Shermin Langhoff ve bir “anomalizm kaderi”

Shermin Langhoff (Intendantin Maxim Gorki Theater) Foto: Stephan Röhl
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Türkiye nefreti satanların kolay yükseldiği, bu sayede Türk faşistlerine iyi hizmet verdiği bir Almanya Avrupası’ndayız. Bu sahnede Shermin Langhoff’lar kariyer yapmayacaktı da kim yapacaktı? Yaşlılık veya hastalıklarında onlar aşağılanmayacak da kimler aşağılanacak?

Ünlü bir tiyatrocu ailenin “gelini” olarak kariyer yaptığı söylenebilir mi? Haksızlık olur mu?

Sonuçta yıllardır Berlin’de Avrupa tiyatro dünyasının iyi bilinen bir kurumunu, Maxim-Gorki-Theater, yönetiyor. Ama son birkaç gündür hakkında yoğun bir karşı propaganda var. Kurumundaki insanları aşağıladığı, kötü davrandığı, hatta “mobbing” uyguladığı vs. ileri sürülüyor. Medya bunlarla doldu birden. Bulunmaz nimet.

Biz, bundan, Shermin Hanım’ın raf ömrünün dolmuş olduğunu anlıyoruz.

Shermin Langhoff, adını Alman ve Avrupa dünyasında daha kolay algılaması için “törpülemekle” de bilinir. İyi. Yükselmek için böyle kolaylıklar göstermek zorunda kalmış olmalı. Bilemeyiz.

Söylemek istediğimiz başka bir şey.

Böyle isimler çok. 60’ıncı yıldayız kitlesel emek göçümüzün. Türkiye, ileride değiniriz, Almanya’ya emekçileriyle birlikte bir de “saklı tarih” ihraç etti. İleride, tekrar bakacağız bu meselelere.

Şimdilik şu tezi ileri sürelim: Bu 60 yılda kökleri Türkiye’de olan, ama bu köklerini özellikle cumhuriyetçi ve ilerici Türkiye ile olan bağlarını hiç beğenmeyen, onu “başından itibaren demokrat olmamakla” suçlayan bir ikinci ve üçüncü kuşak yetişti Almanya’da.

Bunlar, kariyer yapmak için bahane olarak Türk sağını kullandılar. Şöyle: Türk sağının egemen olduğu Türkiye’yi yoksaymayı veya lanetlemeyi, hatta daha ileri giderek Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten itibaren bir “soykırım cumhuriyeti” olduğunu ilan etmeyi, kendileri için bir çıkış yolu saydılar. Bir yol açtılar. Kariyer yaptılar. Aslında cumhuriyetin tüm kazanımlarını kazımış bir “AKP Türkiyesi”nin önünü biraz da buralardaki bu çabalarıyla açtılar.

Bunlar için Türkiye başından itibaren bir anomaliydi. Hâlâ da öyledir.

Bunlara kalırsa, bütün bir cumhuriyet tarihi yok sayılmalı, daha doğrusu temizlenmeli, bir başka ifadeyle “Türkiye kendisiyle yüzleşmelidir.” Bunlar için Türkiye’nin bir ilerici proje olarak doğmuş olması, bir tür 1789’u simgelemesi,  Türkiye ilericiliğinin hep korkunç bedeller ödemiş olması, Avrupa ve/veya Batı demokrasisine ve/veya kapitalizmine kuşkuyla bakıp uzak durması, anlaşılır şeyler değildir.

İddiamız şu: Bu Shermin Langhoff türü kariyeristler için Türkiye başından itibaren bir “soykırım cumhuriyetidir”; aynen böyle söylemeleri gerekmeyebilir, ama algıları bu yöndedir. Ezberlerini de verelim: Bu Avrupa’da, ancak Türkiye ile arasına mesafe koyabilen, Almanya veya diğer bir Batı demokrasisinde -elbette yetenekleri de varsa- yükselebilir. Alman aydınının, Rus aydınının ve Türk aydınının iyi tanıdığı ve uzak durduğu bir “yol” bu. Açacağız.

Böyle olunca, Türkiye ve cumhuriyetin ilerici kazanımlarının daha ileri, sol bir cumhuriyete dönüştürülmesi için kavga edenler de “faşistler kategorisinde” etiketlenebilmektedir.

Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra adım adım tüm ileri kazanımlarını soyunduğu ve Türk ilericiliği için bir cehenneme dönüştüğü doğrudur. Ama 1923, bizim 1789’umuzdur. Hatta şunu da iddia edelim: Ermeni halkına yapılan zulüm nedeniyle, Osmanlı hanedanını silen, yani onu tarihin çöplüğüne atan bir cumhuriyet iradesinden, projesinden kalkışmasından söz ediyoruz.

Türkiye’nin bir ilerici proje olarak, daha ileriye yönelmesi ve yöneldiği, ancak Türkiye’nin içinden taşınabileceği, bunun için emperyalizm ve demokrasileriyle bağımlılık ilişkilerinden kurtulması gerektiği de doğrudur.

