Savaşın soğuk gölgesindeki Almanya: Enflasyon rekor kırıyor, yoksulluk artıyor

Yüksek yaşam standartlarından, şirketlerinin kârlarından ödün vermeyen sermaye temsilcileri ve hükümet yetkilileri ise halka “Özgürlüğümüz için soğukta kazakla oturmayı”, otomobil kullanmamayı, fazla et ve ayçiçeği yağı tüketmemeyi öneriyor.

 

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal harekatı sadece uluslararası ilişkilerde saflaşma ve çelişkileri hızlandırmakla kalmadı, aynı zamanda enerji başta olmak üzere değişik alanlarda fahiş fiyat artışlarıyla ekonomik sarsılmalara yol açtı. Daha açmaya da devam edecek görünüyor. Bir ayı aşkın süredir yaşanan savaş ve hayata geçirilen yaptırımlar Almanya gibi Avrupa’nın en büyük ekonomisini önemli derecede etkilemeye başladı. Pandemi öncesinde kendisini göstermeye başlayan durgunluk ve daralma belirtileri, pandemi döneminde sert küçülmelere dönüştü. Geçen yılın ortalarından itibaren yeni yeni toparlanma eğilimine giren ekonomi şimdi de savaşın etkisiyle yeniden durgunluk evresine doğru ilerliyor.

“Avrupa’nın motor ülkesi” Almanya ile ilgili çarşamba günü arka arkaya yapılan ekonomiye dair iki önemli açıklama, önümüzdeki dönemin bugünkünden zor olacağını gösteriyor. Önce Federal Hükümet Ekonomi Bilirkişi Heyeti (Wirtschaftsweisen) geçtiğimiz yılın sonunda bu yıla dair yaptığı tahminleri revize etti. Kasım ayında ekonomideki büyümenin 4.6 olacağını açıklayan Bilirkişi Heyeti, şimdi en fazla yüzde 1.8 olabileceğini tahmin ediyor.

2018 ve 2019’da yaşanan yüzde 1.1’lik büyümeden sonra, 2020’de yüzde 4.6’lık bir küçülme, 2021’de ise küçülmeden büyümeye geçilmiş ve yüzde 2.9’luk bir büyüme tespit edilmişti. Şimdi 2022’de 2021’ye göre yaklaşık yüzde 1’lik bir küçülme bekleniyor. Bilirkişi Heyeti bu yıl için ortalama enflasyonu ise yüzde 2.6 olarak tahmin etmişti. Bunun gerçekçi olmadığı artık ortada. Bu nedenle önceki tahminini revize ederek yüzde 6.1’e çıkardı. Savaşın tetiklediği enerji ve temel gıda madde fiyatlarındaki artışa bakılırsa yıl sonuna kadar bu tahminin bile tutma ihtimali düşük. Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsünün (DIW) tahminlerine göre, gelişmeler böyle devam ederse enflasyon yüzde 10’a kadar varabilir. Ekonomistlerin çoğu “Durum son derece ciddi” değerlendirmesinde bulunuyor.

Çarşamba günü ekonomiye dair ikinci önemli açıklamayı ise Wiesbaden’de bulunan Federal İstatistik Dairesi yaptı. Daire mart enflasyon oranını yüzde 7.3 olarak açıkladı. Bu Almanya gibi ekonomisi ağır sanayiye dayanan ülke için son 40 yılın en yüksek oranı. Ülkede en son 1981’in sonbaharında enflasyon yüzde 5.1 olarak görülmüş. Geçen şubat ayı enflasyon oranı yüzde 5.1 olarak açıklanmıştı. İstatistik Dairesinin verilerine göre enerji ve akaryakıtta enflasyon yüzde 39.5; temel gıdada ise son bir yıl içinde fiyatlar yüzde 6.2 arttı.

YÜKSEK ENFLASYON VE DÜŞÜK BÜYÜME

İki açıklamayı yan yana koyduğumuzda bu yılın Almanya’sına asıl olarak yüksek enflasyon ve beklentilerin çok altında gerçekleşmesi beklenen büyüme ve ona bağlı olarak durgunluk damgasını vuracak. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, enerji sıkıntısı ve yüksek enerji fiyatları önümüzdeki dönem birçok işletmenin kapısına kilit vurmasına yol açabilir. Bu da Avrupa’da en zengin olmasına rağmen halkının yüzde 15.9’unun yoksulluk içinde yaşadığı Almanya’da yoksulluk ve işsizliğin kısa sürede dev gibi büyüyeceği anlamına geliyor.

Resmi rakamlar aslında bu gerçeği açık olarak ifade ediyor.

Zaten Almanya’da yaşayan herkes son aylarda hızla artan fiyatları her alışveriş sırasında hissediyor. Başta enerji ve temel gıda maddeleri olmak üzere birçok alanda yapılan zamlara karşı hükümetin ilan ettiği iki paket ise emekçiler için gerçekten de “devede kulak”. Bir seferliğe mahsus verilen 100-200 avroluk maddi destek halkın sırtına binen ağır ekonomik yükü hafifletmekten çok uzak.

Yüksek yaşam standartlarından, şirketlerinin kârlarından ödün vermeyen sermaye temsilcileri ve hükümet yetkilileri ise halka “Özgürlüğümüz için soğukta kazakla oturmayı”, otomobil kullanmamayı, fazla et ve ayçiçeği yağı tüketmemeyi öneriyor.

Ekonomide yaşanan gelişmeler ve ona bağlı olarak hızla daha da derinleşmesi beklenen sınıflar arası çelişkiler, işçi sınıfı ve yoksul emekçilerin çıkarlarını savunan güçlü sosyal hareketlere, devrimci, ilerici parti ve örgütlere ihtiyacın ne denli büyük olduğunu gösteriyor. Sermayenin politikalarına eklemlenmiş sendikal hareket, her geçen gün biraz daha yoksullaşacak işçi sınıfı ve emekçilerin ücretlerinin asgari ücret karşısında ezilmemesini talep etme yerine, işyerlerinin yok edilmemesi adına enerji fiyatları nedeniyle şirketlerin desteklenmesini başlıca gündem yapmış durumda. Başta orduya ayrılan 100 milyar avro olmak üzere, gereksiz alanlara ayrılan devasa bütçelerin kesilip, tekellerin yıllardır kasalarında biriktirdiği paraları çıkarıp ücretlerin artırılmasını, emekçilerin daha fazla desteklenmesi temelinde verilecek bir mücadele kısa sürede yeni sosyal hareketlere yol açabilir. Aksi takdirde mevcut hükümet ve sermaye, durgunluğu fırsata çevirip sosyal hakları daha fazla budamak için yeni planlar yapmaya başlayacak.

Ekonomideki gidişat aynı zamanda kapitalizme karşı mücadele olanaklarını büyütme potansiyelini içinde taşıyor.

YÜCEL ÖZDEMİR – KÖLN

FOTO: 

Kaynak: www.evrensel.net