Yalçın Baykul’dan sarsıcı açıklamalar: “Berlin Duvarı Türk tiyatrolarının üstüne yıkıldı”

Almanya’nın birleşmesi ile Türk tiyatrolarına verilen desteğin  bittiğini kaydeden Tiyatro Gazetesi’nin Almanya Temsilcisi Yalçın Baykul, “Berlin Duvarı adeta Türk tiyatrolarının üstüne yıkıldı” dedi.

YouTube

By loading the video, you agree to YouTube’s privacy policy.
Learn more

Load video

Berlin-İstanbul sanat hattında bir süredir Türkçe bir tiyatro gazetesi var. Türkiye’de 2007 yılından bu yana okurla buluşan Tiyatro Gazetesi, Almanya Temsilcisi Yalçın Baykul ve ekibiyle Avrupa’daki tiyatro dünyasından haber ve analizleri aktarıyor.

Türkiye’de sanatçılara verilen ”Anadolu Tiyatro Ödülleri”ni uluslararası boyuta da taşıyan Tiyatro gazetesi Almanya’da 2020 yılında Berlin’in GRIPS tiyatrosuna bir ödül  verdi. 

Tiyatro Gazetesi’nin Türkiye’de 45 ilde temsilcilikleri mevcut ve günümüzde tirajları dibe vuran ulusal gazetelere baktığımızda beş bini aşkın tirajı ile yola başarıyla devam etmesi dikkati çekiyor.Tabii, Türkiye’de…

Yeni Posta gazetesinin YouTube kanalındaki “Avrupa Gündemi” programında konuşan Yalçın Baykul, Almanya’daki Türk tiyatrolarının 60 yıllık göç geçmişine rağmen varlık göstermeyi başaramadığını ve Alman tiyatro dünyasında kaale alınmadığını ileri sürdü.

Almanya’da neredeyse hemen her şehirde kurulan Türk tiyatro topluluklarının büyük bir bölümünün amatörlükten ileriye gidemediğini, bununla birlikte Türkiye kökenli Alman siyasetçilerin de Türk tiyatrolarını, sinemalarını ve sanatı destekleyen kültür politikalarını üretmediklerini bildiren Baykul, Alman tiyatrolarına giden üçüncü ve dördüncü kuşağın sayısının ise arttığına işaret etti.

Türkiye’den beyin göçüyle çok sayıda yetenekli sanatçının Almanya’ya geldiğini, bunun da Almanya’daki Türk tiyatrosu için umut verici olduğunu dile getiren, aynı zamanda tiyatro pedagogu da olan gazeteci Yalçın Baykul’un aktardıklarından satırbaşları şöyle:

TİYATRO İLE İNSANIMIZ “SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VAR” DİYOR

Avrupa’daki Türklerin tiyatroya ihtiyacı, gerçekte tiyatronun işlevi ile bağlantılı bir konu. Tiyatro, hayatın provası. İnsanlar da kendilerini ifade etmek istiyorlar, “Söyleyecek sözümüz var, dinleyin” diyorlar. Tiyatro ile hayata müdahale etmek istiyorlar. Göçmenlerin geldiği ilk yıllarda işçi tiyatrosu ile işe başlandı. İkinci, üçüncü kuşağın dil, eğitim ve kültür düzeyi arttıkça başka mecralara taşınmış durumda. Birçok türde tiyatro yapan gruplar var. Devamı gelecek.

“TÜRKİYE’DEN BÜYÜK GÖÇÜN ALMANYA’DAKİ TİYATROYA YANSIMALARI OLACAK”

Türkiye’den büyük bir göç var. Özellikle sanatçılar arasında var. Bunun yansımaları olacak elbette. Almanya’daki Türk tiyatrosunun araştırılmasına, kaleme alınmasına ve tezler yazılmasına önayak olanların arasındayım. Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi’ni bitirme tezim ise Almanya’daki Türk tiyatrosu, özellikle Berlin’deki Türk tiyatrosu.

Sanat alanında çeşitlilik her zaman güzellikler getirir. Yıllardan beri var tabii çalışmalar. Türk tiyatrosunun bunca emeğe ve zamana rağmen varlık gösteremediğine ne yazık ki tanık oluyoruz. Amatör olmaktan öteye gidemiyor.

