Ukrayna’nın asıl şifreleri: Rus gazı yerine yeşil nükleer santraller

Ukrayna bataklığına çekilmiş Rusya’nın güvenilmez olduğu propagandasıyla Avrupa halkları, “temiz enerji” etiketi yapıştırılmış nükleer enerji santrallerine evet demek zorunda kalacak. Böylelikle ABD, Avrupa’nın enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya’ya olan bağımlılığına son vermiş olacak. Amerikalılar LNG gemileriyle Avrupa’ya gaz da satıyor. Washington için tam bir “win-win” durumu.

 

1989’da sona erdiği söylenen “tarih”, Rusya’nın Ukrayna’nın doğusuna yaptığı “özel askeri operasyon” ile 24 Şubat’ta daha güçlü bir şekilde yeniden başladı. Başaktörler, Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi, bugün de ABD ve Rusya.

Son iki aydır ABD Başkanı Joe Biden ve yönetimi, bir yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Ukrayna’da bir savaş başlatması için kışkırtıyor, diğer yandan medyayı kullanarak tüm dünya kamuoyunu bu fikre alıştırmaya çalışıyordu. Nitekim Batılı ana akım medya, görevi gereği, bu süre boyunca sabahtan akşama ABD, AB ve NATO liderlerinin açıklamaları çerçevesinde “Putin’in Ukrayna’yı işgal kararı” aldığı propagandası yaptı, hatta işgalin gününü ve neredeyse saatini söyledi. Bu arada, Putin’in işgal kararı aldığına önceleri inanmak istemeyen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve halkı da bir şekilde ikna edildi. NATO ülkeleri boş durmayıp, Kiev’e binlerce ton silah ve mühimmat gönderdi, yardım vaatlerinde bulundu. Ülkeler diplomatik personellerini ve vatandaşlarını Ukrayna’dan ayrılmaya davet etti. Sivil halk Donbas’tan Rusya’ya tahliye edildi. Kremlin, Donetsk ve Luhansk bölgelerinin bağımsızlığını tanıdı.

Bölge ve kamuoyu bu şekilde yeni bir çatışmaya hazırlanmışken, beklenen oldu ve Batılı liderleri haklı çıkarmak istercesine Putin, önce Ukrayna topraklarının Rusya’dan ayrı bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasında Lenin ve Bolşevikler’i suçladı, sonrasında ise “Ukrayna’yı nazilerden temizleyerek özgürleştirmek ve silahsızlandırmak” amacıyla “barış gücü operasyonu” talimatını verdi. Rus ordusu ikinci günde Kiev’e girdi. Batı ve NATO tarafından yalnız bırakıldıklarını söyleyen Zelenski Putin’i müzakere masasına davet etti. Putin Ukrayna ordusuna çağrıda bulunarak, “İktidarı elinize alın, sizinle daha kolay anlaşacağız” dedi. Bu arada, Rusya’ya bağlı Çeçenistan’ın Devlet Başkanı Kadirov, Rus ordusuyla birlikte savaşmaları için binlerce Çeçen askerini Ukrayna’ya göndereceğini açıkladı. Batı ise, ilk etapta Rusya’yı ekonomik yaptırımlarla cezalandırma kararı aldı… Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron yaptığı bir açıklamada, “Savaş uzun sürecek, hazırlanmalıyız”, dedi.

Macron’un da ifade ettiği üzere, bu kriz öyle çabucak bitmeyecek. Zincirleme, ardarda gelecek pek çok yeni gelişmeyle, dünya savaşı boyutuna çıkma potansiyelini bile taşıyor.

NEREDEN ÇIKTI BU SAVAŞ?

