Solingen katliamının üzerinden 28 yıl geçti: Diğerleri gibi bu da bal gibi unutuldu

Solingen katliamının üzerinden 28 yıl geçti: Diğerleri gibi bu da bal gibi unutuldu
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Almanya’da 1990 yılından itibaren neonazi saldırılar ve ırkçı terör 200’den fazla can aldı.  Her ırkçı terör saldırısının ardından ve anmalarda şu sükseli lafları duyduk: “Unutmayacağız, Unutturmayacağız!” Ee, ne oldu? Hem unuttunuz hem de unutturdunuz… Solingen’i… Mölln’ü… Hoyersverda’yı… Hanau’yu…  NSU cinayetlerini… NSU 2.0 ırkçı tehdit mektuplarını… Kassel Bölge Valisi Walter Lübcke’yi… Unutulmadılar mı? Ne mi oluyor?

Federal Almanya’da bundan 28 yıl önce ırkçı Solingen katliamında Genç ailesinin beş üyesi yanarak can vermişti. Katiller ufak cezalarla yırtmış, Genç ailesi kin ve nefret kusmak yerine birleştirici ve hoşgörü mesajları vererek tüm dünyaya örnek olmuştu. Parantez açalım: O Genç ailesi katillerden tazminat dahi al(a)madı.

CARTEL DE ŞAH TURNA DA ÜZERİNE ŞARKILAR YAPTILAR

Solingen ırkçı katliamı üzerine şarkılar, türküler yapıldı. Hatta Türkçe rap’in kült grubu Cartel’in güçlü çıkış yaptığı “Cartel 1 Numara” bile Solingen katliamına atfedilmişti:

Her gün savaş caddeler kan,
Kan bile kırmızı değil karakan,
Karakan yine geldim buraya,
Hakkınızı arayıp sormaya,
Geride kalanları uyarmaya,
Beraber olup carteli kurmaya,
Elini vicdanına koyupta söyle,
Bu hayat ne kadar sürecek böyle,
Cartel deyip de geçme,
Bize güven de yanlışı seçme,

Ozan Şah Turna da o yıllarda ırkçı terör kurbanları için şu ağıtı yakmıştı:

Solingen’de yanan bizim,

Acıları dizim dizim,

Tüm dünyada vahşet zulüm,

Nasıl susar sazım sözüm,

Ausländer’dı̇r adımız,

Artık kalmadı tadımız.

TÜRKİYE UNUTTU BİLE!

Her neonazi terör saldırısının ardından katledilenler için ”Unutmayacağız, Unutturmayacağız” sloganları atıldı. Ama bu çok iddialı meydan okuma hiçbir zaman hiçbir saldırının unutulmasına engel olamadı. Hepsi birer birer tarihte yerini alıp, sadece ölüm yıldönümlerinde hatırlanır oldular. Ancak bu sefer Türkiye anmayı dahi unuttu.

Almanya’daki yabancı düşmanlığının, nefretinin bedelini canlarıyla ödeyen Genç ailesini anmayı Türkiye’de tek bir televizyon, radyo anmayı aklına getiremedi bir türlü. Yani bal gibi de unuttu!

Bunun üzerine Almanya’daki Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin kurucusu ve Tavak Vakfı Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen bir makale kaleme alıp  tepkisini şöyle dile getirdi:

“Solingen olaylarının üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve Türkofobi’nin arttığını söyleyebiliriz. Özellikle Türkofobi’nin arttığını söyleyebiliriz. Avrupa ülkelerinde yaşayan 6 milyon insanımız Türkofobi’den büyük ölçüde etkilenmektedirler. 29 Mayıs Solingen Katliamını anma konusunda Türkiye’den en ufak bir eylem, TV programı yapılmamıştır. Türkiye de Almanya’ya uymuş ve bu olayın unutulmasını sağlamıştır. Avrupalı Türkler bu olayı hiçbir zaman unutmayacaktır.”

DEMOKRATLARA MÜCADELE ÇAĞRISI

Frankfurt’taki Solingen anmasında Türk Halk Evi adına konuşan Mustafa Korkmaz’ın Almanya’daki sivil topluma hitaben şu haklı çağrısı/talebi her şeyi gözler önüne seriyor:

“28 yıldır 213 kişi katledildi ve ırkçılık geniş̧ kesimler tarafından kabul edilir oldu. 213 kişinin sorumluluğunu bu toplum almak zorunda, karanlık olaylar aydınlatılmak, ırkçılık kurbanlarının ailelerine maddi ve manevi destek sunulmalıdır. Tüm demokratları ırkçılık gördüğünüzde müdahale etmeye, tepki vermeye, takip etmeye çağırıyoruz.”

