Ukrayna’daki çatışmaların görünür kıldığı kuşku: Federal Almanya’da basın özgür mü?

Medya ve habercilik bir turnusol kâğıdı: Çünkü bir ülkede demokrasi olmasının bazı temel şartları vardır ve bunlar içinde en önemlilerinden biri basın özgürlüğüdür. Basın öyle özgür olacak ki, partiler eşit düzeyde seçimlere girebilsinler. Federal Almanya’da bu durum olanaklı mı?

 

Gönül isterdi ki, Ukrayna halkı demokratik seçimlerle yöneticilerini belirleyebilsin. NATO’ya mı girilecek, bir referandumla tercihini yapabilsin. Olanaklı bir durum mu?

Hayır.

Neden hayır?

“Turuncu Devrim”lerden, basın manipülasyonlarından, milliyetçilere verilen desteklerden, açık toplum kuruluşlarından, akçeli işlerden ve her türlü ideolojik aygıtlardan Ukrayna halkına sıra gelmiyor da ondan.

İktidar birdenbire olmadık insanların eline geçiveriyor. Bütün dünyada pratiğe dökülen bu “kapitalist tarz”, uzun yıllar önce Louis Althusser tarafından da temellendirilmeye çalışılmıştı.

Peki, Federal Almanya’da neler oluyor? Federal Almanya basını Ukrayna savaşını nasıl değerlendiriyor? Gerçek o ki, çok okunan Alman basını eleştirel gözlerini kapamış, tek bir yolda ilerlemektedir. NATO ve ABD niçin bu kadar dokunulmazdır, bir satır bile nedenler-sonuçlar hakkında neden yazılıp çizilmez?

Şu, son dönemde özellikle ağırlığı artan bir sorudur: Federal Almanya gerçekten demokratik ülke mi?

Bir ülkede demokrasi olmasının bazı temel şartları vardır. Bunların en önemlilerinden biri basın özgürlüğüdür. Basın öyle özgür olacak ki, partiler eşit basın düzeyinde seçimlere girebilsinler. Peki, Federal Almanya’da bu durum olanaklı mı? Yine, hayır.

Önce, Federal Almanya’daki yazılı basına göz atalım. Bu alanda, ilk bakışta pek bir sorun görünmüyor. Yeterince muhalif, aydın, entelektüel, basın emekçisi dergilerini, yazılarını özgürce yayımlayabiliyor. Uçsuz bucaksız bir özgürlük var. Tabii ki, Alman Anayasası’na takılmadığınız ölçüde.

Gelelim görsel medyaya: Alman görsel medyasının ilk sırasında, halktan toplanan vergilerle finanse edilen devlet televizyonları oturuyor. İkinci büyük paya sahip gruplar ise özel televizyonlardır.

Ne yazık ki, eleştirel gözle bakıldığında, gerçekten muhalif hiçbir Alman televizyonu yoktur. Alman televizyon redaksiyonları, istedikleri partiden, istedikleri politikacıları çağırır, makul olan entelektüellerle, uzmanlarla, sınırları aşmamak kaydıyla tartışmalar yapılır.

Demokratik ülkeler böyle mi olmalı? Devlet televizyonları her partiye eşit davranmalı, belki de onlara özgürce program yapma olanağı vermeli. Seçime eşit şartlar altında girilmeli. Doğrusu bu. Yani bir Tele 1 örneği yok Federal Almanya’da.

Alman halkı ne yazık ki, hakiki aydınlarını, yurtseverlerini, eleştirel zihinlerini görsel basında göremiyor. En ciddi konularda, savaşlarda kendi kamuoyunu yönetmek isteyen Alman egemenleri, sessizce düşünce yönetimlerini sürdürmektedirler. Alman iç politikasında da, toplumun düşünsel olarak bölünmesinde, yabancılaşmasında da büyük payları vardır görsel medyanın. Dini sembollerin politik araçsallaştırılmasında, milliyetçilerin ve yabancıların işlediği adi suçlarının büyütülüp, ısıtılıp kamuoyunun önünde alevlendirilmesinde de gerçek payı vardır.

Ne var ki, günümüzde görsel medyayla savaş kazanmak isteyen bir güçlü egemen grubu türedi. Federal Almanya’da görünen o ki, artık her şey olanaklıdır, yapabilirsin; ancak, her yerde engeller vardır!

Bunun adı, özgürlüğün içine sıkıştırılmış diktatörlüktür!

İLHAN AYER – HAGEN

FOTO: Michael Dziedzic on Unsplash