Olaf Scholz hükümetinin muhtemel mülteci adımları: Uzman Behrouz Asadi gözlem ve beklentilerini paylaştı

Polonya-Belarus sınırında haftalardır yaşanan kaos, belirsizlik, açlık ve insanlık dışı muameleye rağmen, Avrupa mülteciler için bir çıkış kapısı olmaya devam ediyor. Federal Almanya’nın önde gelen mülteci ve göç uzmanlarından Behrouz Asadi, bölgedeki gelişmeleri bunların Almanya’daki yankılarını yorumladı.

 

Alman Kızıl Haç’ından (Deutsches Rotes Kreuz ) sonra en büyük ve köklü arama-kurtarma ve sosyal hizmet kurumlarından biri olan Malteser’in Rheinland-Pfalz Eyaleti Göçmenlik Bürosu Başkanı Behrouz Asadi bir süredir Polonya-Belarus sınırında yaşanmakta olan gelişmeler üzerine gözlemlerini paylaştı. Asadi ile Avrupa Birliği ’nin mültecilere yaklaşımı, yeni koalisyon hükümetinin olası mülteci ve göçmen politikası ve son gelişmeleri konuştuk. Behrouz Asadi’den, bu yaz ve sonbaharda Yunanistan, Lesbos Adası ve Samos Adası-Moria Mülteci Kampı, Bosna-Hırvatistan sınır bölgesi ve Polonya- Belarus sınırındaki mülteci kamplarına yaptıkları insani malzeme ve tıbbi yardım gezilerini değerlendirmesini istedik.

– Bu yıl içinde içinde birçok kez kriz bölgelerine yardım, destek ve durum analizi amacıyla gittiniz. Hangi mülteci yığılma bölgeleriydi bunlar ?

BEHROUZ ASADİ – Evet, bu yıl birkaç kez Avrupa Birliği sınır ülkelerindeydik, Yunanistan’ın Lesbos Adası’nda yanan Moria-Karatepe mülteci kampına ve Samos adasına birkaç defa gittik, daha sonra Bosna-Hırvatistan sınır bölgesi ve son olarak da Polonya-Belarus sınırına gittik. Güvenlik güçlerinin düzenli aralıklarla yaptığı geri püskürtme sebebiyle orman arazisi içine son derece ilkel şartlarda yerleştirilmiş olan mültecileri ziyaret ettik. Hatta Bosna  gezimiz buradaki Allgemeine Zeitung gazetesinde uzun bir  makale olarak yeyinlandı. Maalesef bu gezimizde anladık ki, ne Almanya’nın ne de diğer Birlik (AB) ülkelerinin bu insanları ülkeye alma niyetleri var. Bu bugün fiili bir durumdur. Bosna-Hırvatistan sınır bölgesinde bazı mülteci aileleriyle konuştum, sürekli olarak Bosna bölgesinden Hırvatistan’a girmeye çalıştıklarını anlatıyorlar. Ama güvenlik güçleri tarafından da geri püskürtüldüklerinden ve Bosnalı güvenlik görevlilerine teslim edildiklerinden bahsediyorlar. Buna da “Game” (oyun) adı veriliyor, bunu  bazen defalarca üst üste  denedikleri oluyormuş. Söz konusu ülkelerin ise geri püskürtme konusunda AB Komisyonu’ndan destek aldıklarını biliyoruz. Bu uygulanan yeni bir mülteci politikasıdır.

Bizim destek gezimizin amacı bölgeye dikkat çekerek yardım çağrısını çoğaltmak ve sesini  yükseltmekti. Çünkü biz o bölgede yaşayan mültecilerden bir yardım çağrısı aldık, bu çağrıyı değerlendirdik ve gittik. Mülteciler denildiğinde medya son zamanlarda sadece Polonya-Belarus sınırını öne çıkartıyor, buna karşı Bosna-Hırvatistan sınır bölgesi mültecilerin “unutulduğu” bir bölgedir. Biz Malteser olarak bunu uluslararası medyada görünür hale getirmeye çalıştık. Oradaki mülteciler Yunanistan ve Balkanlar üzerinden gelerek Bosna-Hırvatistan’daki AB sınırına yerleşmişler ve son derece ilkel şartlarda, orman içinde kamp denilemeyecek koşullarda hayatta kalmaya çalışıyorlar. Oradaki görüntüleri ve yaşam koşullarını tarif etmem imkânsız. 90’lı yıllarda savaşta ağır hasar görmüş kamplarda, derme çatma koşullarda, plastik barınaklarda yaşıyorlar. Yunanistan’daki Lesbos Adası Moria Mülteci kampına ise bir ultrason aleti, tıbbi malzeme, ilaç, koronaya karşı korunma malzemesi götürdük.

