Salgının günah keçileri “aşısızlar” mı? Bakan Karl Lauterbach’a güvenelim mi?

Aşılılar nasıl çalışıyorsa onlar da çalışıyorlar, vergi ödüyorlar, yasaların öngördüğü tedbirlere harfiyen uyuyorlar, gerekli tüm testleri yaptırıyorlar. Ancak vakalar tırmandığında evlere kapatılıyorlar, sosyal hayattan soyutlanıyorlar. Adeta cezalandırılıyorlar. Siyasetçiler, medya ve aşılılar hep bir ağızdan onlara şöyle bağırıyorlar:  “Hep aşısızlar yüzünden!”. Peki gerçekten öyle mi?

 

Robert Koch Enstitüsü’nün (RKI) web sayfasına bir bakalım:

“Aşılı olmalarına rağmen insanların PCR testleri pozitif çıkma ve virüsü bulaştırma riskleri, Delta varyantına rağmen önemli ölçüde az. Ancak aşı olan kişiler de koronavirüsü bulaştırabileceğinden Daimi Aşı Komisyonu, korona aşısından sonra bile genel koruyucu önlemlere (temas kısıtlaması, maske kullanımı, hijyen kuralları, sosyal mesafe uygulaması , havalandırma) uyulmasını tavsiye ediyor.”

AŞI OLMAYANLAR TOPTAN KOMPLOCU MU YA DA FAŞİST Mİ?

Salgının tam ortasında insanlar neden aşı olmak istemiyorlar? Benciller mi, yoksa komplo peşinde mi koşuyorlar ya da sorumsuz veya aşırı sağcı belki de düzen karşıtları mı?

Forsa Politik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin Federal Sağlık Bakanlığı (BMG) için ülke çapındaki çevrimiçi anketi işte bu soruya somut yanıtlar içeriyor.

Aşılamanın önündeki olası engelleri veya aşı olmama kararının ardında yatanları belirlemek amacıyla gerçekleştirilen ankete 14 yaş üstü yaklaşık 100 bin aşısız arasında yapılan rastgele taramada 3 bin 48 kişi katılmış.

NEDEN AŞI OLMUYORLAR?

Neden aşı olmadıklarının gerekçelerine bir bakalım:

Aşılar yeterince test edilmedi, yan etki korkusu, kendi iradesine bağlı olarak hareket etme arzusu, baskıya ve zorunlu aşılamaya karşı koyma, mevcut aşıların güvenilirliğine ve zararsız olduğuna dair şüphe, korona aşılarına ilişkin resmi verilere ve bilgilerin doğruluğuna yönelik güvensizlik, aşının yol açacağı  hasar ve uzun vadeli sonuçlarından korku, aşının etkisi hakkında şüphe, mevcut aşıların risk-fayda analizi dezavantajlı, şiddetli Covid-19 hastalığı geçirme riski düşük olduğuna dair inanç, mevcut olan aşıları ret, alternatif aşıları bekleme sağlık sorunları nedeniyle ret, koronavirüs tehlikesi abartılı, kendi bağışıklık sistemine güven, hamilelik/emzirme durumu, hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş, aşılama sonucu ortaya çıkan ölümler, genel olarak aşılara karşı şüpheci yaklaşım/aşılara reddiyeci tavır, henüz fırsat bulamamış olmak, aşı üreticilerinin sorumluluk üstlenmeyi reddetmesi, doktorun aşı yaptırılmasına karşı tavsiyede bulunmuş olması, başkalarıyla az temas, çocuk doğurma arzusu, aşıyı ilaç sektörünün para kazanma yolu olarak kullanmasına dair inanç, koronadan korunmak için aşıdan daha iyi yollar olduğuna inanma, akrabalar/arkadaşlar/tanıdıkların “aşı olma” uyarısı…

Sokaktaki sade vatandaşın endişeleri oldukça anlaşılır gerekçeleri içermiyor mu?

Ayrıca bu endişeler giderildi mi, salgın ve aşı politikalarında bu kaygılara çare sunuluyor mu? Kaldı ki, endişeler bakanlık eliyle de tescillenmiş durumda.