Rusya’nın güvenlik kaygıları giderilerek, Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağı sözü verilse, İsviçre gibi tarafsız bir tampon ülke olarak bırakılsa, Putin’in “askeri operasyon başlatma” bahanesi olmayacaktı, ama ABD yönetimindeki Batı, bile isteye Kremlin’in güvenlik kaygılarını gidermedi ve Ukrayna halkını savaşa teslim etti. Çünkü Washington enerji ihtiyacı nedeniyle Avrupa’nın özellikle de Almanya’nın Rusya’ya bağımlı olmasından rahatsız. Olur ya, Soğuk Savaş’tan sonra Rusya ile iyi ilişkiler geliştirmiş olan Avrupa, Kremlin ile güçlerini birleştirir de dünyadaki ABD hegemonyasına son verirse… İşte, bu yüzden ABD uzun zamandır, Avrupa’yı Kremlin’in yörüngesinden çıkarmak için hazırlık yapıyor. Rusya’yı batıdan çevreleme stratejisi kapsamında askeri ve siyasi hamleler yaptı: Karadeniz’de savaş gemileri bulundurmak, Yunanistan ile imzaladığı 5 yıllık savunma anlaşması kapsamında Dedeağaç’a ve bölgedeki ABD üssüne personel, asker ve askeri teçhizat yığmak, Donbas krizini körüklemek… NATO da bu arada Doğu Avrupa ülkelerine doğru genişledi. Bir diğer önemli hazırlık ise, Avrupa’nın Rusya’ya olan doğal gaz, yani enerji bağımlılığını ortadan kaldırmak.

ABD KAZANIYOR, AVRUPA KAYBEDİYOR

Ukrayna-Rusya gerginliği başlatıldıktan bu yana ABD ekonomik açıdan aslında en kârlı çıkan ülke. Ukrayna ile Rusya arasında çatışma ihtimalinin gündeme taşınmasıyla enerji fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Normalde Asya pazarına satış yapan Amerikan gaz ihracatçıları, LNG gemileriyle (gaz tankerleri) Avrupa’ya da satış yapmaya başladılar. Geçen ocak ayında ABD, LNG ihracatının tamamını yüzde 37 artışla Avrupa’ya yaptı. Bloomberg’in haberine göre, ocakta 106 tankerle yaklaşık 7.15 milyon ton LNG sevk edildi Avrupa’ya. Tabii bu şekilde gazı Rusya yerine Amerika’dan daha pahalıya alan Avrupa ülkeleri, fiyat farkını vatandaşlarına yüksek faturalarda yansıtmayı da ihmal etmediler. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Donetsk ve Luhansk yönetimlerini Kremlin bağımsız ülkeler olarak tanıyınca, ABD’nin isteği doğrultusunda Kuzey Akım 2 boru hattının faaliyete geçirilmesini durdurdu. Bu yeni boru hattı faaliyete geçmiş olsaydı, Rusya Avrupa’ya yıllık 55 milyar metreküp gazı daha ucuza ulaştıracaktı.

Peki, kim kaybetti, kim kazandı bu gaz işinde? Washington’un en fazla kâr eden ülke olduğu çok açık. Avrupa ile Rusya’nın gaz ticaretini sekteye uğratarak aradaki iyi ilişkileri bozduğu gibi, Amerikalı gaz ve silah firmalarına yeni bir pazar da açmış oldu. Çin, Rus gazını uzun vadeli sabit bir fiyatla kabul ettiği için avantajlı konumda. Rusya ise Avrupa gaz pazarındaki kaybını Asya pazarıyla dolduracağı için, beklenildiği biçimde bir ekonomik kayba uğramayacak. 2014’ten bu yana ekonomik yaptırımlara maruz kaldığı için hem duruma alışık, hem de gerekli önlemleri aldı muhtemelen. Rusya’nın bu krizde en önemli kazancı aslında toprak ve Karadeniz’in NATO gölü olmamasını sağlamak… Biden liderliğinde Batı’nın Ukrayna’yı yem olarak kullanma planını gördü ve hamlesini yaptı. 2014’te Kırım’ı aldı, şimdi de Donbas’ı muhtemelen topraklarına katacak. Tüm Ukrayna’yı ilhak eder mi? Bu da ileriki günlerde ortaya çıkacak gelişmelere bağlı.

ABD VE NATO SAVUNMA POZİSYONUNDA KALACAK

ABD Başkanı Biden, yirmi yıldır Asya ile Ortadoğu’da süre giden savaşlardan bıkmış olan Amerikan halkını rahatlamak istercesine yaptığı açıklamada, “askerlerimiz Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaşmayacak” dedi ve savaşmaya istekli olmadıkları yönünde bir tavır sergiledi. NATO da, üyesi olmayan Ukrayna için savaşmaya istekli görünmüyor, “İttifak’ın doğu kısmına önemli ölçüde ilave savunma gücü takviyesi yapmakla” meşgul.

Batı’nın asıl hedefi, Ukrayna’nın yem olarak kullanıldığı bu savaşta Rusya’yı yıpratmak olmasın sakın?..

