“Paris’te Uzun Bir Gece” ve düşündürdükleri: Anlatılan bizim hikâyemizdir

Uzun zamandır böyle etkileyici bir kitap okumamıştım. “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” ayarında değil de, “Bir kitap okudum ve sezdiğim pek çok şeyin gerçekliğinden emin oldum” düzeyinde… Bir dost bahsetmemiş olsa, kitabın varlığından haberdar olmayacaktım.

İbranca olarak 2016’da basıldığında hemen çok satanlar listesinin tepesine oturmuş ama, İngilizceye çevrildiği 2019’a kadar Batı’da hak ettiği ilgiyi görmemiş. “Casus romanları”nı okumak yerine, televizyonda ya da sinemada filmlerini izlemeyi seviyoruz galiba. Oysa ki “Paris’te Uzun Bir Gece” adıyla Türkçeye çevrilen Dov Alfon’un romanı, İngilizlerin ünlü ajanı James Bond maceralarına taş çıkartıyor. Hollywood filmlerinden daha hızlı akan, gerilim dozu yüksek, muammalar sarmalı bir olay örgüsüne sahip:

“Paris Polis Komiseri Jules Léger, Charles de Gaulle havaalanının 2 no’lu Terminaline geldiğinde, pusuya yatmış baş ağrısı kendini göstermeye başlar, havalimanına gelmesine neden olay ise zaten oldukça karmaşıktır: İsrail vatandaşı 25 yaşındaki Yaniv Meidan, Tel Aviv’den kalkan 319 El Al no’lu uçuşla sabah saatlerinde Paris’e iner. Bir yazılım şirketinde zararsız bir pazarlama müdürü olan Meidan, Paris’in belki de en güvenilir yerlerinden biri olan havalimanında kaybolur. Güvenlik kameraları Meidan’ı kırmızılar içinde nefes kesen bir sarışınla asansöre binerken gösterir, ancak sonrası meçhul… Meidan ve kırmızılı sarışın sırra kadem basmıştır.

Komiser Léger bu olayda çok fazla tesadüf olduğunu fark eder. İsrail askeri gizli servislerinden Birim 8200’ün başına yeni atanan Albay Zeev Abadi de, “tesadüfen” o sırada Paris’tedir ve Léger ile birlikte kayıp İsrail vatandaşını arama çalışmalarına katılır. Meidan davasıyla ilgili istihbarat güncellemeleri Tel Aviv’deki karargâhta baş döndürücü bir hızla birbirini takip ederken, aynı uçakla Charles de Gaulle havalimanına inen bir başka İsrail vatandaşı da silah zoruyla otel odasından kaçırılır. Paris’i Çinli komandolar sarmıştır, onlar da kaçırılan İsrailli gencin peşindedir. İlk başta sıradan bir polisiye vaka gibi görünen olay arapsaçı olmuş, uluslararası bir diplomatik krize dönüşmüştür. Paris morgu cesetlerle dolarken, bu muammayı Albay Zeev Abadi ile birlikte Tel Aviv’den çözmeye çalışan güzeller güzeli bir de istihbarat subayı vardır: Teğmen Oriana Talmor.”

LIBERATION’A KADAR ÇIKAN YOL

“En iyi kitaplar gerçek yaşam öykülerinden ilham ilan kitaplardır” sözünün ne kadar doğru olduğunu bu roman bize bir kez daha kanıtlıyor aslında. CWA Uluslararası Hançer Ödülü almış bu casus romanının yazarı Dov Alfon da eski bir İsrail casusu ve bugün Fransızların ünlü “sol” eğilimli gazetesi Libération’da genel yayın yönetmeni koltuğunda oturuyor.

Gazeteci-yazar Alfon, “izleyenler izlenir” mottosuyla kaleme alıp ülkedeki tüm istihbarat kurumlarının başka işleri yokmuş gibi sürekli birbirlerini dinleyip izlediklerini anlattığı romanının başkahramanı Albay Zeev Abadi’nin aslında kendisi olduğunu da gizlemiyor. İsrail askeri istihbaratı Birim 8200 de kurgu değil, var olan gerçek bir gizli servis. Hatta Dov Alfon bir dönem bu gizli servisin başında komutan olarak bulunmuş. Paris’te Uzun Bir Gece romanını da, istihbarat subayı olarak Birim 8200’nin başında bulunduğu yıllarda yaşadıklarından esinlenmiş.

KİM BU DON ALFON?

Dov Alfon’la ilgili bu bilgileri verdikten sonra, kendisini Libération gazetesinin başına kadar götüren (künyede imtiyaz sahibi, yayın sorumlusu, yazı işleri müdürü olarak görülüyor) hayat hikâyesini kısaca anlatmakta fayda var. Tabii, bizim emrimizde Birim 8200 yok, istihbaratı internetteki aramalardan sağlıyoruz.

Aşkenaz Yahudisi olan Dov Alfon 1961 Tunus doğumludur. Paris’te 9 yaşına kadar ailesiyle birlikte yaşar ve yazar olmayı hayal etmektedir. İtalyan büyükanne dolayısıyla sık ziyaret ettikleri Roma’dan bir yaz tatili sonunda döndüklerinde, aile İsrail’e göç etmeye karar verir. Dilini ve kültürünü bilmediği bir ülkeye gelmiştir, yazar olmaktan vazgeçer, aklında bu sefer gazetecilik vardır. Dov Alfon 18 yaşında askere gider ve o dönem çok gizli olan, adının telaffuz edilmesi bile istenmeyen bir gizli serviste askerlik görevini yapmaya başlar: Birim 8200… Burası, askeri iletişim ağı ARPANET’e bağlı büyük yeşil-siyah IBM’lerin bulunduğu bir siber casusluk üssüdür. Yıl 1980 ve o sıralar kimse interneti bilmez. Sonrasında İsrail’in en büyük yayınevi Kinneret Zmora-Bitan Dvir’in başeditörü olur. Alfon, 2008-2011 yılları arasında ise İsrail’in en önemli gazetelerinden Haaretz’in genel yayın yönetmenliği görevini üstlenir. Neden bilinmez, gazetedeki genel yayın yönetmeni koltuğunu bırakır ve 2016’da Haaretz’in Paris muhabiri olur. Gazeteci-yazar Dov Alfon, 16 Eylül 2020’de ise, Libération’un genel yayın yönetmenidir.

