Yeşiller’in iktidar yürüyüşü: Radikal bir karşıtlıktan sistemin en önemli parçası olmaya doğru mu?

Yeşiller’in iktidar yürüyüşü: Radikal bir karşıtlıktan sistemin en önemli parçası olmaya doğru mu?
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Gazeteci Gürsel Köksal, kısa bir süre öncesine kadar Hıristiyan demokratları bile geride bırakabileceği kamuoyu araştırmalarına kadar yansıyan  Yeşiller’in uzun iktidar yürüyüşünü yazdı. Köksal’ın BirGün’deki yazısına göre, Berlin’de 26 Eylül sonrasında kurulacak kabinede başbakanlığı Yeşiller Partisi adayının üstlenmesi, anketlerdeki anlık gerilemeye rağmen yine de mümkün.

Yeşiller partisi Almanya’da 1980 yılında kurulduğunda, düzenledikleri protestolarda yüzbinlerce insanı sokaklara dökebilen, ancak genellikle birbirinden bağımsız hareket eden yüzlerce çevreci, barışçı, antifaşist grubun ve o dönem sosyalist ülkelerde iktidarda olan komünist-sosyalist partilere eleştirel tavır alan çeşitli sol oluşumların çatı örgütüydü. 68 gençlik hareketinin ve parlamento dışı muhalefetin dinamizmi üzerinde yükselen Yeşiller Partisi, sadece Almanya’da değil, tüm dünyadaki kapitalizm karşıtlarının umudu oldu uzun bir süre. Reformcu dönüşümlerle demokrasinin sınırlarının genişletilmesini, çevrenin korunmasını ve silahlanmanın sınırlanmasını hedefleyen, uluslararası barış, kadın ve azınlık hakları için mücadele eden ilericiler, bu parti çatısı altında birlikte oldular.

ANNALENA BAERBOCK

Seçimlerde kısa sürede önemli başarılar elde ederek Almanya’daki çok partili sistemin önemli bir parçası oldular. 1983’teki genel seçimde yüzde 5’lik barajı aşarak ilk kez Federal Meclis’e (Bundestag) girdiler, 1985’te Almanya’nın en önemli eyaletlerinden Hessen’de sosyal demokratlarla ortak hükümet kurdular, yine sosyal demokratlarla kurdukları koalisyonla 1998-2005 yılları arasında tüm Almanya’yı yönettiler. Son 15 yıldır muhalefette, zaman zaman “ana muhalefet”teler. Ama aynı zamanda birçok eyalet hükümetinin ortağı olarak siyasi iktidarın parçası olmayı sürdürüyorlar. Son birkaç yıldır toplam 16 eyaletin, 10’unda koalisyon ortağı olan Yeşiller, 2011 yılından bu yana Almanya’nın en büyük eyaletlerinden Baden-Württemberg’in en güçlü partisi. Başbakan da, eyalet meclisi başkanı da onlardan.

Yeşiller şimdi de dört ay sonra gerçekleştirilecek genel seçimlerde yeniden merkezi hükümette yer almaya hazırlanıyorlar. Artık birkaç hafta önceki kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi güçlü değiller, ancak yine de önümüzdeki dönem Almanya’yı yönetecek koalisyon hükümetinin büyük ortağının Yeşiller olması olasılığı halen var.

Yeşiller’in siyasi başarılarında Çernobil (1986) ve Fukuşima (2011) facialarının çok önemli bir rolü var. Sovyetler Birliği ve Japonya’daki bu felaketlerden sonra gerçekleştirilen seçimlerde Yeşiller ciddi oranda oy patlaması yapmıştı. Ama mevcut sistemi eleştiren programları ve duruşları da etkili oldu bu başarıların elde edilmesinde.

Yeşiller günümüzde artık solda olan bir parti değil ama çevre korumadan, kadın-erkek eşitiğine, azınlık haklarına ilişkin birçok konuda ciddi kazanımlar onların sayesinde elde edildi.

BİR “İLKLER” PARTİSİ

Göçmen kökenli milletvekilleri, parti genel başkanları, bakanlar, büyükşehir belediye başkanları önce onların – ve de sosyal demokratların – saflarından çıktı. Artık aşırı sağcı parti AfD bile, biri kadın olmak üzere, eşgenel başkanlar tarafından yönetiliyor. Çevre koruma, iklim değişimi konuları onların sayesinde artık tüm partilerin gündeminde…

Yeşiller’in iktidara katılım macerasındaki ana ortağı sosyal demokratlar olmuştu ilk yıllarda. Yukarıdaki kazanımlar da bu ortaklık dönemlerinin ürünü esas olarak. Ancak her fırsatta “sosyal demokrasinin müzmin küçük ortağı” olmaktan kurtulmayı hedefliyorlardı. Yerel yönetimlerde Hıristiyan demokratlarla ve liberallerle ortaklıklara giderek bunun ilk adımlarını attılar. 2017’deki genel seçimlerde bunu federal düzeye taşımaya çalıştılar. Merkez sağ partiler ve liberallerle yürütülen koalisyon pazarlıkları olumlu sonuçlansaydı, o dönem partinin Eşgenel Başkanı olan Cem Özdemir’in Almanya’nın ilk göçmen kökenli Dışişleri Bakanı olması bile söz konusuydu.

