“Malum” bir Eurovision yarışmasının daha ardından ve hızla: Bana ninni söyle(me)!

Yıllardır bir ninni dinleyerek uyutuluyoruz: “Uyusun benim yavrum… Demokrasi rüyaları görsün de büyüsün… Özgür olduğunu sansın da büyüsün… Büyüsün de bana asker olsun… Kimi zaman oyunu sunsun, kimi zaman canını… Benim yavrum uyusun…” Şu sıralarda söylenen ninni, yıllardır sürmekte olan uykumuzu daha da derinleştirmekte: Ukrayna ninnisi.

Eurovision Şarkı Yarışması’nı Ukraynalı grup kazandı. Zelenskiy de yemeyip içmeden yarışmaya gelecek yıl ev sahipliği yapma niyetini ilan etti.

Herhalde bu işlerden biraz anlayan hiç kimse başka bir sonuç beklemiyordu. Bu şarkı yarışması çok uzun yıllar önce doğrudan emperyalist dünyanın iç itiş kakışının bir uzantısı, diplomasinin bir renkli-ışıklı-vaveylalı yansıması, dolayısıyla içine milliyetçi hezeyanlar da karışmış bir gösteri haline gelmişti. Almanya’daki Türkiye kökenlilerle Yunan dinleyicilerin bu çizginin ilk militan kadroları olduğunu iddia etmek, sanırım yanlış olmaz. Almanya’daki Türkiye kökenlilerin yarışma sırasında cep telefonlarına sarılıp kalitesiz Türk şarkıcılara oy verdiğini bilmiyor muyuz? Hatta pek militanların Hollanda’ya geçerek oradan da oy verdikleri oluyordu. Yunanistan’dakilerin Kıbrıs temsilcilerine, Kıbrıs’takilerin Yunanlara oy vermesi başka türlü açıklanabilir mi?

Yugoslavya’yı parçalayan emperyalist müdahale ardından orada peydahlanmış devletçiklerin temsilcilerine akan oylar da o dönemin tüm kamuyu istila eden propagandasının meyveleriydi.

Bu arada İskandinav ülkelerinin yurttaşlarının oylarının çoğunlukla o yarımadadan gelen gruplara dağılmasını salt “kültürel yakınlık” olarak yorumlamak da -kanımca- aşırı saflık olur. Öyle olsaydı, Avusturya’dan Almanya’ya oy çıkmaz mıydı? Halbuki Avusturyalılar Almanlara hiç oy vermiyorlar.

Toplumlar hafızasızlaştılar ya. Onun için anımsatayım: Ukrayna 2004 ve 2016’da da bu yarışmayı kazanmıştı. Şimdi, Ukrayna’ya hayranlıkla bakıp, “ne de güçlü bir müzik ulusuymuş” mu demeliyiz, yoksa beynimizin analitik düşünme işlevini harekete geçirip, bu yılların emperyalizmin Ukrayna üzerindeki hangi oyunlarına denk düştüğünü mü incelemeliyiz?

Kısacası, bu yarışmanın artık müzikle, şarkıyla ilişkisi çoktan bitmiştir. Program da, orada kazanan (kazandırılan) gruplar da çöp değerindedir.

KALİTE SIFIRIN ALTINDA

Her ne kadar sanatın bir üstyapı kurumu olarak düzenin sahiplerinin ideolojisiyle, toplumdaki sınıflar ve onlar arasındaki dengelerle doğrudan ilişkisi bilinse de, iş hiçbir zaman bu kadar ayağa düşmemiş, bunca pespayeleşmemiş, ortalıkta dolaşanların kalitesi bunca sıfırın altına kaymamıştı.

Her ne halse… Aslında konum şarkı yarışması değildi. Orada finale kalan şarkının, “Anne bana ninni söyle” diyen sözlerinin bende çağrıştırdığıydı.

Yıllardır bir ninni dinleyerek uyutuluyoruz: “Uyusun benim yavrum… Demokrasi rüyaları görsün de büyüsün… Özgür olduğunu sansın da büyüsün… Büyüsün de bana asker olsun… Kimi zaman oyunu sunsun, kimi zaman canını… Benim yavrum uyusun…”

Şu sıralarda söylenen ninni, yıllardır sürmekte olan uykumuzu daha da derinleştirmekte: Ukrayna ninnisi. Biz Ukrayna’nın bağımsızlığından, Yeni Çar Putin’in saldırganlığından, insan haklarından dem vuran ninniyi dinleyip uyurken, Ukrayna’da Nazi kalıntıları devleti tamamen ele geçiriyor, ordusunun üniformaları faşist sembollerle süsleniyor. Sadece Avrupa’dan değil, Japonya’ya dek dünyanın çeşitli ülkelerinden faşist gruplar silah kuşanarak uluorta bu savaşa koşuyor.

Sadece savaşa katılmakla kalmıyorlar; kamuoyundan varlıklarına onay almak için açıkça Nazi propagandası yapıyor, bu propagandaya medyada bolca yer de buluyorlar. Tarihsel olarak mahkûm edilmiş olan faşizm hortlatılıyor ve “Ukrayna’nın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü için savaşan kahraman yurtseverler” kisvesine büründürülüyor. (Kötülük mihraklarının bu süreçte bolca meyve toplamadıklarını kim söyleyebilir?)

DAHA DA KARANLIK DEHLİZLERİN EŞİĞİNDE

Biz uyurken ve rüyamızda savaşan taraflar olarak Rusya ve Ukrayna’yı görürken, ABD ve İngiltere başta olmak üzere bir dizi ülke para vererek, silah ve uzman asker göndererek savaşa katılmış bulunuyor. (Bir yandan Ukrayna’ya insansız hava araçları gönderirken, öte yandan tarafsızlık maskesi kuşanan Türkiye de savaşın tarafıdır.)

Biz uyur ve o ninninin rüyasını görürken çok önemli bir şey daha olmakta: Bir süredir dünya hâkimiyeti sarsılmış olan ABD dünya çapındaki hegemonyasını tazeliyor, yeni baştan sağlamlaştırıyor. “Dünyanın jandarması”, NATO üzerinden tüm üye ülkelerin sadece dış politikasını belirleme olanaklarını genişletmekle kalmıyor. Onların savunma (siz “saldırı” diye okuyun) harcamalarından, ordularının yapısından başlayarak genel olarak ekonomilerini de belirleyecek adımlar atıyor.

Arasına ninniler karışmış bir vınıltı dünya halklarının kulaklarından hiç eksilmedi. Son elli yıl içinde de örneğin Polonya’dan mırıldanılan Solidarnoş ninnisiyle uyutulduk. Ardından “renkli” devrimler, Arap ülkelerinin “baharı” üzerine ninniler geldi. Şimdi de Ukrayna Ninnisi’yle bizi uykunun daha da karanlık dehlizlerine yuvarlamaya çalışıyorlar.

Fakat dikkat! Bu uykunun sonlarında korkunç kâbuslar görerek uyanmak ve daha da ötüsü, o kâbusun gerçek olduğunu görmek olasılığı giderek yükseliyor. Öyleyse, biraz gayretle silkelenerek uyansak ve ne rüyada, ne de gerçekte karabasan içinde boğulmamak için harekete geçsek ne kadar iyi olacak…

CEMİL FUAT HENDEK – MAINZ

GÖRSEL: Ömer Yaprakkıran