Namibya’dan Bergama Sunağı’na bir yol var: Almanya soykırımı nihayet kabul ediyor!

BENIN-2
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Almanya, sömürgeci geçmişiyle hesaplaşma adına, Namibya’da 20’nci yüzyılın ilk soykırımını gerçekleştirdiğini kabul ediyor. Gazeteci Gürsel Köksal’a göre, bunun tarihsel eserlerin iadesi nedeniyle Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir yanı da var. Köksal, BirGün gazetesindeki yazısında Alman müzelerini zenginleştiren eserler arasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde ülkemizden çalınan ya da “satın alınan” Bergama Sunağı ve Troya hazinelerinin bir bölümünün de yer aldığını hatırlattı.

Tarih, 20’nci yüzyılda yaşanan ilk soykırımın Almanlar tarafından Afrika’da bugünkü Namibya’yı da içine alan bölgede, yani o zamanki adıyla “Alman Güneybatı Afrikası”nda gerçekleştirildiğini kabul ediyordu. Uzun pazarlıklar sonucu bunu Almanya da resmen kabul ediyor artık. Son haberlere göre Almanya ve Namibya’nın dışişleri bakanları önümüzdeki günlerde başkent Windhoek’te bir araya gelip bununla ilgili anlaşmayı imzalayacaklar. Anlaşmanın ayrıntıları, örneğin Namibya’nın maddi tazminat talepleri konusunda fazla bilgi yok. Ancak kesin olan, Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in 1904-1908 yılları arasında yaşanan soykırımdan dolayı Namibya Meclisi’nde resmen özür dileyeceği.

Aradan çok uzun bir süre geçmiş olsa da bunun kabul edilmesi ve katliama uğrayan halkların ayağına gidilerek özür dilenmesi tabii ki önemli bir gelişme. Yıllardır Almanya’da bunun mücadelesini veren aydınlar, geç kalınmış da olsa bu gelişmeleri geçmişin muhasebesi adına değerli bir kazanım olarak değerlendiriyorlar.

Almanya’nın geçmişindeki sömürgecilik dönemiyle, sömürgelerde yaşayan halklara yönelik suçlarla ilgili tartışmalar son yıllarda sık sık gündeme geliyordu. Özellikle 1904 yılında Herero ve Nama halklarının isyanını bastırmak üzere gerçekleştirilen, kısa bir süre içinde 100 binden fazla insanın öldürülmesiyle sonuçlanan katliamın bir “soykırım” olduğu, oldukça geniş bir kesimde kabul görüyor ve hatta bazı tarih kitaplarında bile yer alıyordu. Konu Ermeni Soykırımı’yla ilgili kararın Federal Meclis’te tartışılması sırasında da gündeme gelmiş ve Almanya önce kendi geçmişindeki bu soykırımı kabul etme çağrılarıyla karşı karşıya kalmıştı.

SÖMÜRGECİLİK TARİHİ

Almanya’nın klasik sömürgecilik tarihi, Avrupalı diğer sömürgecilere göre oldukça kısa sürdü. Bunun kendi siyasal birliğini diğerlerine göre büyük bir gecikmeyle kurmak gibi nedenleri var. Alman İmparatorluğu’nun başta Afrika olmak üzere birçok bölgeyi sömürgeleştirme faaliyetleri 1880’lerde başladı. 1900’lere gelindiğinde Alman emperyalizmi, Britanya ve Fransa’dan sonra dünyanın üçüncü büyük sömürgeci gücü olmayı başarmıştı. Günümüz ülkeleri Burundi, Ruanda, Tanzanya, Namibya, Kamerun, Gabun, Kongo, Orta Afrika, Çad, Nijerya, Togo, Gana, Yeni Gine ve Pasifik Okyanusu’daki bir çok ada, hatta Çin’in bir bölgesi o dönemde Almanya‘nın sömürgesiydi.

Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedince Versay Anlaşması gereğince bu bölgelerden çekildi. Daha sonra savaşı kazanan emperyalist güçlerin sömürgesi ya da yarı-sömürgesi olan bu bölgelerde artık resmen “bağımsız” olarak görünen ülkeler var. Ancak bunların çoğu o dönemin tahribatları ve travmalarını halen yaşıyorlar. Bazıları halen çok değerli doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen, gerçek bağımsızlıklarını tam olarak kazanamadıkları için birer “yeni sömürge” olarak emperyalizmin ve onun yerli işbirlikçilerinin kontrolü altında yoksulluk içinde varlıklarını sürdürüyorlar.

Soykırımın resmen kabul edilmesi ve tazmin edilmesini isteyen Namibya’yla Almanya arasındaki pazarlıklar, 2015 yılından bu yana sürüyordu. Buna paralel olarak da soykırıma uğrayanların yakınlarının Amerikan mahkemelerinde açtığı maddi tazminat davaları da devam ediyordu.

GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEK VE “İADELER SORUNU”

Varılan anlaşma elbette tarihinin 31 yıllık döneminde (1884 ile 1915 arası) “Alman Güneybatı Afrikası” adıyla anılan bu bölgedeki işgalin, sömürünün, katliamların neden olduğu fiziki ve beşeri tahribatı gideremeyecektir. Ancak Güney Afrika’daki ırkçı beyaz azınlığın egemenliğine karşı mücadele sürecinde bağımsızlığına kavuşan Namibya’nın bu zaferi, kendi doğal gelişimleri klasik sömürgecilik döneminde Avrupa kapitalizminin yağmacılığı nedeniyle engellenen diğer halkların seslerinin daha da güçlü çıkmasına katkıda bulunacak. Yeni sömürgecilik ve ırkçılıkla mücadeleyi güçlendirecek.

Bu anlaşmayla ilgili haberlerin yayılmasından kısa bir süre önce hükümet sömürgelerden yağmalanıp, sergilenmek üzere Almanya’daki müzelere doldurulan eserlerin gerçek sahiplerine teslim edileceğini açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Heiko Maas ile Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Grütters’ın “sömürgecilik geçmişimizle yüz yüze gelme adına dönüm noktası” olarak tanımladığı bu sürecin “Benin Heykelleri”nin Nijerya’ya iadesiyle başlatılacağı duyurulmuştu. Aslında sanatsal ve kültürel değeri çok yüksek olan bu heykellerin teslimine dair karar hükümet dört yıl önce kurulurken verilmişti. Ancak müzelerin direnişi nedeniyle bugüne kadar sürüncemede kalmıştı. “Sömürgecilik dönemi mirası”nı gerçek sahiplerine teslim etmek istemeyenlerin direnişi halen sürse de Namibya’yla varılan anlaşmadan sonra güçleri biraz daha azalacak.

Bu süreç Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Bilindiği gibi Almanya müzelerini zenginleştiren eserler arasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde ülkemizden çalınan ya da “satın alınan” Bergama Sunağı ve Troya hazinelerinin bir bölümü de yer alıyor. Söz konusu sömürgecilik geçmişiyle hesaplaşmadaki dönüm noktası, bu eserlerin iadesine ilişkin tartışmaları da etkileyecektir elbette.

Almanya’nın bu konularda verdiği sözleri ne ölçüde yerine getireceğini ileride göreceğiz.

GÜRSEL KÖKSAL-FRANKFURT

KAYNAK: www.birgun.net

FOTO: Lestat (Jan Mehlic); Cyril Punch / commons.wikimedia.org