“Sendikacı Hasan”: Acı yoksulluğun içinden modern dünyanın işçi haklarına bir ömür

Hasan Özen yıllarca çalışıp emekliye ayrılmış bir Mannesman işçisi. Kitabında, Alman komşularıyla devam ettirdiği dostane ilişkilerden, memleketteki kardeşlerini yanına getirmesine, demokratik derneklerin çalışmalarına duyduğu ilgiden, bir parçası olduğu toplumun demokratik öğelerini nasıl benimsediğine ve işçi sınıfına nasıl uyum sağladığına kadar çok geniş bir alandaki deneyimlerini anlatıyor.

 

Geride bıraktığımız yıl, Türkiyeli işçilerin Federal Almanya’ya gelişlerinin 60’ıncı yılı olarak tarihsel yerini aldı. Almanya’da bu konuda sayısız etkinlik gerçekleştirilirken bir o kadar da kitap ve makale yayınlandı.

Oberhausen Alevi Kültür Merkezi’ndeki söyleşide tanıştığım Hasan Özen de kendi alanında cesaretli bir adım atarak “Sendikacı Hasan” ismiyle kitabını yayınlamış.

“Sendikacı Hasan” kitabı bir yanıyla otobiyografik diğer yanıyla hayattan yoksulluğun girdabında umutlu olmanın örneği sayılabilecek bir kesit.

Ülkemizin tanınmış şairlerinden Hasan Hüseyin Korkmazgil’in deyimiyle Hasan Özen “Allah’ın bol olduğu, yoksulluğun kol gezdiği” Gürünlüdür. 1950’li yıllar Türkiye’nin bütün kırsal yörelerinde birbirine benzer bir hayat devam etmekte. Okumak desen zor, hayat kavgası desen daha zor. Kelimenin tam anlamıyla “ekmek aslanın ağzında”. Yoksul ve yetim çocuklar karın tokluğuna ağaların yanına verilir. Çocuklar sadece yaşamak için kendilerine her söyleneni kelimesi kelimesine yerine getirir.

Ali Çarman ve Hasan Özen

1960 DARBESİNDE ASKER OLMAK

60 yıllık göç sürecinde, ülkemizde, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri yaşandı. Hasan Özen, 27 Mayıs 1960 darbesinde askerdir. O dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun ile TBMM Başkanı Refik Koraltan’ın gözaltına alınmalarına asker olarak bizzat tanıklık eder. Ankara sokakları tank ve postal sesleriyle inlemektedir.

“Sendikacı Hasan” kitabı, Maraş, Çorum, Solingen ve Sivas katliamlarına da yer verilen, sadece bununla kalmayıp ülkemizin durumunu kendince yorumlayan 60 yıllık bir almanak durumunda.

ALMANYA RÜYASI

Yoksulluğun insanın omuzuna yüklediği katlanılmaz zorluklar, köy yerinde sevdalanmalar, amca kızına âşık olma halleri derken hayat yolu onu İstanbul’a çıkarır. Zaman, kişide derin izler bırakarak ilerler. Ve kişi özellikle gençlik yıllarında bu gerçekliğin ayırdında değildir. Tam aksine heyecan ve arayışlar içindedir.

İstanbul’daki kısa dönem çok şeyler öğretir. Sevdiceğine kavuşma ve güzel bir hayat sürdürme amacıyla sabahın köründe kalkıp çalışmak için amele pazarında seçilmeyi bekler. Bunun böyle devam etmeyeceğini anlar ve Almanya için irtibat bürosuna başvurur Hasan Özen.

Cevap gecikince yeniden köyüne Kavak’a döner. Bir gün gelen bir telgraf ile yeniden İstanbul’a oradan da Almanya’ya gelir. O yıllar, dağı taşı altın olan İstanbul’da başını sokacak bir mekânı dahi zor bulur. Eş-dost yardımıyla nihayet 7 Kasım 1963’te Sirkeci’den kalkan Münih trenine biner. Üç günlük yolculuk sonrası Münih tren istasyonunda Türkçe yapılan “Elinde 4100 numara olanlar 11 nolu perona gidip Duisburg trenine binsinler” çağrısıyla başlayan Almanya içi yolculuğu Duisburg’da sonlanır.

SENDİKA AKTİVİSTİ OLARAK İŞÇİLERİ ÖRGÜTLEME

İki günlük dinlenme sonrası, yeniden doktor kontrolü olur ve hemen işbaşı yapılır. İşçi barakalarında devam eden zorlu bir hayat başlar. “Almancayı kendi çabalarımla öğrendim. Çok kısa bir süre sonra sendikaya üye oldum” der Hasan Özen. Sendika temsilciliği aktivisti olarak eğitim toplantılarına katılır.

Yabancı işçiler sendikalarda tam eşit haklara sahip değillerdir.

İşçilerin birlikte hareket etmesinden söz edenler, ancak bütün işçilerin işyeri işçi temsilcisi olabileceğini işyeri teşkilat yasasını değiştirilerek 1972’de kabul ettiler.

Burada kitaptan kısa bir alıntı yapalım: “Kendimi sendikadaki işçi hakları mücadelesine hazırlarken, yıl 1972, Türkiye Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği zamanları yaşıyor. Büyük bir haksızlık, bu gençler hiçbir zaman insana zarar verecek bir iş yapmadılar. İşçi sınıfının düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırmak için verilmiş bir karardı bu karar. Bu gençler bencil çıkarları için değil, ezilen sınıfın hakları için mücadele veriyorlardı. Onlara idam kararı verenleri sınıf düşmanları olarak eleştireceğim. Üç fidan ezilen sınıf için kendilerini feda ettiler.”

İşyeri işçi temsilcisi, Duisburg göçmen işçiler bölümü başkanlığı, eğitim toplantılarından eylemlere, işçi grevlerine katılma ve zaman zaman 1 Mayıs’larda mitinglerde yaptığı konuşmalar ile o artık yaşadığı şehrin Sendikacı Hasan Abisi olmuştur.

Ümit Köseoğlu, Yılmaz Karahasan, Nihat Öztürk gibi sendika yöneticilerinin eğitim toplantılarına düzenli katılması, işçi mücadelesi içinde kendini geliştirmesi ile Hasan Özen de seminer verir duruma gelir.

İŞÇİ KALEMİNDEN DÖKÜLENLER

Okuyucu bilmelidir ki, Hasan Özen bir yazar veya edebiyatçı değil. İlkokulu zar zor bitirmiş, yıllarca çalışıp emekliye ayrılmış bir Mannesman işçisi. Alman komşularıyla devam ettirdiği dostane ilişkilerden, memleketteki kardeşlerini yanına getirmesine, demokratik derneklerin çalışmalarına duyduğı ilgiye, bir parçası olduğu toplumun demokratik öğelerini benimsemekten işçi sınıfının nasıl uyum sağladığına kadar yaşadıklarının güzel bir belgesini sunmuş.

Bir işçinin, bir sendikacının kaleminden kağıda dökülen sözcükler dizini “Sendikacı Hasan”, göçmen işçi çalışmasına ilgi duyan herkesin çok rahat okuyabileceği bir kitap.

ALİ ÇARMAN – STUTTGART