AŞISIZLARA ÜCRETSİZ İZİN BELKİ DE İŞTEN ÇIKARMA

Diğer taraftan yeni hükümet, aşısızların (aşı karşıtı değil sadece “aşısız”) yaşam ve çalışma alanlarına kısıtlamalar getiriyor. Aşı olmamakta ısrar eden çalışanlar işveren tarafından ücretsiz izne çıkarılabilecek. Şubatta ise aşı zorunluluğu uygulamaya geçtiği takdirde, ki büyük olasılıkla geçecek, işten çıkarmalar gündeme gelecek.

“AŞILI” VE “AŞISIZ” KAMPLAŞMASI

Ayrıca şimdiye kadar sosyal hayata negatif test ibraz ederek katılabilen aşısızların, günlük ihtiyaçlar dışında perakende alışverişten de tamamen dışlanacak olması “anayasaya aykırı” tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Aynı zamanda genel aşı zorunluluğunun da anayasaya aykırılığı tartışmalar arasında yer alıyor. Vakalar her alarm verdiğinde aşısızları hedef alan söylemler, oldukça sert kısıtlamalar ülke çapında gösterilere neden oluyor. 56 milyondan fazla insanın tam olarak aşılandığı ülkede halen çok önemli bir oranı oluşturan aşısızları parmakla göstermenin sonucu ortada. Almanya’da “aşılı”, “aşısız” kamplaşması arasındaki uçurum kritik bir şekilde derinleşiyor.

KİM SORUMLU? AŞISIZLAR MI SALGIN ORTASINDA HASTANE KAPATMA SEVDALILARI MI?

Şüphelerini ve kaygılarını dile getirenler ve aşıyı farklı sebeplerle reddedenler salgının gerçek sorumlusu mu?

Hastalık tüm gücüyle yayılırken, ölümler sürerken, yoğun bakım istasyonlarında dramatik tablo ortadayken, izolasyon ve sosyal baskı dolayısıyla da halkın morali bu kadar bozukken yeni hükümetin müstakbel Başbakanı Olaf Scholz talk-showların aranan ismi, medya yıldızı, salgında her fırsatta aşısızları sorumlu tutan bir ismi  Sağlık Bakanı ilan etti: “Karl Lauterbach”

“BEN OLSAM BANA GÜVENİRDİM”

Korona döneminin medya yıldızı doktor politikacı 58 yaşındaki Karl Lauterbach, genel seçimlerden önce Sağlık Bakanlığı makamı için istekli olduğunu Temmuz 2021’de Der Spiegel dergisinin sorularını yanıtlarken dillendirmişti. Ardından geçen ekim ayında yeni kurulacak hükümette Federal Sağlık Bakanlığı görevini üstlenmeye hazır olduğu mesajını vermiş ve “Ben olsam, bana güvenirdim” demişti.

Peki nasıl? Ülkedeki klinik ve hastanelerin sayısı yıllardır azalırken mi?

Almanya’da neredeyse son 20 yılda hastane kapasitesi yaklaşık yüzde 14,6 oranında azaldı. 1991’de 2 bin 400 civarındayken, Federal İstatistik Dairesi’ne göre  şu anda Almanya’da 1914 klinik veya hastane mevcut. Buna karşılık toplam sağlık kurumları içinde “özel” klinikler ve hastanelerin sayısı 2000 yılında yüzde 21,7 oranındayken  2019’da bu oran yaklaşık yüzde 37,8’e çıktı.

Karl Lauterbach 2019 yılında hastanelerin kapatılması lehinde açıklamalar yapmıştı.

O dönemde Bertelsmann Vakfı tarafından Almanya’daki hastanelerin sayısının azaltılması konusunda sunulan bir araştırmaya kısmen destek vermiş “doğru” kliniklerin kapatılması koşuluyla daha az klinikle kalitenin artacağını ileri sürmüştü.

Lauterbach “Diğer ülkelere kıyasla çok sayıda hastanemiz var. Daha az hastane ile yatak ve hasta başına daha fazla hemşire, doktor ve deneyime sahip olabiliriz ve gereksiz müdahalelerden kurtulabiliriz” demişti.

HER İKİ HASTANEDEN BİRİNİN KAPATILMASINI İSTEMİŞTİ

“Gereksiz” diyerek Lauterbach kimlerden, nelerden bahsetmişti?   

