Sahra Wagenknecht ve “sol liberal” enkaz: Bir kadın politikacı “kimlik arıyor”

Sol liberaller, kimi çevrelerde “günümüzün Rosa Luxemburg’u” diye görülen Sahra Wagenknecht’e göre, kimlik politikalarında gözle görülen ve sürekli küçülen azınlıklara yönelmişler, onların her birinin tuhaf kimliklerini bulmaya girişmişlerdir. Ortada sadece Almanya ve Avrupa’yı değil, Türkiye ve Türkçeyi de yakından ilgilendiren bir sorun yok mu?

 

Federal Almanya parlamentosunda, ünlü Bundestag, uzun yıllardır Sol Parti (Die Linke) milletvekilliği yapan, partisinde çeşitli görevlerde bulunan, aykırı görüşlere sahip felsefeci-iktisatçı ve yazar kimliğiyle bilinen Sahra Wagenknecht, “Her Zaman Haklılar” diye de çevrilebilecek olan “Die Selbstgerechten” başlıklı yeni kitabında, Alman toplumunun günümüzdeki sorunlarına yanıtlar arıyor.

Bunlar, düğüm, hatta kördüğüm halini almaya başlayan sorunlar. Etkili politikacı, sorunları eşelerken, esas olarak SPD, Yeşiller, hatta kendi partisinin bir kanadını bile etkilemiş “sol liberalizmi” mercek altına alıyor.

Kitabın aylarca en çok satan kitaplar listesinin ilk sıralarında, hatta ilk sırasında yer aldığını biliyoruz.

Sol liberallerin politikalarının merkezlerine koyduğu kimlik politikalarına doğrudan bir savaş açan Wagenknecht, göçmenler konusunda da ilginç görüşlerin sahibi.

SOL LİBERALİZM: BİR İDEOLOJİ Mİ?

Sol liberal anlatılar, kamuoyu tartışmalarında, politikacıların, gazetecilerin, solun, sosyal demokratların ve yeşillerin düşünce çeşitliliğinde yeşermiştir. Sol liberalizm, bir ideoloji değildir.

Wagenknecht’e göre, sol liberaller, işin başlangıcında neoliberallerin programlarına  karşıydılar. Ancak, zamanla, çekilen sınırlar görünmez oldu. Sol liberaller, bencilliğin, bireysel başarının, serbest pazarın savunulmasının karşısına  dayanışma, ahlak, sorumluluk, evrensel insan hakları, azınlığın korunması, ayrımcılık karşıtlığı, “öteki”ye saygı gibi kavramları koyuyorlardı.

Wagenknecht,  kitabında sol liberallerin, neoliberalizme karşı olan politik çeşitliliklere hoşgörü ile baktıklarını, sol ve ilerlemeci olduklarını vurguluyor. Yazara göre, sol liberaller, daha çok akademisyenlerden, üniversite öğrenimi gören öğrencilerden, büyük şehirlerde yaşayan, ekonomik durumları iyi orta sınıflardan oluşmaktadır. 

Sol liberaller, çeşitlilik, dünyaya açıklık, modernlik, iklim korumacılığı, özgürlük ve hoşgörüyü savunuyorlar. Wagenknecht’e göre, sol liberal anlayış, bu düşüncelere karşı olan düşüncelerle  hesaplaşmayı da içeriyor.

Sol liberalizmin belirgin özelliklerinden bazıları da,  milliyetçilik, gericilik, ırkçılık, seksizm, homofobi, İslamofobi gibi konulardaki takındıkları tavırlarda, görüşlerde gizli. Sol liberaller için gericiliğin şifreleri de var. Bunlar, “inanç”, “milliyetçilik” ve “memleketçilik”.

Wagenknecht’e göre, sol liberaller “damgacı” özelliklere de sahip, öyle ki, kamuoyunda herhangi bir konuda “aykırı” görüş belirtmeniz halinde, sol liberaller tarafından kolayca “Nazi” olmakla bile suçlanabilirsiniz.

KURBANLARIN KALICILAŞTIRILMASI: KİMLİKLER

Sol liberal teorilerinin arka planında, kimlik politikası yatmaktadır. Wagenknecht, bu teorilerin, sol liberal politikalarının merkezinde yer aldığını, dünya görüşlerinin iskeletini oluşturduğunu belirtiyor. Sol liberaller, Wagenknecht’e göre, kimlik politikalarında gözle görülen ve sürekli küçülen azınlıklara yönelmişler, onların her birinin tuhaf kimliklerini bulmaya girişmişlerdir. Kamuoyunda “kurban” olarak görülen kişilikler seçilmiş ve bunlar kimlik politikaları çerçevesine oturtulmuşlardır.      

Kimlik politikası, sol liberalizmin çekirdek yapısını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, sol liberalizm kendi başına bir anlatı da oluşturmuştur. Wagenknecht’e göre, sol liberalizmden söz edecek olursak, azınlıkların hukuksal eşitliği savaşından değil, tam tersine azınlıkların ayrıcalıklarının talep edilmesinden bahsetmiş oluruz. Eşitliğin halkalarından söz etmiyoruz; tam tersine, eşitsizliğin kutsal söyleşisinden bahsediyoruz.

Sol liberallerde, iddialarının tersine, eşitlik değil, eşitsizlik, insanların farklılığı ön plana çıkarılıyor.

Çünkü insanların ten rengi ya da onların kökeni, farklılıklardan başka bir şey değildir. Sol liberaller kimlik politikalarını, kökene, ten rengine, cinsiyete ve cinsel yönelimlere göre  tanımlıyorlar. Bu fanrklar üzerinde politika inşa etmeye çalışıyorlar ve “başarılı” da oluyorlar. Ancak bu “başarının” ne kadar sol olduğu, Wagenknecht açısından son derece tartışmalıdır.

Sahra Wagenknecht, bu açıklıkta söyleyip yazmasa da, liberal solun eşitsizliği sonsuzlaştırıcı ve kalıcılaştırıcı bir kaynak olarak hedefe konulmasından yana olduğunu, “Die Selbstgerechten” kitabıyla bir kez daha savunmuş oluyor.

Bu kitabın solda da sağda da, Avrupa’da ve eğer çabuk çevrilirse Türkiye’de de etkisiz kalmayacağını söyleyebiliriz.

Bu kitabın Türkiye ve Türkçede de siyasetin ve özellikle sol siyasetin tartışma konuları arasında ilk sıraya yerleşmesinde büyük yarar var. Yakın takibe alınması ve o takipte uzun süre kalması gerçekten çok önemli.

İLHAN AYER – HAGEN