Türkiye ile Almanya arasındaki işgücü anlaşmasının 60’ıncı yılı: Dönmediler, yerleştiler

Türkiye ile Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan anlaşma, Bonn’un başka ülkelerle imzaladıklarına benzemeyen sonuçlar verdi. Almanya 1964’te Portekiz, 1965’te Tunus ve 1968’de Yugoslavya ile de işgücü sözleşmeleri imzalamıştı. Ancak diğer ülke vatandaşlarının çoğu bir müddet sonra ülkelerine geri dönerken Almanya’da yeni bir hayat kuran Türkler bu ülkede kalıcı oldu.

 

1961 yılında başlayan bir süreç, on yıllar içinde iki toplumu da değiştirdi. Birkaç yıl çalışıp para biriktirerek Türkiye’ye geri dönmeyi düşünen Türkler, Federal Almanya’da kalıcı oldu. Bugün Federal Almanya’da yaşayan 3 milyonu aşkın Türkiye kökenlinin yarısı Alman vatandaşlığını da almış durumda.

Türkler 60 yılda, Alman toplumuna çok değerli sanatçı, siyasetçi, bilim insanları ve sporcular kazandırdı.

Başkent Berlin’de yaşayan 81 yaşındaki Aynur Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de o yıllarda maaşın çok düşük olduğunu ve 3 Aralık 1968’de Almanya’ya daha fazla para kazanmak amacıyla geldiğini söyledi. Almanya’ya gelmekten dolayı hiç pişman olmadığını belirten Arslan, bugün 7 çocuğu ve 16 torununun Almanya’da yaşadığını, kendisinin de bu nedenle artık Türkiye’ye kesin dönüş yapamadığını dile getirdi.

Arslan, Almanya’ya gelip de alışamayan birçok arkadaşının, o dönem Türkiye’ye geri döndüğüne işaret ederek “Bize Almanlar o dönemde çok hürmet gösterirdi. Toplu taşımalarda bize yer gösterirlerdi. Şimdi ise nerdeyse otobüse bindirmeyecek hale gelindi.” dedi.

İlk geldiği yıllarda işe giderken çocuklarına bakması için Alman komşusuna anahtar bıraktığını anlatan Arslan, “Eşim gece çalışıyordu, ben gündüz çalışıyordum. Alman komşumuz da çocuklarıma kötü bir şey olmasın diye göz kulak olurdu” diye konuştu.

Almanya’ya yola çıktıklarında ramazan olduğunu ve dolayısıyla oruç tuttuğunu aktaran Aynur Arslan, “Gece sahura kalktık sabah oruçlu olarak Almanya’ya yola çıktık . Allah’a hep dua ettim hakkımda hayırlısıyla nasip et, yoksa etme diye. Trene bindik eşim kaldı İstanbul’da. Sirkeci’den tren hareket edince çok ağlamaya başladım. Nasıl ağlıyorum anlatamam, o kadar. Geride 3 çocuk ve eşimi bırakmıştım çünkü” ifadelerini kullandı.

Arslan, ilk önce Münih’e vardıklarını oradan da uçakla Berlin’e geldiğini belirterek “Almanya 2. Dünya Savaşı’ndan çıkalı 23 yıl olmuş. Berlin’deki binalarda hâlâ mermi izleri. Önce bizi bir yurda yerleştirdiler. Birkaç gün içinde işbaşı yaptık. 800 mark maaş alıyordum” dedi. Aradan birkaç ay geçtikten sonra firma sahibine, ailesinin yanına Türkiye’ye gitmek istediğini ilettiğini ifade eden Arslan, Alman işverenin kendisini bırakmayacağını, ailesini Almanya’ya getirmek için işlemleri başlatacağını söylediğini aktardı.

AİLE BİRLEŞMESİ UZUN SÜRDÜ

Aynur Arslan, ailesi için Türkiye’ye istekte bulunulan dönemde görevli memurun Amasya yerine Amasra yazdığını ifade ederek şöyle devam etti:

“Bu yüzden eşim ve çocuklarımın gelmesi normalinden biraz daha uzadı. Çünkü tekrar istekte bulunmak zorunda kaldık. 84 yılında kardeşlerimi de Almanya’ya getirttim. Onlar Hamburg’a geldi.” Almanya’da Türkiye hasretini her akşam Köln radyosunu dinleyerek dindirmeye çalıştıklarını vurgulayan Arslan, “Köln’den Türkçe yayın yapılırdı o dönem. Biz de her akşam bir saat onu dinler, vatan hasretimizi dindirmeye çalışırdık.” diye konuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR OTOMOBİL ALIP GERİ DÖNMEK VE BİR ÖMÜR

Ağustos 1968’de Köln’e gelen İrfan Demirbilek ise Almanya’ya geliş amacının bir otomobil alıp Türkiye’ye götürmek olduğunu söyledi. Almanya’ya geldikten sonra çok farklı otomobiller aldığını anlatan Demirbilek ancak bir daha Türkiye’ye kesin dönüş yapamadıklarını Almanya’ya yerleştiklerini anlattı.