LESBOS KAMPLARI: ULUSLARARASI STANDARTLARDAN ÇOK UZAK

– Yunanistan’ın lesbos Adasındaki mülteci kamplarında durum nasıldı? Oranın AB’yle birtakım  bürokratik statü sorunları da var, bildiğimiz kadarıyla…

BEHROUZ ASADİ – Yunanistan’ın Lesbos adası üzerindeki Moria mülteci kampı aslında son derece büyük bir mülteci kampı. Yalnız geçtiğimiz yıl,  9 Eylül 2020’de, çadırlarda çıkan bir yangın sebebiyle 12 bin insan evsiz kaldı. Kampın tamamı kullanılamıyor, dolayısıyla kampın kabul edebildiği mülteci sayısı yarı yarıya düştü. Yangın öncesi 17 bin mülteci vardı, bugün ise 3 bin 500 mülteci barınıyor. Zaten barınma ve yaşam koşulları son derece kötüydü, Birleşmiş Milletler standartlarına uymuyordu. Yangından sonra bazı yenileme çalışmaları yapıldı tabii ki, mesela yanan çadırlar yerine az da olsa konteynerler getirildi. Mobil tuvaletler yaptırıldı, koşullar bir nebze de olsa iyileştirildi. Fakat kamp genel olarak hâlâ istenen insanı standartlardan çok uzak. Kampın gerçek kapasitesi yetkililere göre aslında 2 bin 800 kişi, fakat yandığı dönemde bile 12 bin 600 kişi barınıyordu. Moria mülteci kampının en büyük sorunu, direkt deniz kenarında olması ve yangından dolayı insanların çadırlarda ikamet ediyor olmasıdır. Kış günü denizin ortasında bir adada, sahil kenarında bir çadırda yaşamanın ne kadar güvenli ve sıcak olabileceğini tahmin ediyorsunuzdur.

“Mavrovouni Kampı” yakınlarındaki Karatepe mülteci kampı ise şartlarının bütünüyle kötü olması sebebiyle bu yılın nisan ayında kapatıldı.

–  Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) adı altında bir kontrol organı var, son yıllarda işlevi mi azaltıldı onun? Özellikle Polonya-Belarus sınırında ve Lesbos adasında  yaşananlar konusunda söz hakkı yok mu, ne dersiniz ?

BEHROUZ ASADİ – Hayır, işlevi azaltılmadı, tabii ki hâlâ var. Yalnız bu koordinasyon organı, mülteciler varmak istedikleri hedef ülkeye varmadan, yani henüz yoldayken onların yaşam koşullarına ya da uygulanan hak ihlallerine müdahale ediyor. BMMYK’nin işlevi, mülteciler sığındıkları ülkeye vardıklarında bitiyor. Yani sadece kriz bölgelerinde hak ihlalleri ya da sağlık ve barınma gibi sorunları üzerinden bu organa başvurabiliyorlar. BMMYK’nin, mültecilik dilekçelerinin kabulü konusunda herhangi bir etkisi ya da söz hakkı yoktur, yaptırım gücü sınırlıdır, gidilen ülkenin sadece kendisinin bu kararı verme yetkisi vardır.

MERKEL BÜYÜK BİR RİSK ÜSTLENDİ

2015 yılından beri Almanya görece yoğun mülteci akınına uğradı. Siz 2015’ten beri Merkel’in mülteci politikasını nasıl buluyordunuz? Biliyorsunuz, Merkel endüstriden ve iş dünyasından daha çok mülteci alması doğrultusunda çok büyük oranda baskı gördü. Yeni koalisyon ve kabinenin mülteci politikasının ne yönde olacağını düşünüyorsunuz?

