Yeşiller’de düşen yaz tansiyonu: Çanlar Viyana ve Hessen modeli için mi çalıyor?

Yeşiller’de düşen yaz tansiyonu: Çanlar Viyana ve Hessen modeli için mi çalıyor?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Avrupa’nın lokomotifi Federal Almanya’da genel seçimlere üç aydan az bir zaman kaldı. Başbakan Angela Merkel’in bu görevini seçimden sonra da aylarca sürdürebileceği, çünkü yeni bir koalisyon kurulmasının zor olduğu konuşuluyor. Hollanda ve Belçika örnekleri var. Yeşiller’in ülke yönetimine ortak olmasına artık kimse itiraz etmiyor. Ama salgın ve kriz ortamında, büyük sermaye ve yerleşik siyaset, “Yeşil başbakanı” şimdilik macera gibi görüyor.

Yeni kamuoyu araştırmaları, Federal Almanya’da genel seçimlere 11 hafta kadar bir süre kala, nisan ayındaki korkulu rüyaları unutturacak sonuçlar vermeye başladı.

İki yeni anket, Yeşiller Partisi’nin epeydir sıçramalı yükselişten gerileme aşamasına bir geçiş yaptığını gösterdi. Bu arada birkaç ay önce yüzde 13-14 bandına kadar düşen SPD’nin az da olsa toparlanma belirtileri gösterdiği saptandı. Toparlanma dediğimiz de, yüzde 1-2’lik bir artış.  

INSA araştırma şirketine göre, bu pazar seçim olsa Hıristiyan demokratlar (CDU/CSU) oyların yüzde 28’ini alabilecek, Yeşiller Partisi ise yüzde 18’de kalacak. Ancak daha başka araştırma kuruluşlarına göre, Yeşiller yüzde 20’ye ulaşıyor. Gerçi ülkenin ikinci büyük partisi yine Yeşiller olacak, ama nisan ayı sonundaki büyük sıçramanın yerini giderek daha düşük oranlara bıraktığı gözleniyor. SPD, yine INSA’ya göre, yüzde 17, liberal FDP ise yüzde 12 civarında bir oy toplayabilecek. AfD’nin tüm kamuoyu araştırmalarında yüzde 10 bandına yerleşmeye başladığı anlaşılıyor. Sol Parti ise yüzde 7 bandında kalıcı olacak gibi.

KORKULU NİSAN RÜYASI

Bu rakamlar nisan ayında Annalena Baerbock başbakan adayı ilan edildiğinde çok farklıydı. Forsa araştırma şirketinin RTL ve n-tv için yaptığı 20 Nisan tarihli ankette, Yeşiller yüzde 28 ile ilk parti olmuş, CDU/CSU ise yüzde 21 ile ikinci sıraya düşmüştü. SPD yüzde 13, FDP yüzde 12, AfD de yüzde 11’de kalmıştı. Sol Parti o zaman da yüzde 7 bandındaydı.

Yeşiller’deki gerilemeye “acemi başbakan adayı” Annalena Baerbock’un son haftalardaki hatalarının neden olduğunu ileri sürenler var. Ancak buradaki ana akım medya, bir ara frenlenemeyeceğinden korkulan Yeşil yükselişi durdurmak için büyük çaba harcıyor. Yeşiller’e hükümeti kurma ve başbakan olarak ülkeyi yönetme sorumluluğu verilmemesi için her türlü argümana başvuruluyor. Bu, Yeşiller, Alman siyaset sınıfının bütün taleplerine aynen sahip çıkmasına, hatta silah ihracatı, NATO gibi konularda muhafazakârları bile tedirgin edecek bir “aculluk” göstermesine rağmen, yapılıyor. Partinin kuruluşundaki ilişkilerden çoktan “firar ettiği” bilinmesine, Hıristiyan demokratlarla sosyal demokratlar arası bir neoliberal iklim fanatizmini program olarak sunmaya çalışmasına rağmen, eğilim böyle. Büyük sermaye ve derin siyaset bir endişe içinde.