Yeşiller, dört yıl önce liberal parti FDP’nin itirazları nedeniyle gerçekleşmeyen iktidar ortaklığı hedefine artık çok daha yakın. Birkaç hafta önce partinin federal başbakan adayı olarak genç bir kadını, eşgenel başkanlardan Annalena Baerbock’u (40) göstermelerinin ardından bir süre kamuoyu yoklamalarında birinci parti bile oldular.

Ancak daha sonra yaşanan bazı gelişmeler, parti yönetiminin işinin çok da kolay olmadığını gösteriyor. Son günlerdeki anketler Yeşiller’e seçmen desteğin gerilediğini, yeniden ikinci parti konumuna geldiklerini gösteriyor.

12-31 Mayıs tarihleri arasında yapılan anketler, Yeşiller’in bir dönem yüzde 28’e kadar çıkan oy oranının yüzde 21,5’a kadar gerilediğini, birincilik sırasındaki rakibi Hıristiyan birlik partilerinin (CDU-CSU) oylarının da yüzde 24’ten yüzde 27,5’a yükseldiğini gösteriyor…

Pazar günü Almanya’nın doğusundaki eyaletlerden Saksonya Anhalt’ta eyalet meclisi seçimleri yapılacak. Aşırı sağcı parti AfD’nin sandıktan birinci parti olarak çıkma şansı da var bu seçimlerde. Yeşiller de üçüncü büyük güç olmayı hedefliyorlar orada. Sandıktan büyük bir olasılıkla CDU-SPD ve Yeşiller koalisyonunu sürdürecek sonucun çıkması bekleniyor. Bakalım, Yeşiller’in federal düzeyde oy kaybına neden olan gelişmeler eyalette sandığa nasıl yansıyacak?

ANKET DALGALANMALARI

Almanya’da birkaç hafta önce kamuoyu yoklamalarında birinci parti olarak görülen Yeşiller, son anketlere göre az da olsa güç kaybederek, yeniden ikinci parti konumuna geldiler. Ancak oy kaybına rağmen sandıktan çıkacak tüm olası koalisyon seçeneklerinde anahtar parti konumundalar.

Bu durum devam ederse, Yeşiller Eşgenel Başkanı Annalena Bearbock’un eylüldeki genel seçimden sonra merkezi hükümetin başına geçme şansı azalacak. İkinci parti de olsalar, ağırlığı onlarda olacak bir başka koalisyon seçeneği daha olabilir. Partilerin sembol renkleri nedeniyle “yeşil-kızıl-kızıl” olarak adlandırılan yani Yeşiller-SPD ve Sol Parti’nin oluşturacağı bir koalisyon. Her birinin şu anki anketlerde görülenden birkaç puan daha fazla oy alması halinde yapılabilecek bu koalisyonda, en güçlü parti Yeşiller olacağı için Federal Başbakanlık koltuğuna da Baerbock oturabilir. Ancak Yeşiller, Sol Parti’nin uzlaşma mesajlarına rağmen bu seçeneğe uzak duruyor.

Peki birkaç ay boyunca birinci parti konumuna gelen Yeşiller neden güç kaybetmeye başladı?

Bu sorunun yanıtı parti yöneticilerinin son haftalardaki çıkışlarında gizli olabilir.

Özellikle eşgenel başkanlar Baebock ve Robert Habeck’la ilgili son gelişmeler bu partinin temel yönelimlerini önemseyen seçmenlerin bir bölümünü rahatsız ediyor.

Önce Baerbock’un son yıllarda milletvekili maaşının yanısıra kazandığı ek gelirleri beyan etmediği ortaya çıktı. Bu ek gelir, son zamanlarda Hıristiyan demokrat politikacıların bulaştığı yolsuzluk rakamlarının çok çok altında. Ancak kuruluşundan beri bu konularda duyarlı ve örnek bir tutum gösteren Yeşiller açısından ciddi bir sorun. Baerbock, partinin “federal başbakan adayı” seçilmesinden çok kısa bir süre sonra ek gelirlerini beyan etmediğini fark ettiğini açıklamış, bu durumu “aptalca bir ihmal” olarak değerlendirmişti. Ancak medyanın geniş biçimde yer verdiği bu “ilginç tesadüf” hem onun, hem de partinin inanılırlığına zarar verdi. Bu arada kamuoyu Cem Özdemir’in de ’aynı hata’yı işlediğini, kendi açıklamasıyla öğrendi. Bu da, var olan rahatsızlığı daha da arttırdı.