Demirbilek, “Aslında tek amacım bir otomobil alarak Türkiye’ye dönmekti ama 54 sene geçti hala dönemedik.” dedi. İstanbul’da elektrikçi olduğunu ve işinin de iyi olduğunu ifade eden Demirbilek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben otomobil hastasıydım. Çok istiyordum otomobil ama o zaman Türkiye’de araba almak çok zor. Bir gün çalıştığım fabrikada kaza geçirdim. Gözlerimden rahatsızlanınca istirahat yazdı doktor. Biz de oğlum ve eşimde İstanbul’da biraz gezintiye çıktık. Gezerken bir topluluk gördük merak ettim ne var, ne oluyor burada diye. İş bulma kurumuymuş orası. Eşime gelmişken yazılsak dedim. İş bulma kurumundaki memur, bana, ‘Ağabey, Almanya elektrikçi istemiyor seni almazlar’ dedi. Ben seni tornacı yazayım’ dedi. Ben de yaz nasıl olsa çıkmaz dedim. Bir ay sonra bana cevap geldi. Şu gün gelin muayene olun diye. Bu sefer de bir korku, heyecan sardı beni.”

Demirbilek, Almanya’ya geliş hikayesine ilişkin de “29 yaşındayım, Sirkeci’den bir bilet verdiler. Bir file verdiler içinde helva ekmek peynir zeytin var. Üç gün trende geldik Münih’e. Oradan Köln’e geçtik. Almanya’ya geldikten bir hafta sonra hemen ehliyet kursuna yazıldım. Amacım hemen arabayı alıp dönmek. Gündüz çok çalışıyorum akşam ehliyet kursunda ders dinlerken uyuyakalırdım. Çalışmaya başladıktan 4 ay sonra 1964 model Opel marka aracımı aldım. 800 mark maaş alıyordum, 2 bin marka arabamı almıştım. Aldığım arabamla Türkiye’ye izine gittim. Türkiye’ye gittim eşime bıraktım kararı. Eğer o Türkiye’ye gel bırak deseydi Türkiye’de kalacaktım ama eşim, İstanbul’da kurulu düzenimiz yok, artık Almanya’da kuralım, deyince hep beraber Almanya’ya yerleştik” diye konuştu.

Almanya’ya tekrar döndüğünde bu sefer otobüs şoförü olarak çalışmaya başladığını anlatan Demirbilek, “1974’te eşim kuru temizleme işine başladı ve bir dükkân açtık, ama o da zorlu bir süreç oldu. Buraya misafir işçi statüsünde gelince kendi işimizi yapmamız zordu. Mahkemeye işletme açma izni için müracaat ettiğimizde bize kuru temizleme değil de kuskus makarnası üretim tesisi açabileceğimiz söyledi, ne alakası varsa. Kuskus üretmek mi? Biz karara çok şaşırdık ve anlam veremedik, ama yılmadık, sonunda iznimizi aldık.” dedi.

Demirbilek, araba merakının hiç bitmediğini ve Almanya’ya geldiğine hiç pişman olmadığını sözlerine ekledi.

İrfan Demirbilek’in oğlu Kemal Demirbilek, Almanya’da okula gittiği dönemde okuldaki tek Türk öğrencinin kendisi olduğunu söyledi. Okul hayatı boyunca hiç negatif bir şeyle karşılaşmadığını vurgulayan Demirbilek, “Ancak iş hayatına atılırken iş görüşmelerinde yaşadığım bazı sıkıntılar oldu. Sadece isminizin yabancı olmasından dolayı ret geldiğinde bunu hissediyorsunuz. Neticede ben Alman firmasında işe başlayamadım. Sonra kendi firmamı kurdum ve hâlâ devam ediyorum” ifadelerini kullandı.

YENİ POSTA-BERLİN/KÖLN

FOTO: A.A.