Kriz, giderek derinleşiyor ve ortada sadece salgın nedeniyle karışan bir siyasal iklim yok. Sarsılan Avrupa ekonomisinin ayakta kalabilen birkaç ülkesinden biri Almanya. Elbette en güçlü ve birinci sırada. Ama giderek yayılan enflasyon korkusu ve negatif faiz baskısı yayılıyor. Nitekim ülkenin önde gelen muhafazakârlarından, Federal Anayasa Mahkemesi eski üyesi Prof. Dr. Paul Kirchhof, cumartesi günü Die Welt’in birinci sayfasında pek olumlu bir tablo çizmedi. Önerdiği vergi politikasıyla Angela Merkel’e 2005’te seçim kaybettirdiği bilinen Kirchhof, bugün çekildiği köşesinden, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve bu arada Berlin’e ağır eleştirilerde bulundu. ECB’nin izlediği negatif faiz politikasına bir son verilmesini, bunun anayasaya aykırı olduğunu, negatif faizin iktisat politikasını ve fiyat istikrarını tehdit ettiğini ileri sürdü.

Bu, bir türlü üstesinden gelinemeyen bir krizin, muhafazakâr bir vergi hukukçusunun ağzından itirafı olarak da yorumlanabilir.

YEŞİLLER HÜKÜMETTE OLSUN, AMA BAŞBAKANLIK VERİLMESİN

İşte bu kriz ortamında, Yeşiller’e başbakanlık dizginlerinin verilmemesi için, özellikle ana akım medya tüm kanatlarıyla canhıraş bir çaba içinde bulunuyor. 26 Eylül’e doğru her şey tersyüz olabilir. Avrupa’nın en zengin ülkesinde de saatler eskisi gibi çalışmıyor. Krizin saatleri sarstığı anlaşılıyor.

Belki de Yeşiller Eşbaşkanı Robert Habeck, bunun için, dikkatli bir dille bu adaylığın Baerbock’a verilmemesi için çalışmıştı. Bu rüzgara direnebilecek yelkeni bulunmuyor gerçekten de genç Yeşil kadının. Ama bunu Habeck ve Cem Özdemir gibi “gerçekçiler” başından itibaren biliyordu ve önlem üstüne önlem için özellikle medyada çalışıyorlar. Cem Özdemir’in Yeşiller ortaklığındaki bir federal hükümette sadece Ulaştırma Bakanlığıyla yetineceği ise bu politikacıyı ve hırslarını hiç tanımayanların aceleci bir saptamasıdır. “Realoslar”, genç kuşaktan da federal hükümette maliye bakanlığı falan konuşulan Danyal Bayaz, bütün bunların farkındaydı.

Her neyse…

Viyana’daki Hıristiyan demokratların küçük ortak olarak Yeşiller ile koalisyonu, bu arada Hessen’de de Yeşiller’in küçük ortak olarak yıllardır süren hükümet sorumluluğu, Federal Almanya düzeyinde bir deneyime dönüşecek gibi. Dizginlerin CDU/CSU’da kalması, o olmazsa SPD ve FDP’li bir hükümette Yeşiller yükselişine bir fren getirilmesi hesapları var. Bu çabaların ne sonuç vereceğini bilen yok.

Yeşillerin biraz daha törpülenerek bir sonraki seçime, belki de erken bir seçime hazırlanması mı isteniyor acaba? Öyle gibi…

Ne olursa olsun, önümüzdeki haftalar Türkiye’nin de göbeğinden bağlı olduğu Federal Almanya’da, 26 Eylül’den sonraki aylar da Fransa’da yeni siyasal iklimlere, hatta fırtınalara neden olabilir.

YENİ POSTA – BERLİN 

FOTO: ArtRose / Pixabay.com