu, böyledir. içlerinde bu topluma katkı sağlayabilecek akademisyenler, bilim insanları da olur.

Sanıyorum mesele fırsat tanımaktan geçiyor. Onlara hangi fırsatları ne şartlarda veriyoruz ya da verebiliriz? Aynı şekilde benzer sorumluluğu mültecilerden de beklemeliyiz. Buraya can güvenlikleri için geldiler, koruma istediler, buldular. Onlar da yaşam biçimleriyle bu topluma ayak uydurmayı ve katkı sağlamayı amaç edinmelidirler. İnsani değerleri paylaşmayı ve yasalara uymayı öğrenmeliyiz. Buna politik olarak da destek bulabilirsek, bu bahsettiklerimi hayata geçirebiliriz.

AVANTAJLI MÜLTECİLER?

– Almanya’da 2019’un ikinci yarısında ve 2020’in de mart ayında göçmenlik yasasında yapılan yeni düzenlemelerle, Eritre ve Suriye’den gelen mülteciler, diğerleriyle kıyaslayınca daha avantajlı hale getirildi. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Sizce Eritrelileri ve Suriyelileri diğer mülteci uluslardan ayıran, avantajlı hale getiren nitelikleri ne olabilir?

BEHROUZ ASADİ – Evet, bir süredir Suriye ve Eritre’den gelen mültecilere karşı böyle bir yaklaşım vardı. Bunun sebebi ise bu ülkelerde sürmekte olan savaş koşullarıydı. Tam da bu sebeple bu insanlara özel bir koruma statüsü verilmişti. Fakat bir süredir bu yaklaşımın da değiştiğini görüyoruz. Sayıca az olmayan bazı Suriye kökenlilerin burada suça karışmış oldukları saptandı. Büyük ihtimalle 2021 yılı içinde sayıca hiç de az olmayan bir grup Suriyeli, ülkelerine gönderilmek zorunda kalınacak. Tabii ki, biz bunun böyle olmasını istemeyiz, çünkü orada hâlâ altyapı sorunu çözülemedi. Halen savaş koşullarında yaşayan bir ülkede gelecek arayamazsınız; bu, bir illüzyondur. Gönderilmeleri son derece yanlış bir politik karar olur kanısındayım.

MÜLTECİLER: GÜNAH KEÇİLERİ?

Göçmen Yasası’na gelecek olursak: Şu sıralar yasalarda çok fazla düzenlemeye gidildi, yasa değişikliği yok, yalnız değişen toplumsal şartlara ayak uyduran düzenlemeler var. Bu çok sevindirici. Mesela korona sonrası toplumda yayılan “aslında birbirimize muhtacız” anlayışı, insan onurunun ve haklarının ne kadar önemli olduğu, yine korona sayesinde farkına vardığımız bir gerçek. Bu da günlük reel politikalarda düzenlemeye gidilmesine sebep oluyor.

Reel politikalar soruna değil çözüme odaklı olmalıdırlar. Mülteciler gibi masum insanları günah keçisi ilan etmekle sosyal sorunlara çözüm üretemezsiniz. Değiştirilmesi gereken, toplumun geneline pompalanan manipülatif mesajlardır. Bundan en kısa zamanda vazgeçilmelidir.

Mesele alınan mülteci sayısı ise, Almanya’dan kat kat fazla mülteci alan Ortadoğu ülkelerine bakmalarını tavsiye ederim. Mesela Körfez Savaşı sonrası Irak’tan birçok Ortadoğu ülkesi mülteci aldı, sonra Suriye Savaşı sonrası Libya ve Ürdün, Almanya’dan kat kat fazla mülteci alımı gerçekleştirdi. Bunları göz ardı ederseniz mülteci sorununa tek taraflı bakmış olursunuz.

GENÇ MÜLTECİLERİN MESLEKİ ŞANSLARI

– Genç mültecilerin hangi alanlarda mesleki şansları var sizce, Almanya’da üniversite tahsili yapma ya da meslek okuluna gitme imkânları var mı? Bu konuda gerçekten önleri açık mı?Alman eğitim sistemi, mülteciler için herhangi bir kolaylık sağlıyor mu ya da avantaj sayılabilecek hale getiriliyor mu?

BEHROUZ ASADİ – Sanıyorum demografik değerlere bakıldığında Almanya’nın genç bir nüfusa ihtiyacı olduğu görülüyor, yine sanıyorum anne-babaları yanlarında bulunmayan küçük yaştaki reşit olmayan mülteci gençler (“unbegleitete minderjährige Flüchtlinge”), son 5-6 yılda bunların artık büyük bir kısmı reşit olup toplumun bir parçası haline geldiler. Sanıyorum, birçok alanda işgücü olarak bu insanlardan faydalanmak mümkün. İş piyasasının bu insanlara, bu insanların da eğitim ve iş imkânına ihtiyacı var. Ben birçok mülteci tanıyorum, memleketinde öğrendiği alanda burada eğitimine devam edip, diplomalarını tanıtarak marangoz, tekniker, araba tamircisi oldu ya da boyacılık ve inşaat sektöründe iş imkânı buldu. Bence bu imkânlar mevcut, şartlar ise açık, en kısa zamanda Almanca öğrenilecek ve diplomalar, mesleki yetkinlikler tanıtılacak.