BEHROUZ ASADİ- Açıkçası yeni koalisyon hükümetinin Merkel kadar mülteciyi ülkeye alıp almayacağından emin değilim, çünkü Merkel, partisinin ve muhalefet üyelerinin yaptığı baskıya rağmen mülteciler lehinde bazı kararlar alabildi ve 1,6 milyon mülteciyi şartları zorlayarak da olsa ülkeye soktu, hakkını yiyemem. Hatta  “Wir schaffen das” (halledeceğiz, başaracağız), diyerek halkı ve parlamento üyelerini de rahatlatmaya  çalıştı, biliyorsunuz. Aşırı sağcı eğilimli grupları da karşısına almayı göze alarak girdi üstlendi bu riski. Ama halk hâlâ farklı düşünüyor, bu konuya son derece şüpheci bakıyor. Bild gazetesi ve ona yakın eğilimdeki medya temsilcileri de farklı bakıyorlar mülteci meselesine.

Oysa asıl konu, Almanya’nın yaşlanan ve demografik olarak değişen bir toplum olması, genç insana daha fazla ihtiyaç duymasıdır.  Angela Merkel’in bu kadar çok sayıda mülteci genç insan almasında rol oynayan unsurlardan biri de tabii ki budur, fakat bu insanları endüstriye ya da eğitim vererek topluma kazandırmak konusunda ne kadar istekli olacaklarını bilmiyorum.. Umudum bu yeni koalisyon hükümetinin bu konuda daha aktif ve istekli olmasıdır.

– Yeni Hükümetin bu konuda farklı bir politika izleyeceğini düşünüyor musunuz?

BEHROUZ ASADİ – Evet, birtakım avantajlı durumlar var, ama birtakım handikaplar da var yeni hükümetin ve mültecilerin önünde. Ama ben bu konuda gayet iyimser düşünüyorum, diyalog  mülteciler konusunda meselenin özüdür, çünkü bazı politikacılar geçtiğimiz yıllarda bu konuda birtakım fatal hatalar yapıldığını görüyor ve bunu dile getiriyorlar. Biliyorsunuz, her ülkeden gelen mülteci farklı gerekçelerle geliyor, Afrika’dan gelenler kuraklıktan dolayı geliyor. Afganistan’dan gelenler Taliban teröründen kaçtıkları için, Suriye’den gelenler ise ülkedeki çeşitli mezhep ve güç odaklarının elinde oyuncak olmamak için kaçıyor. Tam da bu nedenle yeni hükümetin bu farkları ve gerekçeleri görerek buna uygun yeni, farklı bir mülteci politikası geliştirmesi zorunlu olmuştur. Karar alıcıların bir kısmı bu gerçeği görüyorlar.

– Şu sıralarda gittiğiniz mülteci kamplarında bekleyen insanlar daha çok dünyanın hangi bölgelerinden ve ülkelerinden geliyorlar ?

BEHROUZ ASADİ – Büyük oranda Afganistan, Suriye, Irak, İran, Yemen ve Pakistan’dan, daha sonra ise Somali, Sudan ve Eritrea’dan insanlar geliyor. Gelenler büyük oranda genç erkekler ama son zamanlarda kadın ve çocukları, hatta tüm bir aileyi de kamplarda sıklıkla gördük.

– Almanya 2015 yılından itibaren kaç milyon mülteci aldı ve daha ne kadar alabilecek potansiyelde sizce, ihtiyacı ne kadar görüyorsunuz?

BEHROUZ ASADİ – Biliyorsunuz Almanya bugüne kadar yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin mülteci aldı, oysa iş piyasasına girecek yılda en az  200 binin üzerinde nitelikli (kalifiye) göçmene ihtiyaç olduğu, bu rakamın ise ülkedeki mevcut mülteci ve göçmenlerden karşılanamadığı biliniyor, hatta 2014’den beri ülkeye giriş yapan mülteciler içinden bile bugüne kadar 200 bin nitelikli mülteci sayısının tutturulamadığı bildirildi. Federal Göçmenlik ve Mültecilik Dairesi’nin (BAMF) yaptırdığı istatistikler bunu gösteriyor. Endüstri ise daha fazla  nitelikli göçmene ihtiyaç olduğunu her fırsatta bildiriyor.