“BERLİN’DE DOĞRU DÜRÜST TÜRK TİYATRO SALONU YOK”

Öte yandan Berlin’de doğru dürüst Türk tiyatro salonu yok. Tiyatro 28’in koltuk sayısı 100, Tiyatrom’un 99 koltuğu var. Gerçek anlamda destek de alamıyorlar. Arkadaşlar kişisel çabalarıyla güzel işler yapsalar da, Rus Tiyatrosu, Polonya Tiyatrosu, Musevi Tiyatrosu’ndan Latin Tiyatrosu’ndan söz ediyoruz ama Türk tiyatrosunu kaale alan yok. Oysa böyle bir kentte opera, deneme sahneleri, tiyatroları olur, ama bizim çocuk tiyatromuz bile yok.

“POLİTİKACILARIN TÜRKÇE TİYATRO KAYGILARI YOK”

Politikacıların Türkçe tiyatro kaygıları yok. Bizim Türkiye kökenli siyasetçilerin de böyle talepleri olmadığı gibi sanatçılardan da böyle bir talep yok. Maxim Gorki Tiyatrosu’nda da böyle bir pozitif ayrımcılık yok. Türkiye kökenli sanatçılara daha fazla kapılarını açmalarını beklerdik. Daha çok antisemitizm konusuna ağırlık veriyorlar. Birlik’90 / Yeşiller ve Sol Parti’deki siyasetçilerimizden kültürel örgütlenmeyi destekleyen politikalar üretmelerini ve tiyatro, sinema konusuna odaklanmalarını istiyoruz.

AYDIN ENGİN’İN “DÜĞÜN DERNEK KREUZBERG” OYUNU DÖNÜM NOKTASI

Almanya’da Türklerin göç boyunca sahnelediği oyunlardaki dönüşüme bakalım. İlk yıllarda Türkiye’den ithal konular sahneleniyordu, dramatik öyküler vardı. Ta ki 1990 yılında Aydın Engin “Düğün Dernek Kreuzberg” adlı oyununu yazana kadar. Berlin’deki Türk tiyatro tarihinin de en başarılı oyunudur. Aylarca hem Almanya’da hem de Avrupa turnesinde kapalı gişe oynadı. Levent Beceren, Barış Eren, Atilla Cansever, Tayfun Kalender, Selçuk Sazak, Yekta Arman, Yalçın Güzelce ve İclal Aydın gibi efsanevi isimler vardı.  Onlar gittikten sonra Berlin’deki tiyatro çalışmaları çöktü diyebilirim.

FAZIL SAY’LA “GETTO MÜZİKALİ” YAPTIK

90’lı yıllarda işte ilk defa böyle bir şey başladı. O dönemde ben de Fazıl Say ile “Getto Müzikali“ni yapmıştım. Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde bitirme tezimdi. Fazıl Say işte o müzikalin olduğu akşam Amerika’da en iyi bestekâr ve piyanist ödülünü almıştı.

89’dan hemen sonra Kreuzberg’de  gençlerin çeteleşmesi, Neonazilere karşı savunmalarını ve örgütlenmelerini ele alan bir oyundu. Çok ilgi gördü. Fazıl Say o zaman daha Fazıl Say değildi, burslu öğrenciydi.

DUVARLARIN YIKILMASINDAN BU YANA TÜRK TİYATROSU BAŞINI KALDIRAMADI

Daha sonra müzikal komedi türünü sürdürmeye çalıştım, ama duvarların yıkılması ile bize olan destek de bitti. Türkiye kökenlilerin tiyatro başarısızlığı Alman devletinin kültür politikaları ile de bağlantılı, o Soğuk Savaş döneminde gösterdikleri desteği göstermediler. Ve hâlâ Türk tiyatroları başını kaldırabilmiş değil. Berlin Duvarı adeta Türk tiyatrolarının üstüne yıkıldı.

“İNSANIMIZIN TİYATRO İLE İYİLEŞMEYE İHTİYACI VAR”

Kısa bir süre önce Dünya Anadilleri Günün kutladık. Buradaki İnsanların Türkçe, Kürtçe, Azerice gibi anadillerinde tiyatro yapma hakları var. Ancak vergiler tiyatro, sanat merkezi olarak, gerektiği gibi Türk toplumuna geri dönmüyor. Oysa tiyatronun dönüştürücü, geliştirici ve iyileştirici etkisine inanıyorum. Bizim insanımızın buna ihtiyacı var. Tiyatronun her katmanının her insana ulaştırılması gerekiyor. “Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum.” Çocuklar da öğrenmeli ve sahneye çıkmalılar.

