“Yazmayacaksın ulan!” diyorlar ama: Erk Acarer yalnız değildir!

“Yazmayacaksın ulan!” diyorlar ama: Erk Acarer yalnız değildir!
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Berlin’de Erk Acarer’e yapılan saldırı, gazeteci Gürsel Köksal’a göre, bu tür girişimlerin artık yeni bir boyut aldığının göstergesi. Köksal, BirGün’deki yazısında, “Bu saldırıların ve tehditlerin ortak noktası, hedef alınan kişilerin Türkiye‘deki anti-demokratik sisteme muhalif olmaları ve bunu bir biçimde ifade etmeleri. Tabii aralarında Erk Acarer gibi muhalif tutumları ve bu doğrultudaki çalışmaları nedeniyle Türkiye’de yaşayamadıkları için yurtdışına çıkmak zorunda kalanlar da var” diyor ve Acarer’in boyun eğecek gazetecilerden olmadığını hatırlatıyor.

”Yazmayacaksın ulan” diye bağırıyormuş arkadaşımız Erk Acarer’i Berlin’de evinin önünde darp eden saldırganlar.

Bir süredir Berlin’de yaşayan gazetemiz BirGün yazarlarından Erk Acarer, evinin bulunduğu binanın avlusunda üç kişinin saldırısına uğradı. Saldırıyı büyük bir şans eseri hayati riski olmayan yaralarla atlatan arkadaşımıza ve ailesine büyük geçmiş olsun diliyoruz.

Acarer ilk açıklamaları saldırının hemen ardından ve tedavi için götürüldüğü hastaneden çıktıktan sonra sosyal medya üzerinden yaptığı için olayın boyutu hakkında bilgi edinebildik. Saldırganlar “yazmayacaksın ulan!” diye bağırıyorlarmış.

Böylece Türkiye’deki muhalif gazetecilere yönelik saldırıların bir benzerini Almanya’da da yaşamış olduk.

Erk Acarer’i yazılarından, kitaplarından tanıyanlar hiçbir gücün onu şiddet yoluyla susturamayacağını bilir tabii. O da saldırıdan sonra yaptığı açıklamada bunu tekrar hatırlattı: “Şunu söylemeliyim ki hiçbir şey anlayamamışlar. Zira biz kendimiz rahat edelim diye değil, çocuklarımız rahat etsin diye yola çıktık. Bu yüzden gazetecilik yapıyoruz.”

SALDIRILARIN YENİ BOYUTU

Türkiye’deki araştırmacı gazeteciliğin en üretken isimleri arasında yer alan Acarer, bir süredir Berlin’de yaşıyor ve çalışmalarını buradan sürdürüyor.

Aslında Almanya’da yaşayan Türkiye’deki anti-demokratik yönetime muhalif olanlara yönelik saldırılar yeni bir şey değil.

Çok sayıda gazeteci, politikacı ve bilim insanının, sporcuların, sanatçıların, sendikacıların ya da siyasetle doğrudan ilişkisi olmayan insanların sokak ortasında ya da sosyal medya üzerinden saldırıya uğradığı, ölüm tehditlerine maruz kaldıkları bilinen bir şey. Yeşiller Partisi eski eşgenel başkanlarından Cem Özdemir başta olmak üzere birçok kişinin kendilerine yönelik tehditler yüzünden polis koruması altında olduğu da.

Bazılarının da haklarında yapılan asılsız, haksız, kanunsuz ihbarlar nedeniyle tatil ya da başka nedenlerle Türkiye’ye gittiklerinde büyük sorunlarla karşılaştıkları da biliniyor.

Bu saldırıların ve tehditlerin ortak noktası, hedef alınan kişilerin Türkiye‘deki anti-demokratik sisteme muhalif olmaları ve bunu bir biçimde ifade etmeleri. Tabii aralarında Erk Acarer gibi muhalif tutumları ve bu doğrultudaki çalışmaları nedeniyle Türkiye‘de yaşayamadıkları için yurtdışına çıkmak zorunda kalanlar da var.

Şimdi bu saldırıların yeni bir boyut aldığını görüyoruz. Artık hakaret ve tehditlerle yetinmeyip, bizzat şiddet yoluyla susturmaya çalışıyorlar.

ALMAN GAZETECİLER BİRLİĞİ’NDEN TEPKİ

Berlin’deki olayı soruşturan polis, Erk Acare’den saldırganlar ve saldırının nedenleri hakkındaki bilgilerini şimdilik kamuoyunda paylaşmamasını istemiş. Ancak Acarer’in ilk açıklamaları zaten olayın boyutlarını ve ardındaki güçleri gösteriyor. “Bu İslamcı, faşist, AKP-MHP iktidarına karşı yazdığımız, söylediğimiz her şeyin doğru olduğunun bir ispatıdır, sağlamasıdır” diyor.

Almanya‘daki en büyük gazeteci örgütlerinden DJU (Alman Gazeteciler Birliği), olayın hemen ardından yayınladığı açıklamayla Acarer ve onun gibi Türkiye’de gazetecilik yapamadığı için Almanya’da yaşayan gazetecilerle dayanışmanın değerli bir örneğini verdi.

Açıklamasında Almanya‘da sürgünde yaşayan gazetecilerin bundan önce de takip ve tehdit edildiklerini, saldırıya uğradıklarını hatırlatan DJU’nun federal yönetiminden Monique Hofmann şöyle diyor:

“Ülkemize sığınan gazetecilerin kendileri va aileleri için endişe duymak zorunda kalmaları hepimiz için bir alarm sinyalidir. Sadece etkin bir cezai takibat ve saldırının arkasındaki nedenlerin soruşturulmasıyla, medya çalışanlarının ülkelerinden ayrılmalarına neden olan tehditlerin burada da devam etmesine engel olabiliriz.”

Almanya güvenlik güçlerinin göçmenlere yönelik saldırılar ve tehditler konusunda çok başarılı olmadığını son yıllardaki olaylarda gözledik. Umarız bu soruşturma da öncekiler gibi başarısız olmaz.

Bu saldırının hedefi sadece Türkiye’deki muhalif basın değil. Aynı zamanda Almanya’daki özgürlükler de hedefte. Türkiye’de yaşayamaz ve çalışamaz hale gelen bir araştırmacı gazeteciyi orada susturamayanlar, Almanya’da susturmaya kalkışıyorlar.

Alman kamuoyunun da bunu böyle görmesi gerekli. DJU’nun ve bazı politikacıların açıklamaları ilerici kesimlerin Türkiye’deki iletişim özgürlüğü mücadelesine Almanya’dan katılanların yalnız kalmayacağının işaretlerini veriyorlar.

Saldırıyı kınamak ve Acarer’le dayanışmak amacıyla başta BirGün okurları olmak üzere Berlin’de sokağa çıkanların mesajı da öyle. Onların 1980 yılında Berlin’de faşistler tarafından bıçaklanarak öldürülen devrimci sendikacı Celalettin Kesim’in anıtı önünde dile getirdikleri mesajlarını burada da tekrarlayalım:

“Özgür basın susturulamaz, Erk Acarer yalnız değildir!”

GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT

KAYNAK: www.birgun.net

GÖRSEL: designaire / Pixabay.com