“Sen neymişsin be Hollanda?” Laleler ve değirmenler ülkesinden şaşırtıcı ayrıntılar

thumbs_b_c_240bd2e74c28b22c34b9b8408c239dbf
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Gazeteci İlhan Karaçay Hollanda’da yaşanan ilginçlikleri derlediği yazısında artık çok az kişiye “Hadi canım sen de” dedirten ayrıntılarla yine de şaşırtıyor. Çok uzun yıllardır Hollanda’da yaşayan ve çalışmalarını sürdüren Karaçay’ın yazısı şöyle:

“- Tavukları öldürmek serbest, ayaklarından tutmak yasak.

– 50 bin üyeden 287 bin avro topla, devletten 3,5 milyon avro al.

– Esrar içenlere karışmayan polis, hemen yanı başında trafik cezası yazdı.

– Eşcinsellik ve uyuşturucu serbestliği savaşçısı kadın, parlamento başkanı oldu.

Övmek istediğim zaman ‘Sen neymişsin be Hollanda’ diye yazdığım, laleler, değirmenler ve sarışınlar ülkesi Hollanda’da çok ilginç şeyler yaşanır.

Haberimin başlığındaki konuları okuduğunuz zaman, ‘Hadi canım sen de’ diyeceğinizden eminim. Ama bu ilginç gelişmeler için, ‘Evet evet, bunlar cidden yaşanıyor’ diyebiliyorum.

Peşinen söylemeliyim ki, yazdıklarım bir yerme veya övme anlamı taşımıyor. Gelişmeleri objektif olarak sizlere aktarıyorum. Hollanda’da yaşananların, Türkiye’de yaşanıp yaşanmayacağı hakkındaki görüşleri de size bırakıyorum.

TAVUKLARI AYAKTAN TUTMAK YASAK

İlginç gelişmelerin en tazesi, önceki gün yaşandı.

Hollanda medya organlarının tümünde, ‘Tavukları ayaklarından tutmak yasak ama öldürmek serbest’ başlıklı bir haber yer almıştı.

Tavukların, kesime götütülürken, ayaklarından tutulmalarına karşı çıkan Hayvanları Koruma Derneği, yıllardır sürdürdüğü bu mücadeleyi yargıda kazandı.

‘Kesilmeye götürülen tavukların ayaklarından tutulup savrulmaları sonucunda, bacakları kırılıyor ve hayvanlar büyük acı çekiyor’ diye itiraz eden dernek mensupları, önceki gün yüksek mahkemeden çıkan karar üzerine çok sevindiler.

Öteden beri şikâyetlerine kulak asmayan Tarım Bakanı Carola Schouten, bu karar üzerine, tavukçuluk firmalarına yasağı bildirdi.

Bundan sonra kesilmeye götürülen tavuklar, ayaklarından tutulmayacak.

TV YAYIN HAKKI

Hollanda yasalarına göre, aidat ödeyen 50 bin üye bulanlar, ‘Radyo Televizyon Yayın Kurumu’ oluşturabiliyorlar. Aynı yasaya göre, Yayın Kurumu oluşturanlara her yıl 3,5 milyon avro sübvansiyon veriliyor. Üye sayısının artışına göre bu meblağ daha da büyüyebiliyor.
Bazı uyanıklar, aidat bedeli olan asgari 5.75 avroluk üyelik için banka hesabı açıyorlar.
50 bin üyenin ödediği toplam meblağ 287 bin avro yapıyor. İşte, bu uyanıklar çeşitli hileler ile 50 bin kişiyi buluyorlar ve devletten 3,5 milyon avro sübvansiyon alıyorlar.
Amaçları iyi olanlar yayın durumunu sürdürüyorlar. Amaçları kötü olanlar ise, aldıkları 3,5 milyon ile kayıplara karışıyorlar.

Bu ara bir not yazmadan geçemeyeceğim:

Bir zamanlar biz Türkler, 50 bin üye toplamadan Yayın Kurumu oluşturmuştuk. Yıllarca süren mücadeleye rağmen, Müslümanlar adına bir türlü yayın hakkı alamayan Türkler, 1986 yılında seçme ve seçilme hakkının tanınmasından sonra harekete geçen siyasi partilere baskı yaparak bu hakkı elde etmişlerdi. İslam Yayın Kurumu (İOS) olarak kurulan bu oluşum için, muhteşem bir villa ve yıllık 5 milyon gulden sübvansiyon verildi. Ama ne yazık ki, kurumu yönetmekte olanlar arasında meydana gelen sürtüşmelerden ötürü, o güzelim kurum kapanmıştı.

ESRAR İÇENİN YANINDA TRAFİK CEZASI

Hollanda yasalarına göre, esrar kullanmanın bir cezası yok. Hatta, esrar satışı için özel ‘coffeeshop’lardan satış yapılabiliyor. Bu durum yıllardır legal bir şekilde sürdürülmektedir.

Hiç unutamam, 40 yıl kadar önce, Amsterdam’da dolaşırken çok ilginç bir pozisyon ile karşılaşmıştım. Yolun kenarında esrar içen bir grup vardı. Oradaki polisler bu duruma hiç tepki vermemişlerdi. Hemen yakınlarında ise bir otomobil yanlış park etmişti. Polisler o otomobil için ceza kesmekten geri kalmadı.