Temmuz 2019’da attığı Tweet’te bir adım daha ileri giderek Almanya’daki her üç hatta ona kalsa her iki hastaneden birinin kapatılmasını talep etmişti. Ve talihe bakın ki, hastanelerin yüzde 30 ila yüzde 50 oranında kapatılmasını talep ettikten kısa bir süre sonra  salgın baş gösterdi.

Bugün kliniklerde, yoğun bakım ünitelerinde kapasiteler zorlanıyor. Devreye Alman ordusu giriyor ve hastalara yatak bulunamadığından eyaletler arası naklediliyorlar. Hatta Almanya’nın komşu ülkelerine dahi hasta nakli konuşuluyor.

“MEDYA BAKAN YAPAR”

Konuyla ilgili Willy Brandt döneminden eski Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) bir siyasetçi-yazar Albrecht Müller’in bir makalesinden ufak bir bölümü de paylaşalım.

Toplumsal ve politik konulara eleştirel yaklaşan makalelere yer verilen ve kendisini “sol sosyal demokrat” olarak tanımlayan Müller, yayıncısı da olduğu “NachDenkSeiten” adlı portal Lauterbach’ın bakan ilan edilmesinin ardındaki gücü, attığı başlıkla şöyle ifade ediyor: “Medya, Bakan yapar”.

Albrecht Müller’in makalesinde medyaya dolayısıyla da Almanya’nın yeni Sağlık Bakanı Karl Lauterbach’a şu ağır eleştiriler var:

“MEDYANIN BU KADAR REZİL OLACAĞINI HAYAL EDEMEZDİM”

“Lauterbach’ı neredeyse 2 yıldır aralıksız takdim eden editörlerin zekâsından şüphe ettiğimi itiraf etmeliyim. Kamu hizmetindeki medyamızın da bu kadar rezil olacağını, sürekli aynı söylemleri olan kalıcı bir misafir davet edeceğini hayal bile edemezdim. Muhtemelen onlar da Lauterbach gibi ekonomik çıkarların hizmetindedirler.  Örneğin ilaç sanayi ve IT (Enformasyon Teknolojileri) endüstrisiyle yakından bağlantılılar.

“SALGININ ORTASINDA HASTANELERİN SÖKÜLMESİNDE LAUTERBACH’IN DA PAYI VAR”

Lauterbach toplumumuzu bölüyor. Zor durumlarda aşılanmamışları suçluyor. Oysa zor pandeminin başlangıcında ve ortasında kliniklerin ve yatakların sökülmesinden Lauterbach’ın da sorumlu olduğunu bilmelisiniz. Pandemiden birkaç ay önce, en azından her üçüncü ya da  ikinci  kliniği kapatmak istedi. Lauterbach’ın ayrıca kliniklerin ve çalışanlarının umutsuz durumunda da payı vardır. Hastanelerimizi mevcut duruma getiren, tam olarak yanlış ekonomik teşvikleri belirleyen, vaka başına sabit oran propagandasını o yaydı.

Lauterbach açıkçası korona politikasının sonuçlarını göz önünde bulundurmuyor. Yeni bakan, yaptığı propaganda ile tüm bağışıklık sistemlerimizi ne kadar zayıflattığını hâlâ göremiyor. Stres, korku ve panik bağışıklık sistemini zayıflatır ve Lauterbach bunu sürekli yaymaya devam ediyor.

“YENİ BAŞBAKANIN İŞE BAŞLAMADAN İFLAS İLANI GİBİ”

Lauterbach’ın müstakbel Federal Şansölye Olaf Scholz tarafından sağlık bakanı olarak atanması, bana yeni Başbakanın işe başlamadan önce yaptığı bir iflas ilanı gibi görünüyor.”

İtirazlar böyle.

Almanya’daki hastanelerin durumu ortadayken ve pandemi krizi raydan çıktığı için kriz yönetimi başına bir tümgeneral getirilirken, Lauterbach başa çıkılamayan salgının hesabını sokaktaki korku ve endişe içinde kıvranan vatandaşa kesiyor.

O zaman biz de buradan soralım Sayın -yeni- Sağlık Bakanı Lauterbach’a: “Biz size nasıl güvenelim?”

IŞIN ERTÜRK – STUTTGART

FOTO: Susie Knoll – www.spdfraktion.de