– Bundan aşağı-yukarı 10 yıl önce Mainz’da Sağlık Bakanlığı tarafından göçmenler için bir mesleki eğitim programı hazırlamıştınız. Çeşitli ülkelerden ve çeşitli toplumsal sınıflardan, farklı yaş gruplarından göçmenlere yönelik bu çalışmada, diabet, kalp-damar hastalıkları, depresyon, alzheimer ve demans gibi halk arasında çok yaygın olan bu hastalıklar üzerine 8 aylık bir eğitim programı verilmişti. Daha çok nitelikli işgücü sayılamayacak göçmenler için hazırlanan bu programda katılımcılara “hasta ve yaşlı bakımı ve sosyal hizmetler” gibi alanlarda çalıştırılmak üzere, 8 aylık eğitim sonrası eyalet sağlık bakanlığı tarafından birer sertifika verilmişti. Bugün Malteser, Sağlık Bakanlığı ya da başka kuruluşların göçmenler ya da mülteci statüsündeki göçmenler için buna benzer kısa mesleki eğitim programları var mı?

MÜLTECİLER HER YERDE

BEHROUZ ASADİ – Biz bu bahsettiğiniz “Göçmen Kökenli Sağlık Rehberleri Projesi”ni 10 yıl önce planladık ve çok doğru bir karar alarak hayata geçirdik. Birçok insan bu kısa mesleki eğitim programından faydalandı. Burada yetişen göçmenler hasta-yaşlı bakımı ve sağlık konusunda rehberlik programı çerçevesinde bir eğitim aldılar. Kendi bağlı bulundukları göçmen gruplarını aldıkları eğitim konusunda bilgilendirdiler, aydınlattılar. Bu projenin sürekliliği maalesef istediğimiz gibi gerçekleşemedi.

Yakın geçmişte buna benzer başka projeler de yaptık. Örnek verecek olursam: Psikolojik rahatsızlığı olan insanlara terapi imkanı sağladık, kimi mülteci ve göçmenlere ise fiziksel hastalıklar konusunda bilgilendirme çalışması yaptık, bu çok faydalı oldu. Sonra erken çocuk eğitimi konusunda sosyal yapısı ve eğitim seviyesi düşük göçmen ebeveynlere bilgilendirme projesi gerçekleştirdik. Bu da son derece faydalı oldu. Yakın gelecekteki planlarımız arasında sağlık ve eğitim alanında göçmen ve mültecilere özel, anadilleri üzerinden erişebileceği projelerimiz var.

– Mülteciler genelde hangi işkollarında çalıştırılıyorlar?

BEHROUZ ASADİ – Mülteciler çok çeşitli işkollarında çalışıyorlar, bazı mültecilerimiz yüksek öğrenime girdi, kimisi memleketinde okuduğu bölümleri burada tamamladı ya da diplomalarını Alman mercilerine tanıttı. Bu insanlar şimdi çeşitli alanlarda çalışıyor. Benim bağlı bulunduğum kurumda yanımda çalışan 180 insanın neredeyse 50’den fazlası göçmen kökenlidir. İçlerinde çeşitli pedagoglar, psikologlar ve uyum destek programı çalışanları var. Benim Malteser’e bağlı işlettiğim mülteci yurdunda meslek eğitimi yapıp ya da üniversite diplomasını aldıktan sonra yanımda çalışan mülteciler de oldu. Hâlâ da var.

Özetleyecek olursam: Mülteciler burada her meslek alanında ve her yerdeler. İşverenlerinin de onlardan beklentilerine karşılık veriyorlar. Tam da bu nedenle onları belli birtakım nitelik gerektirmeyen mesleklerin içine hapsetmeyi doğru bulmuyorum.

KÜLTÜR VE UYUM: “HAUS DER KULTUREN”

– İki yıl önce Mainz’da çok amaçlı bir binayı restore ederek bir kültür merkezi inşa ettiniz: “Haus der Kulturen.” Malteser kurumu olarak bu merkezi planlarken motivasyonunuz neydi, neyi hedeflemiştiniz? Burada ne tür sosyal ya da kültürel organizasyonlar planlıyorsunuz?

BEHROUZ ASADİ – Burası bir buluşma noktası, insanların bir araya geldiği bir kültür merkezi. Ticari bir amaca hizmet etmiyor. Tanışma, buluşma, sosyalleştirme hizmeti vermek istiyoruz. Tabii ki buranın da bazı idari giderleri var, ödememiz gereken faturalar, aylık masraflarımız var, ama burayı bir uluslararası buluşma ve eğitim merkezi olarak tanımladık, öyle de algılanmasını istiyoruz. Tamamen bu amaca yönelik olarak kuruldu ve pandemi başlayana kadar bu işlevini sürdürdü. Hatta pandemi dönemi boyunca bile Almanca kursları vermeye devam ettik, sınavları da burada yapıyoruz. Bunun dışında sanatçılar gelip burada eserlerini sergiliyorlar, müzik grupları ve korolar burada programlarını icra ediyorlar. Özel girişimler ve firmalar da burada çeşitli organizasyonlar gerçekleştirebilirler; buna da imkân veriyoruz. Ayrıca koronavirüs testlerini de kurduğumuz ekiple birlikte burada yapıyoruz.

– Son sorum: Almanya’daki Türk toplumunu genel olarak nasıl buluyorsunuz, sosyal problemleri genelde hangi noktalarda yığılıyor? Bir sosyal pedagog, eğitimci ve politikayla da ilgili bir “kanaat önderi” olarak sizin değerlendirmeleriniz neler? 

BEHROUZ ASADİ – Sanıyorum Türkler buraya ilk gelen göçmen misafir işçi gruplarından biridir ve aynı zamanda en yaşlı kuşağa sahip göçmen grubudur. Türk toplumu Almanya’da çok yüksek bir performans gösterdi, birçok yüksek eğitimli Türk sosyal ve politik hayatın içine girdi. Türkler orada reel politikalar üretiyor, topluma katma değer yaratıyor. Umarım bu eğilim artarak devam eder.

UFUK EVLA BOSTAN – MAİNZ

FOTO: www.malteser-werke.de; www.haus-der-kulturen-mainz.de