KİMSE KANMIYOR

Şurası kesin:  Her törende sarf edilen afili laflar, olayların üzerine kararlılıkla gidileceği yönündeki vaatler artık kesmiyor. Kimse kanmıyor!

Bir yandan 8’i Türk toplam 10 kişinin katledildiği ırkçı NSU cinayetlerinin dosyalarına erişimine 30 yıl yasak konuyor, şeffaflık talep edenlere “ret” yanıtı veriliyor.

Diğer yandan Solingen anması düzenleyerek kınamalar, “Takipçisiyiz!” hikâyeleri…

Halk böyle mi  ikna olacak?

Anma törenlerinde çiçekler, çelenkler,  devletin üst düzeyinden “yanınızdayız” mesajları…

Sokaklara, meydanlara verilen kurbanların isimleri…

Nazi cinayetlerini hasır altı ederken tüm bunlar devlet erkânının ve ilgili tüm makamların vicdanlarını rahatlatıyordur belki, ancak göçmenlerle sarmaş dolaş olan Almanya’daki halkın artık gözlerini boyamaya yetmiyor.

Siyasette, istihbaratta, orduda, emniyette ırkçı yapılanmaların çarşaf çarşaf ortalığa döküldüğü  Almanya’da neonazi terörünü hâlâ “bireysel saldırılar” olarak satanlara seslenelim: Bu masala bu toplumda artık kimse inanmıyor. Derinlerde bir şey var. O, ne?

ÖNCE GÖÇ ÜLKESİ OLDUĞUNU KABUL ET

Milyonlarca Türkiye kökenlinin neredeyse beş kuşaktır yaşadığı ve Türk işgücü göçünün 60’ıncı yılının kutlandığı Almanya bir göç ülkesi olduğunu inkâr etmekten vazgeçtiği gün, ırkçı katliamların ardındaki görünmez eller de birer birer ortaya çıkacak. Göç ülkesi olmanın gereklerini yerine getirmek zorunda kalmalılar.

Gerçekçi ve inandırıcı adımlar atabilmenin ilk koşulu önce kendini olduğu gibi kabul etmektir çünkü.

TEK GÜN DEĞİL, HER GÜN GÜNDEMİNE AL

Nüfusunun dörtte birini göçmenlerin oluşturduğu Alman halkının gerçekleri aramadaki ve talep etmekteki inatçılığı, ırkçılığa karşı sağlam duruşu ve ezilenin yanında kenetlenmesi  Almanya’daki neonazi terörü ve kurumsal ırkçılığı örtbas etmek isteyenlerin işini zorlaştırıyor. Ancak yetmez… Sivil toplum karanlığa itilmek istenen bu cinayetleri sadece anmalarda tek bir güne indirgeyerek değil, kültür ve sanat programlarında, sosyal çalışmalarında bütün bir yıla yaymakla sorumludur.

Yaratıcı ürünlerle toplumun gündeminden düşmemesini sağlayarak yapılabilir bu. Papağan gibi yılın belli bir gününde hep aynı sloganları atarak bir şeye ulaşılmaz. 

Hiç durmadan pişirip pişirip bu acı kaynayan aşı, soğumasına izin vermeden siyasetçilerin önüne servis etmekle yükümlüyüz. Nasıl mı? Elbette yeni yollar bularak, çağrının Almanya’da yaşayan insanların beyninden ve yüreğinden silinmesine engel olarak, bunu siyasetin ve sanatın tüm olanaklarıyla zenginleştirerek yapabiliriz.

Hiçbir mazeret öne sürmeden hem de…

Gerçekten de, bir şeyler “dilenerek”, ilgi gösterilmesini vs. rica ederek hiçbir şeye ulaşamayız. Kendimizi kanıtlamak, taleplerimizin bu toplumu ve kültürünü, hümanizmi zenginleştirici bir çaba olduğunu yepyeni yollar, yöntemler ve ürünlerle, etkinliklerle halkın gündemine getirerek bazı adımlar atabiliriz.

Bu konuda çuvaldızı Alman yetkililere batıralım, ama bir çuvaldızı da kendimize batıralım: Solingen’in bu kadar kolay unutturulmasının tek nedeni “çoğunluk toplumu” siyasileri mi?

IŞIN TOYMAZ – STUTTGART