“TÜRKİYE’DEKİLER BURADAN HABERSİZ”

Diğer taraftan Türkiye’dekiler Avrupa’daki Türkiye kökenlilerin tiyatro çalışmalarından ve elbette Avrupa’daki sanat dünyasından çok da haberdar değil ne yazık ki.

21’inci yüzyıl tiyatrosunun geldiği aşamayı Tiyatro Gazetesi ile Türkiye’ye aktarmaya çalışıyorum. Bizim tiyatroculara ufuk açacak oyunları izleyip anlatmaya özen gösteriyorum.  

“AY, CARMELA’YI ÇEVİRDİM, BALIKLAMA ATLADILAR”

Berlin Ensemble’da işte o izlemeler esnasında insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden olan Franco rejimi döneminden bir kesit sunan, Jose Sanchis Sinistera’nın “Ay, Carmela” adlı oyunu ile karşılaştım. Bunu mutlaka Türk izleyiciyle, Türk okuruyla bulaştırmalıyız diye, Türkçeye çevirdim. Hem de bir gecede. Türkiye’ye gönderdim Rutkay Aziz, Genco Erkal, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter adeta balıklama daldılar. Halen şehir tiyatrolarında oynuyor. Hâlâ en fazla ekmek yediğim çeviridir. Türkiye’de de oyuncu adayları arasında özellikle kadın oyuncu adayları arasında konservatuvara giriş sınavlarında en çok oynanan, denenen oyun olduğunu öğrendim. Bu beni çok sevindirdi ve gururlandırdı.

GRİPS TİYATROSU’NA ANADOLU TİYATRO ÖDÜLÜ

Dünyanın en önemli çocuk ve gençlik tiyatrosu GRİPS Tiyatrosu’na bir ödül verilmişti. Kreuzbergli çocuklarla birlikte giderek Anadolu Tiyatro Ödülleri’ni verdik. Çok mutlu olduğumuz bir andı. Son 3 yıldır Tiyatro Gazetesi uluslararası alanda da ödüller vermeye başladı.

“ÖNCEKİ KUŞAKLAR ALMANCA BİRÇOK SANATI YOK SAYIYORLAR”

Diğer taraftan üçüncü ve dördüncü kuşak, Alman oyunlarına ilgi gösteriyorlar, merak ediyorlar. Ancak daha önceki kuşaklar Almanca birçok sanatı yok sayıyorlar. Türkçe sunulan eserlere de medyatikse, gişe anlamımda çok kabul gördüğüne inanıyorlarsa ilgi gösteriyorlar.

“Düğün Dernek Kreuzberg” oyununa o yıllarda hayatında ilk kez giden teyzeler, amcalar vardı.

SINIR TANIMAYAN SANATÇILAR GİRİŞİMİ KURULUYOR

İnanılmaz yetenekli sanatçılarımızla, beyin göçü ile gelenler ile umutlarımız çoğalıyor. “Grenzenlos Kreativ” (Sınır Tanımayan Sanatçılar Girişimi) çatı örgütünü kurma aşamasındayız. Sadece Türkiye’yi değil Suriye, Afganistan, Afrika gibi sorunlu bölgeleri de kucaklamayı hedefleyen bir örgütlenmenin içindeyiz. Bunu yapmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bunalımlı bölgelerdeki sanatçılara el uzatıp, kurtarmayı planlıyoruz. Onların gelişleri ile buradaki sanatsal düzeyin yükseleceğine inanıyorum.

GÖÇMEN SANATÇI KAMPI

Göçmen sanatçı kampı da kurmayı istiyoruz. Gelenlerin kalacak yeri olmuyor, yiyecek ekmek bulamıyorlar, iş de bulamıyorlar.

Diğer taraftan Tiyatro Gazetesi’ne Avrupa’nın birçok noktasındaki Türkiye kökenli sanatçılardan gelecek yazıları ise sevinerek sayfalarımıza taşımak isteriz. Kapımız sonuna kadar açık . 21’inci yüzyılın tiyatrosunun sesini soluğunu hissetmek ve duyurmakla yükümlü. www.tiyatrogazetesi.de adresindeki portalımızı da Avrupa için yayına hazırladık.”

IŞIN ERTÜRK – BERLİN