O günkü fotoğraf ile Hürriyet’e gönderdiğim haber, arka sayfada kocaman yayınlanmıştı.
Şimdi de durum değişmedi.

EŞCİNSEL VE KENEVİR TARAFTARI MECLİS BAŞKANI

İlginçliklerin eksik olmadığı Hollanda’da, bir başka ilginç olay da geçtiğimiz hafta yaşandı.
5 yıldır parlamentoya başkanlık yapan Fas asıllı bayan Arib’in, yabancı kökenli oluşundan rahatsız olmayan parlamenterler, şimdi de yine Fas asıllı bir başka kadını, Vera Bergkamp’ı başkanlığa seçtiler.

Yeni başkanın ilginçliği, sadece Fas asıllı oluşunda değil. Yıllardır eşcinsellik için mücadele eden ve kendisi de bir kadın ile yaşayan Bergkamp, uyuşturucu olarak kullanılan kenevirin üretimi için de mücadele ediyor.

İşte, bayan Vera Bergkamp’ın bu özellikleri de Hollanda’da hiç yadırganmıyor ve parlamento başkanlığına kadar yüceltiliyor.

Evet, Hollanda’da yapılan genel seçimlerden sonra, mecliste yapılan yeni oylamada, iki dönem parlamento başkanlığı yapan Fas asıllı Arib 38 oy, ırkçıların adayı Martin Bosma 27 oy alırken, yine Fas asıllı olan Vera Bergkamp ise 74 oy alarak başkan seçildi.

Parlamentonun yeni başkanı Vera Bergkamp’ın ilginç yönleri var.

Vera Bergkamp, Amsterdam’ın fakir bir mahallesinde, bir Faslı işçi ile tanışan Hollandalı annesinden doğdu. Faslı babası sıhhi malzemeler satan bir dükkânda, annesi de bir deri dükkânında çalışıyordu. Babası çok titiz bir elemandı. İşine zamanında gitmek en iyi özelliğiydi. Vera da bu konuda babasını örnek almış.

Vera Bergkamp, Amsterdam VU Üniversitesini tamamlayarak politolog oldu ama, politikaya atılmadan önce Sürücü Ehliyet Dairesi’nde müdür yardımcılığı yaptı. Daha sonra da Evde Bakım Genel Müdürlüğü ile Sosyal Sigortalar Kurumu’nda müdürlük yapan Bergkamp, en son olarak Eşcinseller Örgütü’nün teklifini kabul ederek başkan olduktan sonra siyasete girmeyi düşünmeye başladı.

2012 yılında Demokrat 66 Partisine üye olan Vera Bergkamp, aynı yıl parlamentoya seçildi.
Son seçimlerden sonra parlamentoya üçüncü kez girmeyi başaran ve şu anda bir başka kadın ile evli olan Vera Bergkamp, Hollanda’nın pek çok yerinde eşcinselliğin hoş karşılanmadığını belirtirken şöyle konuştu: ‘Geçenlerde Zeeland’daki bir bulvarda eşim ile ele ele geziniyorduk. İnsanlar bize o kadar acayip bakıyordu ki, bir bisikletli bize bakarken direğe çarptı.’

Vera Bergkamp, ünlü tenisçi Martina Navratilova’ya nasıl hayran kaldığını da şöyle anlatıyor:
‘1980’li yıllarda, 10’lu yaşlardaydım. O zaman televizyonlarda rol model olacak eşcinseller yoktu. Wimbledon Tenis Turnuvası’nı takip ederken, bir eşcinsel olan Martina Navratilova’nın, galibiyetten sonra tribüne yönelerek eşcinsel bayan arkadaşını öpüşü, beni kendisine hayran etti. Çok da güzel bir kadındır ünlü tenisçi.’

Yeni parlamento başkanının meziyetlerini anlatmakla bitiremem. Sadece Navratilova’ya değil, Hollanda kadın milli futbol takımındakilere de hayran. Onların, eşcinsellik için birer sembol olduklarını belirten Bergkamp, ‘Dilerim erkek futbol takımlarında da böylesi semboller çıkar’ diyor.

YARI FASLI

Vera Bergkamp’ın babası Fas’tan 50 yıl önce gelmiş ve hâlâ Amsterdam’da yaşıyor.
Kendisini ‘Yarı Faslı’ olarak niteleyen Bergkamp, ‘Hollanda tabiyetindeyim ve tek pasaportum var. Çocukluk yıllarımda gittiğimiz ve zevk aldığımız Fas’a artık gitmiyoruz, zira babamın aile fertlerinin hepsi vefat etti. Babamın soyadı çok zor okunduğu için annemin soyadını kullanıyorum’ diyor.

UYKUCU

Vera Bergkamp o kadar derin bir uykucu ki, onu ne tenisçi Navratilova, ne Amsterdam’daki eşcinsellerin kanal gezisi ve ne de bir başka cazip şey için uyandırabilirsiniz. Uyandırırsanız da çok kızar.

Bakalım önümüzdeki dört yıl, gece uykularından kopabilecek mi, yeni başkan Bergkamp.”

YENİ POSTA – AMSTERDAM

FOTO: A.A.