Kulağımıza, eski bir casus olduğu için bir süre kendisine Paris’te basın kartı verilmek istenmediği dedikoduları da geldi… Eski bir askeri casus olarak Fransa’da Jean-Paul Sartre’ın kurduğu sol eğilimli bir gazetenin başında bulunmayı nasıl değerlendirdiği sorulduğunda, Alfon şöyle cevaplıyor: “Fransa’da şaşırtıcı bulunabileceğini anlıyorum, ama İngiliz ya da Amerikan gazetelerinde sanıldığından daha sık karşılaşılan bir durum. Bakanlara veya diğer hükümet yetkililerine göndermek üzere gizli raporlarımı yazmak için, bir bilgi denizinden seçim yapmam, doğru yerden kesmem, etkili yazmam gerekiyordu. Gazetecilerden de istenen şeyler bunlar.”

Bu sözler üzerine, nedense aklıma Alman gazeteci Udo Ulfkotte geliyor. Batı’da gazetecilerin istihbaratçılarla işbirliği yaptığını ilk kez açık seçik yazanlardandı Ulfkotte.

MANİPÜLASYON MEKANİZMALARI VE İLERİ TEKNOLOJİ

Dov Alfon’un romanına dönecek olursak… Yazar casusluk romanında siyasilerin yolsuzluklarını, hırslarını, en ileri teknojiyi kullanılarak yapılan casuslukları, elektronik takibi, güç mücadelelerini, küresel mafya ile iktidarların işbirliğini, kumarhaneleri, sosyal medyada insanların nasıl takip edildiklerini, medyanın-gazetecilerin iktidarlar tarafından nasıl kullanıldığını, halkın nasıl manipüle edildiğini çok net bir şekilde satır aralarında ustaca anlatıyor. Tüm ülkelerin iktidarları aslında gırtlaklarına kadar mafyaya, suça, kara paraya gömülmüş durumda.  Alfon’un yolsuzluklarını anlattığı İsrailli başbakanın Bibi Netanyahu olduğu çok açık. Kitapta anlatılan başbakanın arkasındaki güçlü destekçinin ise kumarhane kralı Sheldon Edelson olduğu tahmin ediliyor.

Uluslararası ilişkilere yönelik satır aralarında pek çok ayrıntının verildiği bu “dönem romanı”nda sıkmayan, özellikle kısa tutulmuş bölümler birbiri ardına akıp gidiyor. Kendi adıma, biraz “tasvir” dozunu artırmış olsaydı tam dört dörtlük bir kitap olacaktı diye minik bir eleştiri yapmaktan da geri durmayayım.

Yazımın giriş cümlesine dönecek olursak, Avrupa’da yaşayan bir Türk gazeteci olarak medyanın, sosyal platformların iktidarlar tarafından nasıl kullanıldığını çok iyi görüyorum. Bu sadece Türkiye’ye has bir hastalık değil yani. İsrailli bir gazetecinin benzer bir saptama yapmış olması, “sezdiklerimin, tanık olduklarımın” küresel boyutta olduğunu söylüyor.

Dov Alfon bir söyleşisinde “Bizi alışveriş-market kartları aracılığıyla bile takip ediyorlar. Anneme alışveriş kartı kullanmamasını söyledim” diyor ve ekliyor: 

“Evet, o kartla evden hangi zamanlarda ayrıldığınızı, çocuğunuzun evde olup olmadığını, ne zaman marketten satın aldığınıza bakarak anlayabiliyorlar. Ne zaman vejetaryen olmaya karar verdiğiniz, hatta aldığınız ürünler yüzünden evinizden birinin öldüğünü bile o kartlardan öğrenebilirler. Birçok insan, bunu onlara söylediğimde, umursamadıklarını, saklayacak bir şeyleri olmadığını, İsviçre’de gizli hesaplarının olmadığını söylüyor. Radikal siyasi faaliyetlerde bulunmadıklarını, o yüzden umurlarında olmadığını dile getiriyorlar. Ancak ‘insan hak ve özgürlükleri’ birkaç kişi için icat edilmedi, tüm insanlık için icat edildi. Saklayacak bir şeyiniz olmadığını ve sizi gözetleyebileceklerini düşünüyorsanız, bu tavırla İranlı bir şairin, genç bir Filistinli’nin veya herhangi başka birinin, hatta sekreteriyle ilişkisi olan sıradan orta yaşlı bir adamın haklarını sabote etmektesiniz. Devlet gözetimi ile işbirliği yapmak iyi bir şey değil.”

Dov Alfon’un iyi bir şey olmadığını söylediği devlet gözetiminin “aşı pasaportları”, “hes kodları” ile dayatıldığı günümüzde, “Paris’te Uzun Bir Gece” mutlaka okunmalı… İyi yazılmış bir kitabı keyifle soluk soluğa okurken, içinde bulunduğumuz dönemi de sorgulamaya başlayacaksınız, satır aralarına dikkat etmeyi ihmal etmezseniz.

BİRGÜL GÖKER PERDİSA – ROMA

GÖRSEL: Roberto Leee Cortes/pixabay.com; 102fm/commons.wikimedia.org