Yunanistan’daki müftü soruşturmaları ve yargılamalarına tepki

[Siyaset] Yunanistan’daki müftü soruşturmaları ve yargılamalarına tepki
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on email

Batı Trakya Türklerinin seçtiği müftülere yönelik soruşturmalar ve yargılamalara ilişkin bir açıklama yapan ABTTF Başkanı Halit Habip Oğlu, “Bu bir toplumu sindirme politikasıdır” dedi.

Batı Trakya Türklerinin seçtiği Rodop Müftüsü İbrahim Şerif aleyhine 2016 yılında Gümülcine’nin Alankuyu mahallesinde Batı Trakya Türk toplumuna mensup çocuklar için yapılan toplu sünnet törenine katıldığı ve törende Kuran­-ı Kerim ve dua okuduğu için “makam gaspı” iddiasıyla açılan ve 7 Ekim 2021 tarihinde Selanik 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesi öngörülen davanın duruşması, iddia makamı şahidinin mahkemede bulunmaması nedeniyle 8 Aralık 2021 tarihine ertelendi.

2017 yılından bu yana görülen dava savcılık tarafından Müftü Şerif’in toplu sünnet töreninde okumuş olduğu Kuran-ı Kerim ve dua ile resmi müftü gibi davranmak suretiyle “makam gaspı” suçu işlemiş olduğu iddiasına dayanılarak açılmıştı.

Konu ile ilgili olarak Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Başkanı Halit Habip Oğlu, şu açıklamayı yaptı:

“Bilindiği üzere Rodop Müftümüz İbrahim Şerif’e geçmiş yıllarda da ‘makam gaspı’ suçu isnat edilmiş, müftümüz ülkemiz Yunanistan’da bu davayla alakalı almış olduğu ceza nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuştu. AİHM, 1999 yılında aldığı kararında ülkemizin müftümüze vermiş olduğu ceza ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili 9. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti.

AİHM, söz konusu kararında ulusal mahkemelerin ‘makam gaspı’ suçunun işlendiğini yeterince temellendiremediklerini, bunun yanında her türlü farklılıkların korunmasının ve farklılıklara tahammül edilmesinin tüm demokratik toplumlarda bir zorunluluk olduğunu belirtmiş, bu bağlamda da her topluluğun kendi dini liderini belirlemede özgür olduğunu, müftümüzün almış olduğu cezanın ise onun dini lider olarak hareket edebilme hakkını engellediğini vurgulamıştı.

Müftümüz, sünnet törenine toplumuzun seçtiği müftü olarak katılmış olup bu davranışı kendisi hakkında daha önce verilmiş olan AİHM kararına da uygundur. Dolayısıyla AİHM’nin benzer konuda ülkemiz aleyhine verilmiş kararı varken müftümüzün yine ‘makam gaspı’ suçlamasıyla tekrar mahkeme huzuruna çıkartılmasının siyasi saiklere dayandığı aşikâr olup yapılan toplumumuzu korkutma ve sindirme politikasının bir aracıdır.

Kaldı ki, müftümüzün aleyhindeki bu son davada alacağı muhtemel bir ceza sonucunda tekrar AİHM’ye başvurması durumunda AİHM’nin ülkemiz aleyhine daha önceki kararına benzer bir karar vereceği açıktır. ABTTF olarak tüm dava sürecinde müftümüzün yanında ve destekçisiyiz.”

YENİ POSTA – WİTTEN