ALMANYA’NIN  YILLIK EN AZ 200.000 NİTELİKLİ GÖÇMENE İHTİYACI VAR

Almanya’nın istediği göçmen yada mülteci profili sizce nasıldır, hangi meslek grupları için, hangi eğitimi almış insanlara daha çok ihtiyaç var ? Daha çok Pozitif bilimlerden gelenlere mi, sosyal alanlarda eğitim almış olanlar mı, sizce hangisi?

BEHROUZ ASADİ – Almanya uzun süredir her sektörden yabancı işgücüne ihtiyaç duyuyor. İnşaat sektörünün her kademesi, makina endüstrisi, sonra sosyal alanlar, entegrasyon birimlerinde çalışacak işgücü, acil olarak hasta ve yaşlı bakıcısı, doktor, hemşire, her seviyedeki sağlık personeli, hizmet sektörünün her alanı, gastronomi, restaurant ve otelcilik mezunu, eğitimini almış endüstri ara elemanları, bilişim teknolojileri uzmanları, teknik bölümlerde eğitim almış insanlar, anaokulu öğretmenleri ve yurtlarda çalışabilecek eğitmen ve hizmetliler, ustalık gerektiren çeşitli ara mesleklerde çalışabilecek gençler… Almanya bugün çok büyük oranda nitelikli göçmen ihtiyacı olan bir ülkedir. Almanya kısa sürede genç mültecilere eşit koşullarda eğitim hakkı vermelidir ki, bu insanlar bu ihtiyaç görülen alanlarda eğitim alıp çalışma hayatına katılabilsin ve kalkınmaya katkıda bulunabilsin.

– Almanya’nın yeni koalisyon hükümeti Merkel gibi Türkiye ile mülteci pazarlığına benzer bir ilişki içine girer mi sizce?

BEHROUZ ASADİ – Belki Merkel-Erdoğan görüşmelerine aynen benzemese de, buna benzer birtakım anlaşmaların ya da gelişmelerin olacağını görüyoruz, çünkü Almanya bu anlaşma sayesinde gerçekten de belki milyonlarca mültecinin Türkiye’de  tutulmasını sağladı. Bu, Almanya için gayet kârlı bir anlaşmaydı, benzer ya da paralel bir gelişmeyi yeni koalisyon hükümetinin de yapacağını düşünüyorum, fakat hangi biçim ve kapsamda yapacaklarını pek kestiremiyorum. Bu konuda ekonomi çok büyük rol oynuyor. AB politikası çok büyük rol oynuyor.

– Bildiğiniz gibi, koronavirüs patlak vermeden önce Yunanistan’da bekletilen 300 kadar çocuk mülteci vardı. Bunlar ailelerini savaşta bütünüyle kaybetmiş, yetişkinlerin eşlik etmediği çocuklardı. Onlar korona önlemleri nedeniyle hemen getirtilemediler, aşısızdılar, genel sağlık kontrolleri ve diğer zorunlu çocuk aşılarının yapılıp yapılmadığı belli değildi. Bu gerekçeyle Yunanistan’da uzun süre bekletildiler,  o 300 kadar çocuk Almanya ’ya getirildiler mi?

BEHROUZ ASADİ – Evet, o 300 kadar kayıtlı, ailelerini savaşta kaybetmiş çocuk geçtiğimiz yıl aralıklı olarak 20-30 ve 40’lı gruplar halinde sağlık kontrolleri ve gerekli kayıtları alınarak Almanya’ya getirilerek çeşitli belediyelere, yurtlara ve süreli koruyucu ailelerine dağıtıldılar. Bu sürecin bu kadar uzun sürmesinin sebebi Cenevre Konferansı Protokolü’dür. Bu protokole göre hayatları güvence altına alınmış, ailelerini kaybetmiş çocukların getirilme süreci daha bürokratik oluyor, kayıt altına alınmaları daha uzun sürebiliyor.

– Gittiğiniz kamplarda daha çok erkek mi, kadın mı, çocuk mülteci mi gördünüz, ailesiyle birlikte gelebilen var mıydı?

BEHROUZ ASADİ – Tabii ki daha çok genç erkekler vardı, kadınlar ve çocuklar daha azdı. Ama Yunanistan ve Bosna’da mesela çok sayıda kadın ve çocuk da gördük. Aileleriyle birlikte gelen çok sayıda insan var.

UFUK EVLA BOSTAN – MAINZ