Kabul edelim: Türkiye nefreti satanların kolay yükseldiği, bu sayede Türk faşistlerine iyi hizmet verdikleri bir Almanya Avrupası’ndayız. Burada Shermin Langhoff’lar fazla taşınmaz.

Yanlış anlaşılmasın: Hayatlarına kast edilenlerin, yoğun bir Türkçe konuşan nüfus olduğu için Almanya’ya kaçmasına kimse bir şey diyemez. Can Dündar mesela, bu yüzden eleştirilemez. Ama burada demokrasi ve özgürlük bulanların, bu bulgularını nelerin finanse ettiğini bir kez sorgulaması gerekmez mi?

Cem Özdemir’i  önümüzdeki yıl başında Federal Almanya Dışişleri Bakanı olarak görebiliriz. Sorumuz şu: Shermin Langhoff gibi, acaba hangi fiyatı ödeyerek ve kimlerin finansmanıyla, neleri soyunarak kendisine bu kapı açılacaktır?  

Açık olalım: Türkiye ilericileri, Türkiye sosyalistleri, yaptıkları hiçbir şeyin Batı demokrasileri veya -adıyla sanıyla- emperyalist demokrasilerce beğenilmediğini biliyordu. 1923’ten beri biliyoruz. İlhan Selçuk hep Batı’ya şunu söylerdi: “Bunlar bizi, yani cumhuriyeti hiç istemedi, ama biz yaptık, onlara rağmen yaptık.” Öldürüldü. AKP’yi destekleyenlerin de, yani “kandırılanların” da, o erken ölümlerde payı var.

Türkiye’nin ilericileri hep Batı’nın veya emperyalizmin istemediklerini yaptı. Türkiye’de faşizmler örgütlenirken, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 3 Kasım 2002 darbelerinde, yapılanlara göz yumulurken ağır bedeller ödedi. Sonra o insanların Avrupa Almanyası’ndaki çocukları bu cumhuriyeti parça parça edip pazarlayarak Batı’da kariyer yapabileceklerini düşündüler. Bazıları da yaptılar.

Bunun için de Türk faşizminin Türkiye ilericiliğinin sırtında kırbaç şaklattığını biliyoruz. Ama cumhuriyeti, Türkiye coğrafyasının, asıl önemlisi Cumhuriyet Türkçesi’nin büyük bir birleştirici olduğunu, ayrılıkçılığa teşvik edilen Anadolu halklarının, kültürlerinin birlikte yaşamasını sağlayabilecek bir kültür çimentosu olduğunu hep söyledik.

Shermin Langhoff ve benzerlerine bakıyoruz.

Türkiye ve faşizmden değil, Türkiye’nin ilerici omurgasından nefret ettiler, onu sattılar, onu karaladılar, acımasızca damgaladılar. Ancak marjinal faydaları düştüğünde ve yetenekleri yetmediğinde ya da yaşlandıklarında, ilk yalpalamalarında yani, kendilerine nelerin reva görüleceğini anlayacaklar.

Bu işin ucunu bırakamayız. Shermin Hanımların geldiği düzey değil, bizlerin ne yapacağıdır önemli olan. Avrupa’dan söz ediyoruz. Türkçeliler Avrupa Almanyası’nda nedir? Nerededir?

Türkçe neden Türk gericiliğinin, Türk milliyetçiliğinin, İslamcılarının uhdesinde olsun? Cumhuriyet Türkçesi’dir o ve Avrupa ilericiliğinin, sosyalizminin de bir parçasıdır.  Solculukla etnisizmi, “kimlikçiliği”  birbirine karıştıranlarda sosyalizm arayamayız. Sahra Wagenknecht’in acısını anlayabiliriz.

Türkiye ve Türkçesi, Türk-Kürt islamcılarına, milliyetçilerine bırakılamayacak kadar önemli ve derinlikli bir oluşumdur. Avrupa’da da en az yarım asırdır Almanya ve Almancanın bir parçasıdır. Dünya ilericiliğinin bir parçasıdır.

Onu ileriye götürmek isteyenlerle, ondan nefret edenler ve Avrupa’da kariyer sahibi olmaya çalışanlar arasında bir bağ kurmak artık imkânsız.

Shermin Hanım, raf ömrü dolmuş bir tipolojiyi temsil ediyor. Hakkında çok çirkin dedikodular da çıkarılacaktır. Bilemeyiz. Bunların biri gider diğeri gelir. Burada bunlardan çok.

Ama Rusça, Almanca ve Türkçe, bu üç büyük kültür sahnesi, üç büyük aydın damarı, tarihte inanılmaz sürprizlerle ve çıkışlarla doludur. İsteyen, modern zamanlarda kurdukları cumhuriyetlere bir göz atsın.

Shermin Hanımlara o cumhuriyetlerde yer bulmak zordur. Şimdi ise itilip kakılıyor.

Türkiye ve ilericiliğine nasıl bakıyorsa Shermin Hanım, ona da artık öyle bakılacak, öyle muamele edilecek. Ne acı!

OSMAN ÇUTSAY – FRANKFURT

FOTO: Heinrich Böll Stiftung / commons.wikimedia.org