Kovid-19 sıkıntılarını yoğun biçimde yaşamış Avrupa kamuoyununa, sınırlı bir alanda kalacak uzun süreli bu yıpratma operasyonuyla “Rusya tehlikeli, Diktatör Putin katil, Rusya gazına güvenilmez” mesajları verilecek….Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz ve elektrik kesintilerine maruz kalacak, yüksek meblağlı faturaları ödeme güçlüğü çekecek Avrupalıya, sorunun kaynağı olarak Rusya ve Putin gösterilecek, çözüm olarak ise, “yeşil nükleer santraller” sunulacak.

GAZ YERİNE “YEŞİL NÜKLEER SANTRALLER”

İlk kez Glasgow İklim Zirvesi’nde dile getirilen “yeşil nükleer santraller” kurulmasına Avrupa kamuoyu kolay evet demeyecek. 1986 Çernobil faciası ve 2011’deki Fukuşima nükleer felaketi hafızalarda henüz tazeyken, temiz atom enerjisi fikrine Avrupa halklarının ikna edilmesi gerekiyor. Yeni bir sorunlar ve sıkıntılar yumağı, ancak Avrupa halklarının kararını değiştirip, çevreci grupların tepkilerini boşa çıkartabilir. İşte, Ukrayna savaşı bu amaç için de kullanılıyor.

AB, başta Fransa olmak üzere bazı üye devletlerin atom enerjisini “temiz enerji kaynakları” arasına dahil etmek için özel bir talepte bulunmasıyla konuyu gündemine aldı. AB Komisyonu da, çevre örgütlerinin yoğun tepkisine rağmen hazırladığı bir taslak direktifle, nükleer enerjinin yeşil yatırım olarak sınıflandırılmasına yeşil ışık yaktı. AB Komisyonu’nun hazırladığı bu mevzuat, nihai onay için AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’nda.

Ancak, AB içinde çok sayıda uzman, nükleer enerji ve doğal gazın çevre dostu olmadığı gerekçesiyle bu mevzuata karşı çıkıyor. AB ülkeleri içinde de konuyla ilgili ciddi görüş ayrılıkları var. İtalyan halkı 2011’de yaptığı bir referandumla nükleere hayır dedi örneğin… İşte tüm bu görüş ayrılıkları ve Avrupa’daki atom enerjisine olan halklar bazındaki karşıtlık, Ukrayna savaşı süresince Rusya gazına güvenilemeyeceği ortaya konularak aşılacak.

AB’DEN NÜKLEER SANTRALLERE 500 MİLYAR AVRO

AB Komisyonu İç Pazardan Sorumlu Üyesi Thierry Breton, kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, AB’nin 2050 yılına kadar iklime zarar vermeyen bir kıtaya dönüşme hedefini yakalamak için nükleer enerjinin gerekli olduğunu ifade etti ve AB’nin 2050’ye kadar nükleer santrallere 500 milyar avroluk yatırım öngördüğünü duyurdu.

“Sıfır emisyon hedefini yakalamak için devasa yatırımların seferber edilmesi gerekir. Sadece mevcut nükleer santraller için 2030’a kadar 50 milyar avro, yeni nesil nükleer santraller için ise 2050’ye kadar 500 milyar avroluk yatırım gerekecek. Bu, nükleere yılda yaklaşık 20 milyar avroluk yatırım anlamına geliyor.”

Avrupa Birliği’nde “temiz enerji” etiketi vurulmuş yeni nükleer santrallerin kurulabilmesi için gerekli düzenlemeler hazırlanıyorken, Ukrayna-Rusya krizinin daha ikinci gününün sabahında İtalya’nın RAİ devlet kanalında, uzmanların Avrupa’daki enerji krizinin çözümü için yeşil nükleer santrallerin kurulması yönünde “ikna edici” konuşmalar yapması tesadüf olmamalı.

Nükleer santrallerin kurulmasıyla ABD, Avrupa’nın enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya’ya olan bağımlılığı sorununu uzun vadede kesin olarak çözmüş olacak. Yanı sıra Amerikalı gaz ve silah tüccarları kârlarını artırmaya devam ediyor. Washington için tam bir “win-win” (her halükârda kazanma) durumu…

BİRGÜL GÖKER PERDİSA – BOLOGNA

FOTO: Lukáš Lehotský on Unsplash