Ukrayna ateşinin ortaya çıkardığı bir başka gerçek: Ultra pragmatizm!

Almanların büyük bir kısmı sosyalizmi ve kavramlarını Rusya ile beraber anarlar. İdeojileri, kavramları, söylemleri savaşlardan arındıramazlar. Rusya’nın attığı her adım onlara batar. Sanki İkinci Dünya Savaşı’nı kendileri başlatmamış, 27 milyona yakın Sovyet insanı o savaşta ölmemiş gibi… Federal Almanya’daki travmanın kaynağı buradadır.

 

Görünen o ki, dış politikada dünyanın çoğu yerinde, ultra pragmatizm dönemini yaşıyoruz. Bir ülkede etnik temizlik mi olmuş, ırkçılar başa mı gelmiş, radikal dindarlar hükümet mi kurmuş, finans dünyasının liderleri at mı koşturmuş, hiç önemli değil; yeter ki ülkelerin yönetimine etkiniz olsun, yakın durulsun, o ülke, çıkarlarınıza hizmet etsin.

Milliyetçilik, dinler, bütün ideolojiler her şey araçsaldır artık. Her şey uyar, her şeyi yapmaya izinlisinizdir! Her şey, güçlerin elinde bir oyuncaktır; bu güç, en geride, her zaman bir devlettir. Devlet, en büyük örgüttür. Gücünü kullandıkları objelerden alan devletler, liberalizmi bile kendince terbiye edip, kullanışlı hale getirmiştir. Uçsuz bucaksız çıkar dünyası ve yönetme sevdası her şeyi belirlerken, yaşadığımız 21’inci yüzyılda efendi-köle diyalektiğinden bir adım bile öte gitmiş değilizdir.

İlginç olan şu ki, medyada, merkez Batı haberciliği, Ukrayna söz konusu olduğunda, halkın bir kısmına etki edip ideolojik bir bakışı başarılı bir şekilde perdeleyebilmektedir: Ukrayna Batı’ya aittir, gerisi “laf-ı güzaf”tır.

“Ne olursan ol, gel, dostumsun” anlayışı egemendir.

Fakat aynı bakış tarzı Rusya söz konusu olduğunda geçerli değildir: Batılı, merkezi bakışa göre Rusya, Almanya Sovyetler Birliği zamanında ikiye bölündüğü için, işgalcidir. Bu nedenle, Almanların büyük bir kısmı sosyalizmi ve kavramlarını Rusya ile beraber anarlar. İdeojileri, kavramları, söylemleri savaşlardan arındıramazlar. Rusya’nın attığı her adım onlara batar. Sanki İkinci Dünya Savaşı’nı kendileri başlatmamış, 27 milyona yakın Sovyet insanı o savaşta ölmemiş gibi… Federal Almanya’daki travmanın kaynağı buradadır.

Üzücü olan, halkların düşman belledikleri karşı tarafa ateş püskürürken etraflarını saran tezgâhları görememeleridir.

Batı kapitalizmi, Rus oligarklarıyla paylaştıkları pazarlarla, bazı şeylerin unutulmasına neden olsa da, Ukrayna operasyonu, özellikle İngiltere’de bir bölen etkisi yaratmıştır. ABD’nin ise, bildiğimiz gibi, tek yaptığı, ülkelerde kaos çıkarmak, son tahlilde yarayı açık bırakmaktır. ABD’nin 1979 yılında, Sovyetlerin Afganistan’a girmeden önce “mücahitlere” verdiği destek, bu kez Ukrayna’da yerini ırkçı-milliyetçilerle değiştirmiştir. Aynı tas, aynı hamam: Sadece sular değişik.

İlginç olan diğer bir başka konu daha var: Yakın tarihimizdeki savaşlarda, toplumlar düşünsel olarak bölündüğünden dolayıdır ki, savaşmak istemeyen, savaşı anlamsız bulan, “kimin savaşı” diye soran insanların göçüdür bu konu. Büyük dünya savaşları bu açıdan başkaydı kuşkusuz.

Söylemeden geçemeyeceğiz: Ukrayna’nın jeopolitik konumu, tampon devlet oluşu, normal şartlarda, onu özgürlüğü çağıran bir ülke haline getirmiştir. Özgür bir ülke olmak iyidir, ancak, özgür bir ülke olarak kalmak daha da iyidir.

Peki, ne yapmalı? Ona gelince…

Acilen kapitalizmin araçsallaştıramayacağı bir birliğe ihtiyaç var: İnsanların, hayvanların ve doğanın ölümüne, köleleştirilmesine karşı, kavramlarla, söylemlerle, insan ve hayvan haklarıyla, değer felsefesiyle, yeşil anlayışla bir karşı duruşa, bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç var.

Çoğulculuk, önemli kavramları sıraya sokmadan, sahiplenmeden, değersizleştirmeden, eşit şekilde sorgulamamızdan geçmektedir.

Tarihimizdeki acı olaylara, bir an bile olsa, nedensiz-sonuçsuz, bütün gerçekliğiyle bakabilmeliyiz.

Sosyalistler mi?

Sosyalistlerin halklar arasında bir seçim yapma şansı yoktur. Eksik olan sosyalist bir cephedir. Düşüncelerimizin karşı tarafa eksiksiz, acilen entelektüel bir şiddetle hissettirilmesidir. Bunu beceremezsek, mezbahaneye dönüşmüş bu dünya cehennemine bizler de birer odun atmış olacağız.

Öykülerimiz hiç azalmasın…

İLHAN AYER-HAGEN