Merkezinde Yeşiller’in yer aldığı daha ağır bir skandal ise Hessen eyaletinde yaşandı. Yeşiller, 2014 yılından beri bu eyalette Hıristiyan demokratlarla hükümet ortağı. Hessen hükümeti, yani CDU ve Yeşiller, sağcı terör örgütü NSU’yla (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) ilgili dosyaların kamuoyuna açılması talebini reddetti. İkisi ölü, üç kişiden oluştuğu ileri sürülen bu örgütün 2000-2007 yılları arasında gerçekleştirdiği saldırılarda sekizi Türkiye kökenli göçmen olmak üzere 10 kişiyi öldürdüğü, onlarca kişiyi yaraladığı belirtiliyor.

Bu örgüt ve saldırıların halen aydınlatılmamış olması, ilgili istihbarat örgütleri ve güvenlik güçlerine yönelik ağır kuşkulara (işbirliği, görmezden gelme, ihmal ya da beceriksizlik gibi) yol açıyor. Binlerce kişinin imzasıyla katıldığı bir kampanya, son cinayetini Hessen’de işlediği ileri sürülen NSU’yla ilgili gizli tutulan dosyaların açıklanmasını hedefliyordu. Yeşiller, CDU’lu ortaklarıyla birlikte bu talebi bir kez daha reddetti ve söz konusu dosyaların 30 yıl daha gizli kalmasına karar verildi. Bu da aşırı sağla mücadele konusundaki iddialı olan Yeşiller’e olan güveni sarstı.

UKRAYNA’YA SİLAH

Bir diğer önemli skandal da eşbaşkanlardan Habeck’in başında askeri bir miğferle Ukrayna’da cepheden yaptığı açıklamalarla patladı. Başkan, başta ABD ve Polonya olmak üzere birçok transatlantik ittifak ülkesinin yoğun askeri destek verdiği Ukrayna’nın saldırgan Rusya karşısında çok zor durumda olduğunu, Almanya’nın silah vererek Kiew’e destek olması gerektiğini savundu.

Bu sadece Yeşiller’in programına değil, Almanya’nın yasalarına da aykırı bir talep. Savaş bölgelerine, savaşan taraflara silah yardımı ve satışı kesinlikle yasak. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkenin Almanya’dan silah talepleri, zaman zaman bu gerekçeyle tartışma konusu oluyor. Habeck, daha sonra tepkiler üzerine öldürücü silahlar değil de savunma amaçlı askeri malzemeleri kastettiğini ileri sürerek küçük de olsa geri bir adım attı. Ancak Yeşiller’in savaş ve çatışmaların, tarafların karşılıklı görüşmeleriyle önlenmesini savunan temel duruşunun tartışılması gerektiğini savunmaya devam ediyor.

Tabii bunların hiçbiri sürpriz değil.

Yeşiller’in parlamenter sistemde yer aldıktan sonraki tarihinde de partinin temellerini sarsan benzer olaylar yaşanmıştı. Örneğin Alman silahlı kuvvetlerinin NATO sınırları dışındaki ilk askeri operasyonu, 1999 yılında Yeşiller’in iktidar ortağı olduğu federal hükümetin kararıyla gerçekleştirilmiş, Alman ordusu Yugoslavya savaşına katılmıştı. Parti liderlerinden, dönemin Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’in bir kurultayda saldırıya uğramasına yol açan bu tutum değişikliği, zamanla içselleşti. Ancak Yeşiller’in silahlanma ve silah ihracatı konusundaki temel tutumları devam ediyordu.

Habeck’in Ukrayna’ya ilişkin çıkışına itirazların Yugoslavya savaşında olduğu gibi etkisini yitireceği söylenebilir. Ancak bu zaman alacaktır. Ve bu militarist çıkış, seçimlere kadarki dört aylık sürede etkili olabilir ve partinin bir miktar daha güç kaybetmesine yol açabilir.

Diğerleri kadar yıpratıcı olmasa da bir diğer skandal da partinin en güçlü olduğu Baden-Württemberg eyaletinde yaşandı. Yeşiller’in parlak isimlerinden, parti saflarından çıkan ilk büyükşehir belediye başkanı Boris Palmer (Tübingen, 2007), son yıllarda sık sık yaptığı gibi yine göçmen ve sığınmacıları dışlayan bir sosyal medya paylaşımıyla gündeme geldi. Parti üst yönetimi kendisini kınadı ve ardından “artık bardağı taşırdığı” gerekçesiyle partiden atılacağını açıkladı. Ama Palmer halen görevinde…

Tüm gerilemeye rağmen, Yeşiller’in önümüzdeki aylarda yeniden güçlenip, birinci parti olma şansı yine de var tabii ki.

GÜRSEL KÖKSAL – FRANKFURT

KAYNAK: birgun.net

FOTOĞRAFLAR: Achim Scholty auf Pixabay; AA; gruene.de