Son 20 “Alman yılımızın” suç dökümü: Bir ömre kaç kötü adam rolü sığar?

Son 20 “Alman yılımızın” suç dökümü: Bir ömre kaç kötü adam rolü sığar?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Sekizinci yayın yılına giren Düsseldorf merkezli PoliTeknik gazetesinin yeni sayısında ilginç bir döküm yer aldı. Gazetenin başyazısını da kaleme alan Yayın Yönetmeni Zeynel Korkmaz, Alman coğrafyasında ve yeni yüzyılın ilk 20 yılında yaşayan “ötekilere” yönelik suçlamaları bir daha hatırlattı.

Gelecekte işleneceği varsayılan suçlar ya da yapılması beklenen hatalar için insanın bitmeyen özürler dilemesi ya da kesintisiz sorgulanmayı gerektiren koşullarda yaşamak… Bu, çok ağır olsa gerek. Böyle yaşamaktansa Nasreddin Hoca’nın testisini baştan kırmak daha uygun bir tutum mudur?

Peki ya bir kişinin değişken özü ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmayan karakterlere gün be gün bürünme, farklı rollere girme zorunluluğu? Gogol’ün “Ölü Canlar”ı için kurguladığı antikahraman Çiçikov olmak, Çiçikovlaştırılmak, öykülerin muhtelifliğinde bir kötü adam rolünden diğerine savrulmak? Kuşkusuz olağanüstü meşakkatli bir durum. Çünkü bu durumda, dilediğiniz gibi şekillendiremediğiniz sosyal yaşamınız dış etmenlerle belirlenen bir hal almış demektir.

Bir insanın ömrüne kaç kötü adam rolü sığdırıldığı sorgulandığında, gönülsüz antikahramanlığın, potansiyel suçluluğun envanteri çıkarıldığında, nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalınırdı? Belki de yeni yüzyılda, Alman coğrafyasında şöyle gelişigüzel bir sıralama ile:

11 Eylül saldırılarının ardından potansiyel bir kökten dinci, teröre hazır uyuyan hücre: 2001’de alışverişte, tramvayda, okulda “kara kafalı”lara karşı bakışlar nasıl değişti anımsamak gerekir. Ya tren garlarındaki anonslar? “Güvenlik nedeniyle çanta ve bavullarınızı yanınızdan ayırmayınız”. Bir de şu çağrı: “Üniversitenizde son dönemde kılık kıyafetinde, hal ve davranışlarında değişiklik olduğunu farkettiğiniz şahıslar varsa bunları güvenlik birimlerine bildiriniz.”

Ataerkil toplum düzenine göre şekillenmiş, şiddete ve töre cinayetine meyilli bir maço erkek: Paşa gibi yetiştirildiği düşüncesiyle okullarda erkek öğrencilere önyargılı davranan, onları ayrımcılığa tabi tutan öğretmenler türemiş miydi?

Toplumla bütünleşmek istemeyen, entegrasyon özürlü bir kimse: Yüzme dersleri kapsamında yaşanan sorunların sağ popülist emellerle kamuoyu oluşturmak için suistimal edilmesi.

Geri kültürü ile çağdaş Alman kültürüne uyum sağlaması mümkün olmayan bir yabancı: “Johann Sebastian Bach’ın torunları ile diğerleri bir olabilir mi hiç?” (*)

Varlıklı olduğunda, haksız kazanç sağlamış bir suçlu: Berlin’deki Lübnanlı aile klanlarının ya da Roman ailelerin düzenli aralıklarla basına servis edilmesi.

Yoksul olduğunda, haksız yere sosyal yardım almış bir dolandırıcı: Hartz IV’ten yararlanan ve buna rağmen çok rahat bir yaşam sürdükleri iddia edilenlerin konulaştırıldığı röportajlar.

Çöpünü ayırmayan bir çevre düşmanı, kör bıçakla kurban kesen bir hayvan hakları karşıtı: Özellikle iklim politikalarınca planlanan vergilerin dayatılması sırasında bu bağlamda yeni suçlamalar türeyecektir mutlaka.

Ve nihayet, korona aşısına karşı çıkan ve halk sağlığını tehlikeye atan bir halk düşmanı: Bu gruba dahil olanlar için yeni kötü adam öyküsü yazıldı ve gösterime girdi. Basında sergilenen resimlerin envai çeşidiyle muhatabız.

Son örnek yerli yabancı ayrımı içermediğinden, belki de iki taraf arasında bir kader birliğine işaret edebilir, tabii olumsuz anlamda. Eski Doğu Almanya’dan gelenlere neler atfedildiğini de anımsayabiliriz: “Muz için ülkesini satanlar!” En azından sorunun göçmenlik ya da yabancılıkla sınırlı kalmadığına işaret etmiş oluyoruz bu noktada.

Soruyu tekrarlıyoruz: Bir insan ömrüne daha kaç kötü adam rolü sığdırılabilir? Bu kadar kötülüğü yapmak için yeterince zaman var mıdır? Bir kişi bu denli kriminal potansiyele sahip olabilir mi? Hayır, çünkü söz konusu sıralama gerçekten de bir insanın bir ömre sığdıramayacağı kadar çok “birikim” gerektiriyor. Hedefte tüm bir topluluk olduğu için zan altındakilerin kişisel ölçekte her ithamdan etkilendikleri unutulmamalı.

Olmadıkları karakterlere bürünmek zorunda kalanları daha neler bekliyor? Yanıtını güncel ve bir sonraki toplumsal krizde arayabileceğimiz bir soru. En savunmasız kesimin bu denli çok ithamla karşı karşıya bırakılması tesadüf değil. Her krizde hiyerarşik yapı olduğu gibi kalıyor. Ekonomik, politik ve sosyal fay hatlarının daha şiddetli kırılması büyük ölçekte hissedilir hale geldiğinde, suçlanan kesim üzerindeki baskı daha da artıyor. Kötü adam olmakla sayısız kez itham edilenler, yarın bir bahane ile tekrar hedef tahtasına oturarak yeni “özelliklere” kavuşacak.

İyi ama, Alman egemenlik sınırları içerisinde bu kesimden başka kimin potansiyel Çiçikov olması bekleniyordu ki? Yöneticiler ve seçkinler kendi kendilerini mi yargılasın veya cezaya mı tabi tutsun? Beyhude bir bekleyiş. Diğerlerini bir ömür boyunca sayısız zan altında bırakanların dünyasında yaşadığımızdan, bu yazıyı yarının “kötü adam”larına atfetmek yanlış olmayacaktır.

_________

(*) Thilo Sarrazin 2010’da “Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı kitabını yayımlamıştır. Kitabın basına tanıtım toplantısında konuşan Necla Kelek, Sarrazin’in zekânın kalıtımsallığına dair tezini Johann Sebastian Bach örneğini vererek desteklemiştir: Bkz: https://taz.de/!390028/.

ZEYNEL KORKMAZ – DÜSSELDORF

GÖRSEL: ÖMER YAPRAKKIRAN

KAYNAK: www.politeknik.de